Irak ve yeni yeniçeriler!
9 Haziran 1826 yılında reformist bir sultan olduğundan ‘Adli’ lakabı takılan sultan İkinci Mahmud’a bağlı güçler İstanbul’un Sultanahmet Meydanında toplanan Sultan’a ve devlete kazan kaldırmış yeniçerilerle çatıştı. Zamanının korkunç gücü sayılan yeniçeriler 6 bin kayıp vererek büyük bir hezim
9 Haziran 1826 yılında reformist bir sultan olduğundan ‘Adli’ lakabı takılan sultan İkinci Mahmud’a bağlı güçler İstanbul’un Sultanahmet Meydanında toplanan Sultan’a ve devlete kazan kaldırmış yeniçerilerle çatıştı. Zamanının korkunç gücü sayılan yeniçeriler 6 bin kayıp vererek büyük bir hezimete uğradılar.
Ertesi gün, Sultan İkinci Mahmud, yeniçerilerin ilgasına ve askeri teşkilatının, lakap ve alemlerinin iptaline dair bir ferman yayınladı. Birçok tarihçi için, o gün ‘modern’ ve yeni Osmanlı devletinin ilk günü sayılır. Günümüzdeki zaman ve sıfat farklılıklarını göz önüne alarak, Irak’ın mezhepçi ‘Haşdi Şabi’ milislerinin Osmanlı Yeniçeri kuvvetlerinin, devletin sağlığı ve diriliği üzerindeki etkisi ve zararını aynısıyla yaptığını söyleyebiliriz!
Şii mezhebinden alınan söylemi ve Tahran’ın Humeynici aklıyla olan bariz organik bağı yüzünden ‘Haşdi Şabi’ milislerinin miladı ve ortaya çıkışı çok tartışmalı bir ortamda meydana geldi. Kurulum aşaması çok bariz mezhepsel ve ulusal çekişmelerin ortaya çıktığı bir atmosferde gerçekleşti.
Hadi el-Amiri’nin yoldaşı Ebu Mehdi el-Muhendis’in liderliğindeki ‘Haşdi Şabi’ günümüzde Şii partilerin liderlerinin elinde bir ‘politik kart’ veya kah mesafeli davrandıkları, kah kendinden saydıkları ve, zaman zaman, kullanabildikleri ‘siyasi koza’ dönüştü.
Bu liderlerden biri de Başbakan Haydar el-İbadi. İbadi, Irak Silahlı Kuvvetler Başkomutanı sıfatıyla ‘Haşdi Şabi Milislerinin politikaya alet edilmemesinin altını çizen’ ve çok tartışılan bir kararnameye imza attı. Kararnameyi ilginç kılan bir ayrıntı da, seçimin de etkisiyle, Sünnilere yakın görünmek amacıyla, milis genel komutanlığının, Haşdi Şabi Milislerini bazı Sünni kentlerin dışına çekilme kararı almasından sonra yayımlanmasıydı. Çoğu politik analiste göre, iki müttefikin, yani Amiri ve Maliki’nin, milisleri (geçici dahi olsa) geri çekme kararı, hem Sünni oyları kendilerine çekmeye yönelik, hem de ‘Sadr-İbadi’ ittifakına karşı bir hamledir.
Bununla birlikte, Haşdi Şabi ve liderleri kendilerini İbadi’den çok, ‘mücahit’ Hadi el-Amiri ve müttefiki Nuri el-Maliki’ye yakın sayıyor. Haşdi Şabi’nin İbadi’yi ‘İkinci bir dönem elde etmek amacıyla’ dış güçlere yağ çekmekle suçlaması ve konuyla ilgili yazılı bildiri yayınlaması da bunun en bariz göstergesidir.
‘Ebu’l Fadıl Abbas’ milislerinin lideri Evs el-Hafaci de yayınladığı bildiride, söz konusu yabancı güçleri açıkça dile getirmekten çekinmedi. ‘Washington’a endekslenmiş Irak’ın karar mekanizmasının yeniden özgürlüğüne kavuşması El İbadi Hükümetinin azledilmesinden geçer, başka yolu yok’ şeklinde bir bildiri yayınladı. El İbadi’nin, zamanında Haşdi Şabi elebaşlarına yakınlık kurmaya çalışması, Haşdi Şabi milislerinin dağıtılmasına şiddetle karşı çıkması ve milisler hakkında methiyeler düzmesine rağmen Haşdi Şabi liderleri bu bildirileri yayınlamıştır.
Konumuza dönelim, Haşdi Şabi’nin Osmanlının Yeniçeriyle karşılaştırılması bazılarını rahatsız edebilir, hatta şoke edebilir. Ama durum bundan ibarettir. Irak’ı başıbozukluktan ve ‘yeni Yeniçeri’ ağlarının’ otoritesinden kurtarmak istersek bu benzetmeyi kurmalıyız.
Osmanlı tarih kitaplarına göre, Yeniçeri Ağasının kendine has bir merkezi (ofisi) ve kendine bağlı birliklerinin de İstanbul’da ofisleri varmış ve bu kişi Osmanlı Devletinin en önemli devlet adamlarındanmış.
Yeni ağalarla eski ağalar birbirine ne kadar benziyor!