İran’ın tutumuyla mücadele dönemi

ABD Dışişleri Bakanı Mike Pompeo’nun bugün yapması planlanan konuşmasıyla birlikte 40 yıldır problemli olan ABD-İran ilişkilerinde zorlu ve kararlı yeni bir bölüm başlayacak. Buna paralel olarak İran’ın Ortadoğu’daki Arap oluşumlarıyla ilişkilerinde de zorlu ve kararlı yeni bir bölüm başlayacak. Yen

İran’ın tutumuyla mücadele dönemi

ABD Dışişleri Bakanı Mike Pompeo’nun bugün yapması planlanan konuşmasıyla birlikte 40 yıldır problemli olan ABD-İran ilişkilerinde zorlu ve kararlı yeni bir bölüm başlayacak. Buna paralel olarak İran’ın Ortadoğu’daki Arap oluşumlarıyla ilişkilerinde de zorlu ve kararlı yeni bir bölüm başlayacak. Yeni bölümün en tehlikeli bölüm olarak nitelendirilmesi tuhaf değildir çünkü Tahran, değişmediği konusunda ısrar ederken Washington’un değiştiği kesinleşti.

Mike Pompeo’nun konuşmasından önce ABD Dışişleri Bakanlığı’nın sızdırdığı bilgiler, işaret ettiğimiz izlenimin temellendirilmesi için yeterlidir. 2015 yılında İran’la nükleer anlaşmanın imzalanmasıyla başlayan süreç bitti. Aynı şekilde anlaşmaya götüren pazarlıklar sırasında Tahran’ın gerçekleştirdiği sıra dışı başarı da sona erdi. İran, müzakereleri bölgedeki büyük saldırılarına değinmeksizin nükleer programıyla sınırlamak suretiyle bu başarıyı gerçekleştirdi. ABD’nin önceki başkanı Barack Obama, nükleer dosya konusunda İran’la anlaşma imzalamak suretiyle başarılı olduğu düşüncesine kapılarak İran’ın davranış problemlerini gündeme getirmemeyi kabul etti. Anlaşmayı imzalama gayreti, Obama’yı ABD’nin Suriye politikasını bu başarı düşüncesine dayandırmaya kadar götürdü.

Obama, o dönemde sadece İran’ın nükleer hayaline karşı değil, aynı zamanda bölgede çeşitli Arap ülkelerinde Tahran’ın güdümündeki büyük darbenin izlediği istikrarsızlaştırma politikasına karşı İran’a komşu ya da yakın ülkelerin endişelerini giderecek kapsamlı bir anlaşma yapmakta başarılı olsaydı; bugün bölge, zorlu yeni bir döneme girmezdi. İran’ın bu darbenin hacmini gizlemeye çalışmaması ise dikkat çekici bir durumdur. Hatta çeşitli törenlerde birçok general, dört Arap ülkesinde ilk ve son sözün İran’a ait olmasıyla gurur duydu.

ABD Dışişleri Bakanlığı, Mike Pompeo’nun dış politika hakkındaki ilk konuşmasının ABD’nin Tahran’ın oluşturduğu bütün tehditlere karşı müttefikleriyle işbirliği yapmak için “bir yol haritası” niteliğinde olacağını açıkladı. ABD Dışişleri Bakanlığı, ülkenin İran’la yapılacak herhangi bir yeni anlaşmanın nükleer programla ilgili konuların yanı sıra Tahran’ın füzelerini, teknolojisini, teröristlere yönelik desteğini, Suriye ve Yemen’deki iç savaşı besleyen saldırgan faaliyetlerini de kapsamasını istediğini belirtti.

Açıkçası bu, Washington’un artık nükleer endişeleri gidermek istediği, bölgedeki seyyar milislerin hareketlerine ve istikrarsızlaştırma faaliyetlerine göz yummak istemediği anlamına gelmektedir. Aynı zamanda bu, askıya alınmış herhangi bir meselede esneklik göstermenin diğer ihtilaflı meseleleri müzakere masasından uzaklaştırmak için artık yeterli olmadığı anlamına da gelmektedir. Öyle görünüyor ki İran’dan tek bir konuda tutumunu değiştirmesi istenmiyor, aksine politikalarını baştan aşağı gözden geçirmesi yani davranış ve tutumunu değiştirmesi isteniyor.

Başkan Donald Trump’ın 8 Mayıs’ta İran’la imzalanan nükleer anlaşmadan ayrıldığını açıkladığı konuşmasında İran’ın tutumunu değiştirme meselesi açık bir şekilde gündeme gelmişti. Trump, anlaşmadan ayrılma kararıyla ilgili birçok neden ortaya attı. En önemli neden de Tahran’ın nükleer bir silaha sahip olmasını engellemektir. Ayrıca Trump, İran’ı balistik füze denemelerine devam eden, terörü ve milisleri destekleyen, büyükelçilikleri ve Amerikan askerlerini hedef alan terör koruyucusu bir devlet olarak addetti. Trump, Tahran’ı anlaşma gereğince elde ettiği paraları balistik füze tersanesini geliştirme ve terörü destekleme konusunda kullanmakla suçladı. Anlaşmadan ayrılma kararını açıklamasının ardından Trump, İran rejiminin nükleer programıyla ilgili ABD yaptırımlarının yeniden gözden geçirilmesine başlamak için bir başkanlık emri imzaladı. Başkan Trump aynı zamanda, ABD’nin nükleer silaha sahip olma konusunda İran’a yardım eden ülkelere de sert yaptırımlar getirebileceğini vurguladı.

Anlaşmayı imzalayan diğer devletler, ABD başkanının kararını kabul etmedi. Avrupa tarafı, kendisine yakın bölgenin askeri bir uçurumun kenarına sürüklenmesi ve çıkarları konusunda endişeye kapıldı. Avrupa, isyan ederek garantiler yoluyla anlaşmayı kurtarmaya işaret etti. Fakat ilk belirtilere göre büyük Avrupalı şirketler, İran’dan çekilmeye meylettikleri izlenimini verdi. Çünkü bu şirketler, İran’da kalmaları halinde Amerikan pazarlarının kapıları kendilerine kapatılabilir.

İlgili devletler arasında yapılan ivedi istişareler, anlaşmayı imzalandığı şekliyle kurtarmanın çok zor bir durum olduğunu gösterdi. Anlaşmayı kurtarmak isteyen devletler, İran’ın balistik füze ve milisleri silahlandırma konusundaki tutumuna kendileri karar vermiyor. Bu da anlaşmayı kurtarmanın Tahran’ın kendi tutumunu değiştirmeyi onaylamasıyla mümkün olacağı anlamına gelmektedir.

Açıkçası biz; ABD, bölge ve dünyaya yönelik İran dosyasıyla ilgili yeni ve zorlu bir bölümün başlarında bulunuyoruz. Golan Tepeleri’ndeki İsrail noktalarını hedef alan İran füzelerinin ardından Suriye’deki İran mevzilerine yönelik İsrail saldırılarında olduğu gibi bu yeni bölümün bazı yerlerinde sıcak rüzgârların esmesi uzak bir ihtimal değildir. Rusya, şu ana kadar saldırıları programlamayı ve kapsamlı çatışma hayaletini uzaklaştırmayı başarsa da oyun, ipleri kontrol etmeye çalışanların elinden çıkabilir.

Muhtemelen gelecek günler, İran’ın büyük bir hata işlediğini ispat edecektir. Zira İran, nükleer anlaşmayı ABD’nin gücünün sınırlı olduğunu gösteren ve Tahran’ın eski tutumuna devam etmesine izin veren bir başarı olarak gördü. Önümüzdeki günler, Husilerin elindeki İran füzelerinin, İran tarafından yapılan felaket bir yanlış olduğunu gösterecektir. Öyle ki Tahran, hedef aldıklarının gücünü tahmin etmede yanıldı. Aynı şekilde Tahran, Amerikan kararının, tepkilerini ve gidebileceği son noktayı tahmin etmenin zor olduğu Donald Trump gibi bir şahsın sorumluluğunda olmasının anlamını yanlış analiz etti.

Mike Pompeo’nun bugünkü konuşmasıyla birlikte İran’ın tutumuyla mücadele dönemi başlıyor. Bu mücadele, Tahran için nükleer programla mücadeleden daha zor bir mücadeledir. Nükleer program, İran’ın kendisi için yakın ve uzak haritalarda kararları elinde tutma ve milisler, füzeler aracılığıyla bölgedeki tarihi dengeler üzerinde büyük bir darbe oluşturma hakkını iddia etmeyen normal ve doğal bir devlet olmayı reddeden zihniyetin bir parçasıdır.