İran’ın nükleeri: Trump’ın kaygıları ve Macron’un yeni pazarlığı

Emir Tahiri ABD Başkanı Donald Trump’ın İran ile olan nükleer anlaşma konusunda nihai kararını açıklaması beklenen 12 Mayıs tarihi yaklaşırken Washington ve Avrupa’daki en önemli müttefiki, diplomatların tabiri ile bir ‘ek formül’ üzerine anlaşmış gibi görünüyor. Bu formüle göre önceki Başkan Barack

İran’ın nükleeri: Trump’ın kaygıları ve Macron’un yeni pazarlığı

Emir Tahiri

ABD Başkanı Donald Trump’ın İran ile olan nükleer anlaşma konusunda nihai kararını açıklaması beklenen 12 Mayıs tarihi yaklaşırken Washington ve Avrupa’daki en önemli müttefiki, diplomatların tabiri ile bir ‘ek formül’ üzerine anlaşmış gibi görünüyor.

Bu formüle göre önceki Başkan Barack Obama’nın imzaladığı nükleer anlaşma, mevcut anlaşma konusunda Başkan Trump yönetiminin endişelerini giderecek daha kapsamlı bir anlaşma için bir başvuru kaynağı olarak sürdürülecek.

Bu ek formüle varmada en büyük katkı, Amerika’nın başkenti Washington’a olan tarihi ziyareti sona eren Fransız Cumhurbaşkanı EmmanuelMacron’a ait.

Fransız Cumhurbaşkanı Macron, resmi bir ziyaret için Başkan Trump tarafından resmen davet edilen ilk yabancı devlet başkanı olduğu gibi aynı zamanda Charles de Gaulle’den bu yana Amerikan Kongresi’nde Senato ve Temsilciler Meclisi’nin ortak oturumunda konuşma yapan ilk Fransız başkan oldu ki bu, ABD dostlarının ve müttefiklerinin nail olduğu nadir bir şereftir.

Bu yeni formül gereğince Amerikan Başkanı anlaşmayı bozduğunu resmi olarak duyuramayacak ve yeni müzakereler yoluyla anlaşma metninde birkaç düzeltme yapmaya çalışacak Fransa, İngiltere ve Almanya’nın ileri sürdüğü önerileri onayladığını ilan edecek.

Rusya ve Çin’in bu öngörülen çabalara katılmayı bir kez daha isteyip istemeyecekleri belli değil. Ve bu, Batılı güçler ile Rusya Başkanı Vladimir Putin arasında açık bir gerilime tanıklık eden mevcut ilişkiler bakımından bir sorun teşkil ediyor.

Gelecek görüşmelere yeni bir başlangıç niteliği kazandıracak olası yollardan biri, Fransız Başkan Macron’un önerdiği müzakerelere Türkiye’nin ve belki Japonya’nın da katılmasıdır.

Elbette İran imzalanan anlaşma konusunda yeni bir müzakere yürütülmemesi konusundaki ısrarını hala sürdürüyor. İran Cumhurbaşkanı Hasan Ruhani, dün Tebriz şehrinde Kapsamlı Ortak Eylem Planı (KOEP) adı ile medyaya servis edilen nükleer anlaşmanın mevcut metni hakkında yaptığı son konuşmasında tek kelimelik bir değişikliği bile kabul etmeyeceğini duyurdu ve şöyle dedi: “Anlaşma ya olduğu gibi kalır ya da yele verilir.”

Bununla birlikte İran, Başkan Trump’ın anlaşma konusundaki endişelerini gidermeye hazır olduğunu ifade eden birtakım sinyaller de verdi. Bunlardan ilki, yeni Amerikan hükümetinin ‘İslam Cumhuriyeti’nin Ortadoğu bölgesindeki egemenliğini genişletmek üzere aralıksız çabalar’ olarak gördüğü şeydi. Bu arzu, Tahran yönetiminin önümüzdeki 20 yıl boyunca İran’ın stratejik hedefleri konusunda hazırladığı ‘1404 Ufuk/Vizyon’ belgesinde de açıkça ifade edildi. Vizyon projesinin metninde şöyle bir ibare yer alıyor: “Hedefimiz, İslam Cumhuriyeti’ni Batı Asya’daki (yani Ortadoğu bölgesi) birincil egemen güç haline getirmektir.”

Öte yandan İran Dışişleri Bakanı Muhammed Cevad Zarif, geçtiğimiz Salı günü New York şehrinde Dış İlişkiler Konseyi önünde yaptığı bir konuşmada, ‘İran’ın artık bölgede birinci egemen güç olmak gibi bir derdinin olmadığını’ifade etti.

Zarif, İran’ın stratejik hedeflerindeki bu büyük dönüşümü, “birçok gelişmeyi netice verebilecek bir değişiklik’ olarak yorumladı. Bu, onuru koruyacak bir formül bulunması durumunda Tahran’ın Suriye, Lübnan, Irak, Yemen ve Bahreyn topraklarındaki varlığını azaltmaya yönelik müzakerelere hazır olacağına yönelik bir işarettir.

Sözün doğrusu, Batılı yorumcular, Tahran’ın mollaların zaaf durumlarının çoğunda birçok şey vaat edip krizin çıkması ve sona ermesi ile birlikte verilen sözlerin çok azını ya da hiçbirini yerine getirmediği geçmiş süreçlerine işaret ederek bu iddialara karşı hala temkinli yaklaşıyor.

Ruhani ve Tahran’da ‘New York Gençliği’ olarak tanınan ekibinin üzerinde çalışacağı ‘onuru koruma’ formülü, Başkan Trump’ın İran tarafından şartlara yönelik bir ihlal gerçekleşmesi durumunda bile KOEP’yi açıkça ortadan kaldırmamakla örtük olarak kabul edeceği bir anlaşmayı ifade ediyor.

İran Dışişleri Bakanı, New York’taki konuşması boyunca Trump’ın başkanlığının ilk 16 ayı boyunca ABD’nin İran ile olan ticaret hususunda bir tane bile devlet güvencesini onaylamadığını hatırlatarak Tahran’ın bu durumla yaşamaya hazır olduğunu dile getirdi.

Zarif bu konu hakkında şu ifadeleri kullandı: “ABD bunu yapmakla KOEP’nin şartlarından birini ihlal etmiş oldu.”

Bu, kayda değer konulardan biridir. Zira İran Devrim Rehberi Ali Hamaney, ABD’nin nükleer anlaşma şartlarına yönelik herhangi bir ihlalinin İran tarafından ‘hızlı bir tepki’yi çağıracağını defalarca dile getirmişti.

Durum hâlihazırda şu şekildedir: ABD, nükleer anlaşmayı 16 aydır ihlal ediyor. İran da bunu kabul etti ve ediyor!

Başkan Trump’ı endişelendiren noktalardan biri de İran’ın balistik füzeleridir. Bu bağlamda Tahran, Ali Hamaney’in bizzat aralarında yer aldığı üst düzey askeri komutanlar ve siyasi yetkililer tarafından yapılan bir dizi açıklama ile geri adım attı.İran Silahlı Kuvvetleri Genelkurmay Başkanı General Muhammed Hüseyin Bakıri, İslam Cumhuriyeti’nin denenmiş olan 2400 km menzilli mevcut balistik füzeleri geliştirmeye yönelik planları olmadığını duyurdu.

Sayın Donald Trump’ın bir diğer endişesi KOEP’nin geçerliliğinin sona ermesi ile ilgilidir. Nitekim bu anlaşma 10 ila 25 yıllık bir zaman diliminin sona ermesinden sonra İran’a yeniden nükleer silahlarını geliştirme imkânı tanıyor. İranlı kaynaklara göre Fransa Cumhurbaşkanı, Amerikalı mevkidaşına Avrupa tarafının Tahran’ı askeri boyutları bulunan ulusal herhangi bir nükleer projeden ‘süresiz olarak açıkça çekilmeyi’ kabule ikna etmeye çalışacağını bildirdi. Bu, bağımsız müzakereler yoluyla elde edilen ve imzalanan mevcut anlaşma metnine bir metin ilavesi ile sağlanabilir.

Batılı diplomatik çevreler arasında İran’ın kısıtlamalar bakımından ‘süresiz’ ile 25 yıl arasında pratikte çok hafif bir farklılık olduğuna bakarak böylesi bir tavizi kabul edeceği konusunda bir görüş birliği hâkim.

Her hâlükârda geçtiğimiz kırk yıl boyunca Tahran, bir krizden diğerine sağ salim geçti. Şimdi önemli olan, Amerikan başkanının önümüzdeki Amerika seçimlerinin içerideki siyasi konumunu zayıflatacağı ve İran ile uzun soluklu bir çözüm arayışında olan Demokrat Parti’nin adımlarını güçlendireceği beklentisine yönelik tepkisini beklemektir.

Amerikan başkanının dördüncü kaygısı, İran’ın iddia edildiği üzere dünyanın dört bir yanındaki terör örgütlerine destek vermesi ile ilişkilidir. İslam Cumhuriyeti, İran’ın resmi propagandasına rağmen bu düzlemde de geçmişte yaptığı uygunsuzlukları kabule hazır gibi duruyor.

Bu, Tahran’ın AB’nin iyi niyetini kaybetme riski olmadan Amerikan başkanlığının konumunu pekiştirmesini sağlayacak taktiksel bir değişikliktir.

Cumhurbaşkanı Hasan Ruhani’nin üst perdeden yaptığı açıklamalara rağmen, Tahran’da hiç kimse ABD ve İran arasında doğrudan bir ortaklık durumunda AB’nin İran tarafına ihtiyacı olacağını düşünmüyor.

Fransız kaynaklara göre, Fransız Cumhurbaşkanı, Amerikan Başkanı’nı özellikle İran meselesinde daha ‘dikkatli’ bir tavır takınmaya ikna etmek için iki temel gerekçe öne sürdü.

Fransa’nın ilk gerekçesi, İran’ın ülke içinde politik ve doğal gelişmeler kaydetmek suretiyle mevcut Rehber’in olay sahnesinde gözden kaybolacağı zorlu bir geçiş evresine doğru yol alabileceğine ilişkindir. Bu olay, dış dünyayla doğrudan normalleşmeye çalışan İranlı unsurların yolunu açacaktır.

İkinci gerekçe ise, Batı’nın elbette ABD’nin önderliğinde yükselen Rus tehdidine odaklanmaya daha fazla ihtiyacı olduğudur. Bu, Washington ve Avrupalı müttefikleri arasında süregelen mevcut atmosferin soğukluğunda halledilebilecek bir iş değildir. ABD, şimdi olduğu gibi Japonya ile birlikte sadece bir avuç bölgesel müttefikini arkasına alarakuluslararası düzeni koruma yönündeki ana misyonunu gerçekleştiremez.

Büyük resme dikkatlice bakacak olursak, İran’ın hâlihazırda etkileri dondurulabilecek ‘bir sıkıntı kaynağı’ndan daha fazlası olmadığını görürüz. KOEP, anlaşma metninin 28.maddesinde ‘şeklen ve konu olarak’ uygulanması konusunda ısrar ediyor. Bu, şimdiye kadar İran’ın yapmadığı ve anlaşmadaki diğer ortakların da üstüne alınmadığı bir şeydir. Dolayısıyla Tahran ile müzakere edilerek bir ‘ek’ ilavesi mümkün olduğu sürece asıl metni yırtmaya gerçekten lüzum kalmaz.