İran halkı uyanıyor… 2009 ve bugün

Dünya, geçen 8 yılda ne kadar değişti? Bugün dünya, İran’daki büyük gösterileri takip ederken şu anki protestolar, İranlıların 2009 yılında İran rejiminin baskısına karşı “Yeşil Hareket”i desteklemek için gösteri yapmaya çıktıkları zamanki dönemle kıyaslanabilir. 2011 yılında Arap protestoları, Suri

İran halkı uyanıyor… 2009 ve bugün

Dünya, geçen 8 yılda ne kadar değişti? Bugün dünya, İran’daki büyük gösterileri takip ederken şu anki protestolar, İranlıların 2009 yılında İran rejiminin baskısına karşı “Yeşil Hareket”i desteklemek için gösteri yapmaya çıktıkları zamanki dönemle kıyaslanabilir.  2011 yılında Arap protestoları, Suriye ve Yemen’deki savaş ve diğer gelişmeler patlak vermeden önce 2009 gösterileri, bütün bölge halkına kendisini empoze ettirmişti. O dönemde Ortadoğu, 2003 Irak savaşının ve eski ABD Başkanı George W. Bush’un el-Kaide örgütüne karşı başlattığı terörle mücadelenin sonuçlarına hala adapte olmaya çalışıyordu.  O zamanlar Ortadoğu bölgesi,  ABD’nin yeni başkanı olan Barack Obama’nın Filistinliler ve İsrailliler arasındaki barışı gerçekleştirmeyi başarabileceğini ve İsrail’in Arap topraklarını işgal etmeyi sonlandıracağını umuyordu.

Bugün, bölge farklılık arz ediyor ve bölgeyle birlikte İran değişti. İran, kendisini Irak ve Suriye’de genişlerken ve Yemen’de ise nüfuzunu yaymaya çalışırken buldu. Beyaz Saray’daki ilk yılında barış sürecinden vazgeçen ve diplomatik zafer gerçekleştirmek için İran’a yönelen Obama’nın çabaları sayesinde Tahran, 1979’dan beri diğer zamanlardan daha çok uluslararası çıkarların bir parçası haline geldi. Avrupa’nın büyük şirketleri servet getiren İran sözleşmeleriyle ilgili rekabete girerken nükleer anlaşma, İranlı ve Amerikalı yetkililerin 30 yıldan daha fazla süredir kesilen kanalları açmalarını sağladı. Hiç şüphesiz ABD Başkanı Donald Trump’ın seçilmesi, Washington’un bu açılımların bazılarından vazgeçeceği anlamına geliyordu. Fakat nükleer anlaşmanın sonuçları hala geçerli.

2009 protestolarına dönecek olursak bu protestolar, farklı nedenlerden dolayı başarısız oldu. Bu sebeplerin başında İran rejiminin pazarlık yapmaya hazır olmaması geliyor. Aksine açıklamalar dışında dış muhasebe olmaksızın İran, isyancılara karşı şiddet ve baskı kullanmaya hazırdı. Fakat bu gösterilerin tanıdık liderleri vardı: Cumhurbaşkanlığına aday olan Mehdi Kerrubi ve Mir Hüseyin Musevi. Bugün ikisi de (Musevi’nin eşi Zehra Rahneverd ile birlikte) hala ev hapsinde tutuluyorlar. Bu ikisi sayesinde o gösterilerin hala rejimin oğullarının komutasında olduğunu bilmek mümkündü. Zira onlar, bu gösterilerin örtüsü altından çıktılar.

Bugün ise, herhangi İranlı siyasi bir şahsiyetin ismini şu anki intifadayla ilişkilendirmek mümkün değildir ki bu intifada, İranlıların daha iyi bir yaşam hayal ederek 2017 yılına veda etmelerine neden oldu. Ancak İranlılar, bu intifadanın başarısız olacağını seziyorlar. İran içerisinde bu yeni hareketin bilinen bir komutasının bulunmaması kesin bir başarısızlık anlamına da gelmiyor. Fakat bu, durumları daha karışık hale getiriyor. Ayrıca bu yeni hareket, gösterilerin belirli bir siyasetçiye ya da belirli bir yönteme karşı değil, aksine İran rejiminin bizzat kendisine vurduğuna dair net mesajlar taşıyor.

Tabi İran’daki şahinler, genel öfkenin bütün rejime yönelik değil de İran Cumhurbaşkanı Hasan Ruhani hükümetine yönelik olduğunu göstermeye çalışıyorlar. Ancak gösterilerden sızan yüzlerce kayıtlar, İranlıların İran rejimini hatta İran devrimi lideri Ali Hamaney’i eleştirdiklerini gösteriyor. Bu da şu anki gösterileri 2009 yılındaki protestolardan farklı kılıyor. Zira 2009 yılındaki gösteriler, Cumhurbaşkanı Mahmud Ahmedinejad’a karşı yapılmıştı. Ayrıca sloganlar; İran ekonomisi, geçen yılın son çeyreğinde yüzde 9,6’ya ulaşan enflasyondan sıkıntı çekerken, geçen yaz temel ihtiyaç maddelerinin fiyatları yaklaşık yüzde 13,9’a yükselirken askeri sanayiye milyonların harcandığı ve bilinmeyen sayıda İranlı askerlerin ölmesine neden olan İran’ın bölgesel politikalarından bahsetmiyordu.

İran Devrim Muhafızlarının Suriye’den çekilmesini ve Gazze’ye müdahale edilmemesini isteyen sloganlar, geçen hafta gösterilerde atılan ve dikkat çeken sloganlar arasındaydı. İran halkı, Tahran’ın üzerinden yaptırımların kalkmasından yararlanmayı beklerken Irak ve Suriye’de istediğini yapan silahlı unsurlara ve silahlı güçlere yapılan harcamanın artmasıyla birlikte kendisini bu durumdan istifade edemez bir halde buldu.

Bu, hem İran hem de bölge için son derece önemli bir andır. Ruhani’nin “Bu, hiçbir şey değil” şeklindeki ifadesinin iki olası açıklaması var: Ya Ruhani, meydana gelen olayların ciddiyetini biliyor ve bundan dolayı bu olayların etkisini azaltmak istiyor ya da Ruhani, halkının mizacını anlama gücünü gerçekten kaybetti. Ruhani, bir röportajında ülkesinin güçlerinin Suriye’de rejime karşı isyan edenleri bastırmak için Suriye’de savaşırken sokağın ülkedeki ekonomik durumlara karşı öfkesinin kabul edilmesi gerektiğini söylemesi dikkat çekici bir şeydir.

İran’ın içi karışık. Gençlerin ve protestocuların zihinlerinde dönen şeyler hakkında analizler ortaya atmakta acele etmek saçmalıktır. İranlı kadın analist Keso Niya, İran’da cereyan eden olayları anlamaya çalışanların çoğunun Tahran’a yoğunlaştığına işaret etti. Oysaki gelişmeler başkent dışında özellikle de ekonomik krizden ve kenara itilmişlikten sıkıntı çeken köy ve şehirlerde meydana geldi. Protesto hareketini komuta edenler, köy ve şehirlerdir. Bugün 9. gününe giren protestoların Tahran, Meşhed, Kirmanşah ve Ahvaz’a kadar genişlemesi, gösteri dalgasının önümüzdeki yılda ülkede ve bölgede büyük bir yankısının ve etkisinin olacağını gösteriyor.

2009 yılında meydana gelen olaylardan farklı olarak başka bir faktör bulunuyor.  Bu faktör, çok sayıda yabancı gazeteci ve muhabirlerin Tahran’da bulunmamasıdır. Uluslararası ajanslardan sadece Fransa haber ajansına ait bir ofis bulunuyor. Ayrıca yabancı gazetelerin çoğu, tutuklamalardan ve istihbarat servislerine çalıştıkları yönündeki iddialardan endişe duyduklarından dolayı muhabirlerini çekme kararı aldı. Zira Washington Post’da gazetecilik yapan Jason Rezaian, 2016 yılının başına kadar 18 ay cezaevinde kalmıştı. Bugün İran’dan bilgi elde etmek için büyük ölçüde sosyal medyaya itimat ediyoruz. Bu da bazen sosyal medyaya olan güvenirliği zorlaştırıyor.

Twitter, 2009 protestolarında önemli bir rol oynarken bugün iletişim araçlarının ve bilgi transferinin çoğalması, protestocu İranlı gençlerin iletişim yollarının artması anlamına geliyor. İran rejiminin bu durumun çok iyi farkında olduğu görülüyor. Bunun için İran rejimi, şifreli mesajların gönderilmemesi için Telegram’ı ve gösteri fotoğraflarının yayınlanmaması için Instagram’ı ve diğer sosyal iletişim platformlarını yasakladı. Washington’da ikamet eden İranlı analist Kerim Seccadpur’a göre sadece bir milyon İranlı, 2009 yılında fotoğraf çekmek, gösterileri kaydetmek ve bunları yurtdışına transfer etmek için akıllı telefon taşıdı. Bugün İranlıların ellerindeki cep telefonunun sayısı 48 milyonu geçiyor. İranlı muhaliflerin elindeki bu yeni güç, protestoların gidişatını değiştirebilir.

Şu an İran’da 450 gösterici tutuklu bulunuyor. Önümüzdeki günlerde tutuklama çemberinin genişlemesi tahmin ediliyor. Diğer yandan güvenlik güçlerinin hareketliliği, rejime karşı gelenlere yönelik cevabın sert olacağına işaret ediyor. Tutukluların feda edildiğini itiraf etme konusunda adil olmamız gerekiyor. Onların feda edilmesi, İran gerçeğini değiştirmek için yeterli olmayabilir. Fakat bu, bölgede vahim sonuçlara yol açan 2009 yılında olduğu gibi İran rejiminin devamlılığını sağlayacak yeni bir manevraya neden olabilir.