İran’a karşı yeni ülkeler bloğu

Gerçeği söylemek gerekirse, Batılı ülkelerin siyasi pozisyonlarının hızlı değişimi bizi şaşırttı. Washington’un İran karşıtı açıklamasından sonra, İngiltere ve Almanya ‘Nükleer anlaşmaya sadık kalma ve yükümlülüklerini yerine getirme’ şeklinde özetleyebileceğimiz tutumlarını değiştirerek Ortad

Gerçeği söylemek gerekirse, Batılı ülkelerin siyasi pozisyonlarının hızlı değişimi bizi şaşırttı. Washington’un İran karşıtı açıklamasından sonra, İngiltere ve Almanya ‘Nükleer anlaşmaya sadık kalma ve yükümlülüklerini yerine getirme’ şeklinde özetleyebileceğimiz tutumlarını değiştirerek Ortadoğu’da Tahran’a karşı Trump projesini destekleyeceklerini duyurdular.

Sorun ortada, bölgenin problemi İran ile yapılan nükleer anlaşmadan çok, Tahran hükümetinin bölgede yürüttüğü vekalet savaşları.

Tahran yönetimi sırf uranyumu zenginleştirmekten vazgeçti diye, İran rejiminin bölgede kaos stratejisini yayması ve komşu yönetimleri tehdit etmesi, Irak, Suriye, Lübnan ve Yemen’de hakimiyetin ona bırakılmasının akıl dışı olduğu kesindir!

İngiltere ve Almanya, yaptıkları son açıklamalarda, İran’ın uygulamalarını eleştirmekle yetinmeyip, Tahran’ın politikasıyla yüzleşmek için ABD’yi desteklediklerini duyurdular.

İki Avrupa ülkesinin bu tutumu, Tahran’ın askeri üstünlüğünü pekiştirecek nükleer etkinlikler ile bölgede kaos üreten politikaları birbirinden ayırmayan ve ‘ya hep, ya hiç’ diyerek nükleer anlaşmayı tüm taraflara empoze etmeye çalışan İran rejiminin uygulamalarına büyük bir darbe olacaktır kuşkusuz.

Hakkını teslim etmemiz lazım, Beyaz Saray, Tahran ile gerginliğe yol açacağı korkusuyla anlaşmadan geri çekilmeye karşı olan Avrupalı müttefiklerle olan manevraları akıllıca yönetti.

Başkan Donald Trump, müttefiklerin önüne iki seçenek koydu; anlaşmaya eşlik eden hataları düzeltmek veya anlaşmayı tümden iptal etmek. Zira Trump yönetimi önceki durumun devam etmesini reddetti.

Beyaz Saray’ın bu tutumu Cumhuriyetçi Parti’nin tutumu ile uyumlu ve elbette hükümetin kurmayları tarafından desteklenmekte.

Görünen o ki, Tahran rejimi, bölgede yürütmekte olduğu askeri faaliyetleri durdurmaz ve davranışlarını dizginlemezse, kendisine uygulanan baskı yeniden canlanacak ve İran rejimi, bu baskının ekonomik ve politik sonuçlarından sorumlu olacak.

ABD ve müttefikleri, İran’ın sivil bir nükleer programa sahip olma hakkına karşı değil ama Tahran’dan Devrim Muhafızları ve bölgede konuşlanmış istihbarat örgütlerini dizginlemesini beklemekte.

Yeni konjonktürde İran, Devrim Muhafızları’nın Afgan ve Pakistanlı, Iraklı ve diğer çaresiz mültecilerden oluşan milislerini geri çekmeli ve paralı asker konumuna devşirdiği,  Tahran için bölgede vekalet savaşları yürüten “Hizbullah” milisleri için de bunu yapmalı… Unutulmaması gereken bir husus ta Tahran’ın Yemen’de Husilerden oluşturduğu “Ensarullah” örgütüne de aynı rolü  verdiği gerçeğidir.

Tahran’ın, silahları Yemen, Suriye ve Lübnan’ın savaş bölgelerine sokmak için, bir deniz ağı kullandığı bir gerçek.

İran’ın silah kaçakçılığı yaptığı gemileri, Yemen savaşını finanse etmeyi ve sürdürmeyi başardı ve gemileriyle Suriye’nin Akdeniz limanlarına uzatmaya çalıştı.

11 Eylül saldırılarından sonra, ABD’nin Afganistan’ı işgalinden bu yana, Tahran yönetiminin Afganistan’da savaşı desteklemek için faaliyet gösterdiği de unutulmamalıdır.

Anlaşmaya imza atanlar, Tahran’ın şartlarını kabul etmeseydi ve tüm yaptırımları ayrım yapmaksızın kaldırmasaydı, İran böylesine korkutucu bir boyutta bölgede yayılamazdı.

Eski ABD Başkanı Barack Obama yönetiminin İran’ın nükleer anlaşmadan vazgeçme korkusu olmasaydı ve dolayısıyla Tahran’a kolaylıklar sağlamasaydı, İran özellikle Suriye’de yayılma fırsat bulamazdı.

Önümüzdeki dönemin en büyük meselesi Tahran’ın çatışma bölgelerindeki yabancı milislerinin tümünü çekmesine, Husilere bağlı Asaibu’l Hak ve Irak Hizbullah’ı türünden müttefik yerel milislere sağladığı desteği kesmesine razı ettiren, ama aynı anda da yaptırımların kaldırılmasını öngören yeni bir planın hazırlanması ve İran’a sunulması olacak.

Washington’un İran rejimine muhalif gruplara verdiği destek bilinmekte.

Ruhani hükümetiyle ilişkileri sıcak tutmak isteyen Obama yönetimi ise bu desteği kesmişti. Trump yönetimi ise, Tahran üzerinde baskı oluşturmak amacıyla kesilen bu desteği tekrar canlandıracağı, buna ilaveten, Tahran yönetimini eleştiren akademik, medyatik ve politik faaliyetleri de destekleyeceğini açıkladı.

Siyasi çatışmanın geri dönüşüyle birlikte, Tahran rejimi için yeni denklem ortaya çıkmakta; Ya savaşların durdurulması ya da yaptırımların geri dönüşü. Bu denklemin yürürlüğe girmesiyle birlikte, yaptırımların uygulanmasını ve Tahran’a baskı yapılmasını sağlayacak yeni bir ülkeler bloğu oluşacak.