İran’dan yapılan açıklamalar Irak’taki milliyetçiliği tetikliyor

Saddam Hüseyin döneminde birbirini takip eden ve 30 yıl süren iç ve dış savaşlarla tükenmiş ve sonrasında 15 yıl boyunca devam eden mezhep çatışması ve terörizm belasından yorgun düşmüş başkent Bağdat’ta bir Konferans gerçekleşti. Konferansın “Irak İslam Birliği Konseyi”ni kurmaya

İran’dan yapılan açıklamalar Irak’taki milliyetçiliği tetikliyor

Saddam Hüseyin döneminde birbirini takip eden ve 30 yıl süren iç ve dış savaşlarla tükenmiş ve sonrasında 15 yıl boyunca devam eden mezhep çatışması ve terörizm belasından yorgun düşmüş başkent Bağdat’ta bir Konferans gerçekleşti.

Konferansın “Irak İslam Birliği Konseyi”ni kurmaya yönelik bir amacı vardı. Genel Sekreter hedeflenen amacı şu şekilde ifade etti: “Toplumsal mutabakatı sağlamak ve DEAŞ’ın geride miras olarak bıraktığı aşırılık yanlısı radikal düşünceleri, öfke ve şiddet dilini, başkalarına duyulan nefret hislerini tamir etmektir.” Devamında şunu da ilave etti: “Bu konsey dini ve ulusal birliği yeniden inşa etmeye çalışacaktır… Ve ulusal kimliği Irak halkının tüm bileşenleri arasındaki ilişkinin temel ölçüsü haline getirmeye çalışacaktır.” Ancak konferansın kıdemli yabancı davetlilerden birisi, konferansın amaçlarını ve ilan edilen hedefleri dikkate almayarak, tamamen aksi yönde sözler sarf etti. Irak’ın içişlerine müdahale olarak nitelendirilen sözleri, Irak’ın bütün kesimlerinde kınandı ve protesto edildi. Geçen ayın ortasında yapılan bu konuşma, üç ay içinde yapılacak parlamento seçimlerini etkilemeye yönelik bir girişim olarak nitelendirildi.

Bu sözlerin sahibi ise, İran’ın eski Dışişleri Bakanı ve İran’ın dini lideri Hamaney’in Başdanışmanı Ali Ekber Velayetidir. İran dışişleri bakanlığını 16 yıl yürütmesine rağmen diplomatik teamülleri dikkate almayan sözler sarf etmiştir. Protestocular Irak’ın farklı inanç, mezhep, milliyet ve politik ideolojilerine sahip kimselerden meydana gelmiştir. İranlı üst düzey yetkilinin sözleri onları kızdırdı ve milliyetçi duygularını harekete geçirdi.

Velayeti, “İslami Uyanış, komünistlerin ve liberallerin iktidara dönmesine izin vermeyecektir” dedi. Kastettiği ülkeyi veya bölgeyi belirtmedi ancak kızgın Iraklılar konuşmanın Irak’a özgü olduğunu gördüler. Çünkü bu sözler Irak topraklarında, Irak devletine ait bir salonda söylendi ve konuşma, parlamento seçimleri öncesinde, bir dizi komünistin ve diğer sivillerin seçimleri kazanmaları suretiyle parlamentoda sivil sürecin güçlenmesinin beklendiği bir dönemde gerçekleşti.

Velayeti’nin sözleri ile siyasal İslamcı partiler ve özellikle de İran’la yakın bağları bulunan Şii partiler tarafından liberallere, sivillere ve komünistlere karşı yürütülen nefret kampanyalarını alakasız görmek mümkün değildi. Eski Başbakan ve İslami Davet Partisi Genel başkanı Nuri el-Maliki Bu türden bir kampanyayı yürütme hususunda tereddüt etmedi. Ve kendisine Irak tarihinde kaydedilen en güçlü halk protesto hareketiyle öfkeli bir tepki verildi. 2015 yılının ortalarından bu yana haftalık olarak bu protestolar devam etmektedir. İdari ve mali yolsuzluklara karşı savaş ilan ettiler. Kamu hizmetlerinin sağlanması ve Siyasi reform için mücadele veriyorlar. Yoksulluk ve işsizlik sorunlarını dile getiriyorlar. Irak topraklarının üçte birinin DEAŞ tarafından işgal edilmesinde sorumlu olanların hesap vermeleri gerektiği düşünüyorlar. Zira altı milyondan fazla kişi büyük sıkıntılara maruz kaldılar. Bu protestolar sivil, liberal ve komünist gruplar ve kişiler tarafından organize edildi ve en önemli Şii siyasi hareketi temsil eden “Sadr” hareketini de yanlarına çekmeyi başardılar. Bu bağlamda, parlamentoda çoğunluğa sahip olan ve devlet kademelerinde görev alan İslami partilerin devleti ve toplumu yönetmedeki başarısızlığına dikkat çekildi. İktidardaki İslami partilere bir de “Ruzhuniye” (4. dereceden 10. dereceye kadar din adamları) katıldı ve hepsi birden bütün sivil hareketleri kasıtlı olarak komünist, ateist ve “DEAŞ” dan daha tehlikeli ilan ederek bu yönde kampanyalar yürüttüler.

Sosyal medya hesapları ve geleneksel medya aracılığıyla, Velayeti’nin, sözlerini geri alması yönünde kampanya başlatıldı. Bu sözleri ulusal, siyasi, sosyal eğilime ve seçim sürecine açıkça müdahale olarak nitelendirildi. Kampanya daha sakinleşmeden, üst düzey İranlı bir yetkili, Irak’taki iktidar sınıfının kendi devletine bağlı olduğunu ve bundan başka bir şey ifade etmediğini söyleme cüretinde bulunarak daha geniş bir Iraklı kitleyi provoke etti. Bu yetkili, İran Kültür Devrimi Yüksek Kurulu üyesi Hasan Rahimpur Azgedi’dir ve bir televizyon röportajında şunları söylemiştir: “Eski rejim başkanı Saddam Hüseyin’i öldüren İran’dır, ABD ise sadece onu korumaya çalışmıştır.” Devamında ise ” Saddam Hüseyin’i Amerikalılar değil bizler idam ettik, İslam Devrimi Güçleri onu infaz etmiştir” dedi ve ” Beş ülke İran’ın nüfuzuna boyun eğmiştir.” şeklinde konuştu. Bu ülkeler Suriye, Lübnan, Irak, Filistin ve Afganistan’dır.

İslami partilerden olmayan sivil eylemciler, siyasi figürler ve medya mensupları, bu hakaret içeren ifadeleri Iraklılara ve vatanseverliliklerine bir aşağılama olarak gördüler ve hemen isyan ettiler. Birkaç gün sonra, Irak Dışişleri Bakanlığı, sözcüsü aracılığıyla “herhangi bir tarafın, Irak devletine müdahale etmeye veya hegemonya kurmaya yönelik herhangi bir açıklaması kabul edilemez” ve “herhangi bir ülke Irak’a hegemonya kurmamıştır” demek zorunda kalmıştır. Ancak bu açıklama yapılırken İran veya yetkilisinin ismi zikredilmemiştir. Bilakis hemen şu ifade edilmiştir:” İran, terörle mücadelede Irak’ın yanında durdu, bu çabaları ve desteklerinden dolayı teşekkür ediyoruz.” Bu açıklamalar, İran’ın ifadelerini açıkça kınamaktan kaçınmak için bastonu orta yerinden tutmaktır. Ancak Irak parlamentosu Dış İlişkiler Komitesi başkanı Abdulbari Zebari (Kürdi), “Irak hükümeti ile koordine edilmemiş herhangi demeç, Irak’ın kamuoyunu etkileyecek ve özellikle seçim aşamasında olumsuz yansımaları olacaktır” şeklinde eleştirmiştir. Irak Komünist Partisi genel başkanı ve parlamentodaki sivil milletvekilleri tarafından eleştirildiği gibi yazarlar, medya, sivil aktivistler ve politikacılar tarafından da eleştirilmiştir.

Cevap vermesi gerekenler gerekli cevabı vermeyince, Irak’ın ulusal kimliğine sahip olanlar, İran’ın açıklamalarını gündeme taşıdılar ve Irak’ta artan İran nüfuzunu keskin bir dille kınadılar. Görünen o ki, İranlılar, daha önceden, ırak halkının bu nüfuzdan nefret ettiğini idrak ettiler. İran rejimi, Irak milliyetçiliğinin yükselişindeki tehlikeyi algılamış gözüküyor, zira bu yönde açıklamalar yapıyorlar. Ayrıca İran’a veya müttefiklerine ya da yan kuruluşlarına yakınlığı ile bilinen İslami partilerin nüfuzları azalmış gözüküyor. Gelecek seçimler bunun en net göstergesi olacak gibi görünüyor.