İran’ın nükleer sorununa yeniden bakış

ABD Başkanı Donald Trump’ın 120 gün daha İran’a yönelik bazı yaptırımların kaldırılmasının uzatılmasıyla ilgili kararı, ‘İran’a karşı ne yapmalı?’ hususunda eski bir tartışmanın açılmasına yol açtı. Bazıları, mollalara yönelik yaptırımları yeniden hafifletmesinden dolayı Başkan Trump’ı kınadı. Bazıl

ABD Başkanı Donald Trump’ın 120 gün daha İran’a yönelik bazı yaptırımların kaldırılmasının uzatılmasıyla ilgili kararı, ‘İran’a karşı ne yapmalı?’ hususunda eski bir tartışmanın açılmasına yol açtı. Bazıları, mollalara yönelik yaptırımları yeniden hafifletmesinden dolayı Başkan Trump’ı kınadı. Bazıları da önceki Başkan Barack Obama’nın kabul ettiği nükleer anlaşma konusunda yeniden müzakere yapmaya çağırmasından dolayı Trump’ı sert bir dille eleştirdi.

‘İran’a karşı ne yapmalı?’ konusundaki tartışmanın sessiz ve yapıcı bir şekilde açılması çeşitli sebeplerden dolayı kolay olmayacak.

Birincisi İran sorunu, ABD ile ilgili bir mesele haline geldi. Dahası İran sorunu, son zamanlarda ABD Başkanı Donald Trump’ın kendi şahsiyetiyle ilgili bir meseleye dönüştü.

ABD’yle bağlantılı herhangi bir meselenin ya daha iyiye ya da daha kötüye gideceğini hepimiz biliyoruz.

Örneğin; Ruanda’da 1 milyon kişi öldürüldüğü ya da Myanmar’daki toplum etnik temizlik şeklinde göçe maruz kaldığı zaman hiç kimse kaygılanmadı.

ABD, meseleyle ilgilenmedi ve ilgilenmeyecek de.

Avrupa Birliği (AB) Dışişleri Politikaları Sorumlusu Federica Mogherini, Rohingyaların sıkıntısını azaltmak için değil de aksine ABD’nin İran’la yapılan nükleer anlaşmanın tehdidiyle ilgili eleştirilerini yöneltmek için Yangon’a sık sık seyahat ediyor. Vatikan, nükleer anlaşmaya saygı göstermeye çağırıyor. Ancak ‘Rohingya’ kelimesini ifade etmemeye dikkat ediyor.

Neredeyse her devlette ABD’ye karşı çalışan aktif bir daire bulunuyor. Bu daire, ABD ile bağlantılı olmasından dolayı her olaya yok şeklinde hükmediyor.

Bu daireyle ilgili tuzak şu ki söz konusu daire, ABD’nin gördüklerini görüp tamamen bunun tersi istikamete gitmesinde gizlidir. Örneğin; İngiltere İşçi Partisi lideri Jeremy Corbyn, yaklaşık bir hafta önce Tahran’daki molla rejimiyle çatışan İranlı yoksullara ve gençlere karşı sempati göstermeyi düşünüyordu. Her şeye rağmen sonuçta Corbyn, ABD’nin göstericilere karşı sempati göstermesinden dolayı mollaları eleştirmeyi doğrudan reddetti.

İran sorunu ortaya çıkar çıkmaz bu mesele, hızlıca büyük şeytanı cezalandırmak için bir sopaya ya da Corbyn’in ifadesiyle zorba emperyalist bir güce dönüşüyor.

İran meselesiyle ilgili tartışmayı tehlikeli kılan ikinci sebep ise, ABD’nin siyasi mücadele alanında acı bir bölünmeye neden olmasıdır.

Bir tarafa göre nükleer anlaşma, tek bir nedenden yani Obama’nın ürünü olmasından dolayı tamamen gömülmesi gerekiyor. Diğer tarafa göre ise Başkan Trump, nükleer anlaşmayı parçalayıp anlaşmadan ayrılmayı vaat etmesi sebebiyle nükleer anlaşmanın kutsal bir metinmiş gibi muhafaza edilmesi gerekiyor. Bunun için nükleer anlaşma meselesi hakkında sakin bir şekilde düşünebileceğimiz konulara bir göz atalım.

Öncelikle ABD ve Donald Trump karşıtı daireleri sakinleştirmek için ABD’nin suçlamasından ve Başkan Trump’ın kabalığından daha basit bir şey kullanalım.

ABD, Kuzey Kore, Küba ve doğal olarak Humeyni zümresinin yönetiminde bulunan İran gibi ülkeleri sindirmek isteyen ve yerküreyi yok eden emperyalist vahşi bir yaratıktır. Sonra Donald Trump, Havana’da Fidel Castro aşireti, Pyongyang’da Kim kabilesi ve Tahran’da dini lider yanlıları gibi bir avuç barışsever gençlere meydan okuyan yırtıcı bir canlıdan başka bir şey değildir. ABD ve Donald Trump’tan nefret edenlerin eriştiği rahatlamadan sonra nükleer anlaşmayla ilgili meydana gelen gelişmelere bir bakalım.

Öncelikle nükleer anlaşma, 5+1 ülkeleri aracılığıyla müzakere edildiğinden dolayı hukuki açıdan bağlayıcı değildir. Bu grup (5+1 ülkeleri) gayri resmidir ve söz konusu grubun yasal bir çerçevesi yoktur. Misyonuyla ilgili açık bir beyan bulunmuyor ve bu grup, herhangi bir tarafa karşı da kesinlikle sorumlu değildir. 5+1 ülkeler grubu tarafından ‘Ortak kapsamlı çalışma planı’ başlığı altında 176 sayfalık farklı 3 kopya halinde bir basın bildirisi yayımlandı. Herhangi bir kimse, ortak çalışma planını imzalamadı ve ilgili devletlerdeki herhangi bir yasama organı da bu planı onaylamadı.

İran, mezkûr basın bildirisinde nükleer projesinin askeri boyutunun olmayacağını vurgulamak için birtakım meselelerden sorumlu olduğu konusunda taahhütlerde bulundu.

İran,  vaatlerinin bazılarına bağlı kalmayı sessiz bir şekilde görmezden gelirken bazı vaatlerini de yerine getirdi. Sonuç ise İran’ın nükleer programı, geleneksel askeri yönünü hala içerisinde barındırıyor. İran, tıbbi veya endüstriyel amaçlara hizmet etmeye elverişli olmayan uranyumu yüzde 5’i geçmeyecek oranda düşük kalitede olduğundan dolayı zenginleştirmeye devam ediyor. Ayrıca nükleer program, İran’ın nükleer enerji istasyonlarına sahip olmaması sebebiyle yakıt kullanmaya uygun değildir. (İran’daki tek nükleer istasyon -ki bunu Rusya inşa etti- Rusya’dan nükleer yakıt desteği alıyor. İran’ın zenginleştirdiği uranyum, Rusya’nın inşa ettiği nükleer istasyonu besleyen yakıttan tamamen farklıdır.)

Üçüncü sebep ise İran, orta ve uzun menzilli iki farklı füze geliştirmeye çalışıyor. Çünkü bu füzeler, küçük hacimli savaş başlıklarının monte edilmesini kolaylaştırıyor.  Eğer nükleer başlıklar, söz konusu füzelere monte edilirse, bu durum askeri açıdan faydalı görülüyor.

İran’ın nükleer tersaneyi geliştirmesinin tehlikesi hala devam ediyor. (Tabi İran, nükleer tersanesini geliştirmeyi isterse bu, onun doğal bir hakkıdır. Fakat ortak kapsamlı çalışma planı ise, İran’ın nükleer bir güce dönüşmeyi istemediğini varsayıyor.)

Buna karşılık Almanya’nın yanı sıra Güvenlik Konseyi’ndeki daimi üyelerden oluşan 5+1 ülkeler grubu, Nükleer Silahların Yayılmasının Önlenmesi Antlaşması’nı ihlal etmesinden dolayı İran’a getirilen yaptırımların hafifletilmesi için birtakım şartları yürürlüğe koymaları bekleniyordu. 5+1 grubu bazı vaatleri yerine getirdi. Fakat bu, İran’ın meseleyle ilgilenmesi için büyük bir ses getirmedi.

İran, ortak kapsamlı çalışma planında dürüst davranmadığı gibi 5+1 ülkeler grubu da İran’a dürüst davranmadı. Uluslararası yaptırımlardan hiçbirisi iptal edilmedi. 5+1 ülkeler grubunun açıklamalarıyla İran’ın dondurulan paralarının az bir kısmını harcamasına müsaade edildi. Hızlı çekilme mekanizması gereğince uluslararası yaptırımlar yeniden getirilebilir. Hatta bu yaptırımlar, geçici bir şekilde kaldırılmıştı. İşte bundan dolayı çok az insan, İran’da yatırımda bulunmak istiyor.

Mesele, nükleer anlaşmanın iyi ya da kötü olup olmadığıyla ilgili değil aksine mesele, Barack Obama’nın saçmalığının başarılı olmadığı ve bu saçmalıktan da herhangi bir şey çıkmayacağıyla ilgilidir.

Yara içerisinde yeniden bıçak oynatmanın bir faydası yok. Nükleer anlaşma; İran, 5+1 ülkeler grubu ve bütün dünya için kötüdür.

İran’ın nükleer problemi, şeffaf, ciddi ve ilgili bütün tarafların meşru taleplerini karşılayacak şekilde düzeltilmesi gerekiyor. Bu da kapsamlı bir şekilde yeniden müzakere yapmak anlamına geliyor. Başkan Trump’ın önerdiği şey de budur. Trump, medya organlarına saldıran, açıklamalarında ve konuşmalarında sert bir dil kullanan ve kendisinden nefret edilen bir şahsiyettir.

Hatta Donald Trump’ı sevmeyen insanların çoğu, Trump’ın şu anki nükleer anlaşmanın kusurlu olduğu ve yeniden gözden geçirilmeye ihtiyaç duyulduğu konusundaki önerisini reddetmede büyük bir zorluk yaşayacaklardır.

Fakat öncelikle bu insanların nefretlerini nasıl uysallaştıracaklarını bilmeleri gerekiyor.