İran Koridoru İsrail’in hedefinde!

Geçen yıl 4 Mayıs’ta Astana görüşmelerinin garantör ülkeleri (Rusya, İran, Türkiye) temsilcileri bir mutabakat imzalamışlardı. Bu mutabakatın Suriye’deki gerilimi azaltmayı amaçladığı, altı ay içerisinde hayata geçirilmesinin planlandığı ve tarafların mutabık kalması halinde bu sürenin uzatılabilece

İran Koridoru İsrail’in hedefinde!

Geçen yıl 4 Mayıs’ta Astana görüşmelerinin garantör ülkeleri (Rusya, İran, Türkiye) temsilcileri bir mutabakat imzalamışlardı. Bu mutabakatın Suriye’deki gerilimi azaltmayı amaçladığı, altı ay içerisinde hayata geçirilmesinin planlandığı ve tarafların mutabık kalması halinde bu sürenin uzatılabileceği söylenmişti. Ancak daha altı aylık süre dolmadan bu bölgeler “Gerilimi azaltma bölgeleri” yerine “Yıkımı yükseltme bölgeleri” haline geldi. İlk olarak Humus’un kuzeyinin yerle bir edilmesinden sonra sıra Doğu Guta’ya geldi. Doğu Guta çatışmaları tam anlamıyla bir yıkımla ve Nusra Cephesi savaşçıları ile ailelerinin tahliye edilip İdlib’e gönderilmeleriyle sona erdi.

Ardından Yermuk Kampında çatışmalar başladı. IŞİD savaşçıları ve ailelerini Badiya El-Şam bölgesine nakledecek rejime ait yeşil otobüsler kampa ulaştıktan sonra buradaki çatışma da sona erdi. Teröristler ile rejim ve müttefiki İran’a bağlı milisler arasındaki savaş ise başka bir cephede devam ediyor.

Sanırım sürekli sorulan şu soruyu burada tekrarlamamıza gerek yok: Neden bu savaşçılar tutuklanıp hapse atılmıyor da sürekli başka bölgelere tahliye ediliyorlar? Geçmişte de Nusra Cephesi savaşçıları Cerud’ta neredeyse yenilmek üzere iken ve etrafları Lübnan ordusu tarafından sarılmışken Suriye rejimi ile Hizbullah örgütü ortak bir operasyonla bu savaşçıları silahları ile birlikte klimalı otobüslerde İdlib’e nakletme görevini üstlendi!

Beşşar Esed’in İranlı ‘el-Alem’ kanalına yaptığı açıklamada, Guta’dan sonra hedeflerinin Suriye’nin güneyi olduğu ve önlerinde uzlaşma ya da savaşarak kurtarma dışında bir seçenek olmadığını söylemesinin ardından gözler Suriye’nin güneydoğusunda yer alan ve üçüncü gerilimi azaltma bölgesini oluşturan Dera ve Kuneytra illerine çevrildi. Bu çerçevede Rusya’dan uzlaşma ve çözüm seçeneğine öncelik verilmesi çağrısı geldi. Ancak herkesi şaşırtan hamle Deyrizor’dan geldi. Olay tam da İranlıların, Irak ile Lübnan arasında bir geçiş noktası olarak kullanmak üzere kontrol altında tutmaya çalıştığı stratejik koridorda yaşandı.

Bu ayın 18’inde, pazarı pazartesiye bağlayan gecede Irak sınırına paralel uzanan Deyrizor kırsalının güneydoğusunda yer alan Heri beldesine bir hava saldırısı gerçekleştirildi. Rejim ve müttefiki İran ile silahlı milislerine bağlı bir noktada bekleyen askeri konvoyu hedef alan bu hava saldırısı sonucunda çoğunluğu rejime bağlı 52 savaşçı öldü. Şam yönetimi, her zaman olduğu gibi hemen ABD’yi suçlayarak uluslararası koalisyonun kendilerine ait mevkilere saldırdığını ve bu saldırının Heri bölgesindeki Suriye-Irak ordularının kontrolü altındaki ortak bölgeyi hedef aldığını belirtti.

Ancak rejimin bu açıklamasına iki yalanlama geldi. Uluslararası koalisyona bağlı enformasyon bürosunun yaptığı açıklamada ne ABD’nin ne de koalisyona bağlı güçlerin bu bölgede hiçbir hava saldırısı gerçekleştirmediğini vurgulandı. Irak da, Suriye rejimi saflarında savaşan ve İran’a bağlı üç Iraklı örgüt ile bağlantısını kesin bir şekilde reddeden bir açıklama yaptı. Suriye içlerinde savaşan ve Irak sınırındaki Elbu Kemal bölgesine gerçekleştirilen hava saldırısında hedef alınan bu üç örgüt; Irak Hizbullahı, Asaib’ul Hak ve Irak Nüceba örgütleriydi.

Bu saldırı kafalarda bazı soru işaretlerinin oluşmasına yol açtı:
İlki, bu saldırıyı kim gerçekleştirdi? Zira genel olarak bu bölgede Rusya, Suriye, Irak ve uluslararası koalisyona bağlı savaş uçakları görev yapıyor. Geçen mayıs ayının 24’ünde gerçekleştirilen hava saldırısında yine Elbu Kemal bölgesinde rejime bağlı 12 savaşçı hayatını kaybetmişti. O zaman da Şam yönetimi uluslararası koalisyonu suçlamıştı, ancak tüm analizler İsrail’e işaret ediyordu. Çünkü İsrail, İran’ın Suriye’ye daha çok yerleşmesine ve askeri nüfuz elde etmesine, İran silahlarının Lübnan Hizbullah’ına ulaşmasına izin vermeyeceğini defalarca açıklamıştı. Dolayısıyla geçen yıl yaşanan ve Kasım Süleymani’nin bizzat yönettiği çatışmalar sonucunda İran’ın kontrolüne geçen Elbu Kemal bölgesindeki stratejik geçiş noktası aracılığıyla Lübnan’a ulaştırılan silah sevkiyatını engellemek, İsrail’in ve belki de ABD’nin her daim hedefi olmaya devam edecek.

Bu saldırıyı görmezden gelen Rusya’nın tutumu da sorgulanmaya değer bir diğer konu. Diplomatik raporlar bu saldırının, Suriye’deki durumun yeniden düzenlenmesi konusunda Rusya-İran arasında var olan gerilimin yükseldiğine dair bir işaret olup olmadığını sorguluyor. Moskova, İran güçleri ile Fırat’ın batısında konuşlanan silahlı milislerine sağladığı hava desteğini geri çekmiş gibi görünüyor. Bu da İranlıların, kendilerini Lübnan’a ve Akdeniz kıyılarına bağlayan stratejik yolu kaybetme korkularını etkin bir şekilde artırıyor. Bu nedenle saldırının hemen ardından Kasım Süleymani’nin yaptığı açıklamada, Tahran’ın Beyrut ile birlikte diğer üç Arap başkentini; yani Şam, Bağdat ve Sana’yı kontrol ettiği yönündeki iddialarını bir kez daha dile getirmesi dikkat çekici bir durum. Gel gör ki sahaya baktığımızda hem Yemen’de hem de Irak ve Suriye’de İranlıların ayaklarının altındaki toprağın kaydığını görüyoruz!

Aynı şekilde diplomatik raporlar, Rusya’nın İran güçleri ile Fırat’ın batısında konuşlanmış silahlı milislerine sağladığı hava desteğini geri çekmesinin, iki gerilimi azaltma bölgesinde yani kuzeydeki İdlib ile güneydeki Deyrizor ve Kuneytra’da bir sonuca varmak isteyen Moskova’nın, İran üzerinde giitikçe artan bir baskı kurma isteğinden kaynaklandığını ifade ediyorlar.

İsrail her zaman olduğu gibi Fırat’ın batısında konuşlanan ve Irak’ın kendileri ile ilişkisini reddettiği İran’a bağlı milislere gerçekleştirilen saldırıyı üstlenmeye yanaşmadı. Ancak diplomatik gözlemciler bu saldırının, Binyamin Netanyahu’nun mayıs ayı sonunda yaptığı şu açıklamayı akla getirdiğine dikkat çekiyor:

“İran’ın Suriye’ye yerleşmesini engellemek için yürüttüğümüz savaş hala bitmedi ve tüm hızıyla devam ediyor. İsrail, İran’ın nükleer silah elde etmesine ve Suriye’de askeri nüfuzunu genişletmesine izin vermeyecektir.’’

Netanyahu’nun, ülkesinin Suriye aracılığıyla Lübnan’a yüksek saldırı gücü olan silahların taşınmasına izin vermeyeceğini ifade etmesi, İsrail’in Elbu Kemal saldırısının arkasında olduğunu destekleyen bir başka kanıttır. Netanyahu bu sözleri ile Elbu Kemal bölgesindeki stratejik geçiş noktasından Hizbullah’a gönderilen silah nakliyatına açık bir şekilde gönderme yapıyor. Aynı şekilde İsrail, bu silahların Lübnan topraklarında üretimini engellemek için gerekeni yapmaktan kaçınmayacağını da açıkladı. Gözlemcilere göre bu sözler İsrail’in, İran’ın Lübnan’da kurduğunu iddia ettiği hassas güdümlü füze fabrikasını vurabileceği anlamına geliyor.

Rusya’nın Fırat’ın batısında konuşlanmış İranlı milislere sağladığı hava desteğini geri çekmesi konusuna dönecek olursak, diplomatik kaynaklar güneydoğu cephesini yeniden düzenlemeyi amaçlayan Rusya, ABD ve Ürdün’ün çabaları ile Golan cephesinin paralelinde uzanan topraklarda kontrolünü sürdürerek bu düzenlemeleri engellemek isteyen İran’ın çabaları arasında bir bağlantı olduğu görüşünde. Diğer yandan ABD ve İsrail, İranlı milisleri Şam’ın 80 km ötesinde tutmaya çalışmak için Moskova’ya baskı yapıyor. Oysa daha düne kadar görüşmelerde bu mesafenin 20-35 km olması konuşuluyordu…