İranlılar Suriye’den ayrılmayacaklar

Şayet doğruysa Ruslar, Doğu Guta ve diğer bazı bölgelerde meydana gelen çözümlerde! Oynadığı rolü Güney Suriye cephesinin çözümünde de oynayacak. Zira Doğu Guta ve diğer bazı bölge sakinleri ve buradaki silahlı unsurlar İdlib’e taşınmıştı. Bu durum, Beşşar Esed’in “Suriye yararına”

İranlılar Suriye’den ayrılmayacaklar

Şayet doğruysa Ruslar, Doğu Guta ve diğer bazı bölgelerde meydana gelen çözümlerde! Oynadığı rolü Güney Suriye cephesinin çözümünde de oynayacak. Zira Doğu Guta ve diğer bazı bölge sakinleri ve buradaki silahlı unsurlar İdlib’e taşınmıştı. Bu durum, Beşşar Esed’in “Suriye yararına” olarak tanımladığı şeye geçmeye yönelik yeni bir planın var olduğu anlamına gelir. Böylece tasarlanan “demografik değişim” süreçleri devam etmiş ve tüm hızıyla gerçek boyutlarını almış olacak. Ayrıca İran’ın bu bölgede yapmayı tasarladığı ‘bu Arap ülkesinde tek bir mezhebin renginin hâkim olması’ projesi gerçekleşmiş olacak. Ve sürekli bahsi geçen mezhepsel “İran Hilali” hedefinin gerçekleştirilmesi için bir adım olacak, – eğer gerçeği söylemek gerekirse- şu ana kadar zaten büyük oranda hayata geçirilmişti.

Bunların gerçekliğini kısmen de olsa doğrulayan bir takım diğer veriler de yok değil, zira söz konusu bütün tarafları varılan bir antlaşma konusunda bilgilendirilen ABD Dışişleri Bakan Yardımcısı David Satterfield, bir takım kartların dağıtılacağının işaretlerini verdi. Buna göre; Humus kırsalında ve diğer bölgelerde olduğu gibi, muhalif savaşçıların ve ailelerinin, ağır silahlarını teslim etmelerinin ardından, Suriye’nin kuzeyindeki İdlib’e nakledilmesi sağlanacak. Hükümet güçlerinin Ürdün sınırı ile temas çizgisine dönüşü ve Beşşar Esed Devletinin kurumlarının Der’a’ya dönüşü sağlanacak. Ve geçmişte olduğu gibi sınırdaki “Nasib” geçidinin açılmasına izin verilecek.

Burada, bütün bu sürecin, İran’ın Suriye’den çıkarılmaması ve bunun ilk adımı olarak Hizbullah savaşçılarının kendi sınırlarından en az 70 kilometre uzaklaştırılmaması halinde, bu bölgede yeni bir savaş çıkacağı tehdidini savuran İsraillilerin koşullarına yanıt olarak ortaya çıktığı açıktır. Bilindiği gibi, Ruslar’ın, İran’la olan ilişkileri ve hatta Beşşar Esed rejimiyle olan “çıkar” ilişkileri pahasına İsrail’in arzuları ve eğilimleri ile uyum içinde olmaktan başka bir alternatifi yoktur.

Tabii ki, bütün bu gelişmelerden önce uzun bir süre ortalıkta görünmeyen ya da yok olan Beşşar Esed’in Dışişleri Bakanı Velid Muallim, gücü elinde tutan bir edayla, Amerikan “Tanf” üssü kaldırılmadan, İranlıların güney cephesinden uzaklaştırılmasına yönelik pazarlığı kabul etmeyeceklerini söyledi. Zira Hmeymim Hava Üssü bahane edilerek, bu bölgedeki hükümet güçlerini destekleyen İran kuvvetlerinin Suriye’nin güney sınırından iç bölgelere çekilmesini açıkça ortaya koyan bir anlaşma yapıldı. Bunun birkaç gün içinde uygulamaya geçmesi bekleniyor.

Şurası kesin ki, bu bölgede İran’ın varlığı kesinkes bitmeden, Rusya ve ABD buna dair bir garanti vermeden, Ürdün’ün, kuzey sınırında Suriye güçlerinin varlığını kabul etmesi mümkün değildir. Aynı şekilde Suriye muhalefetinin, yukarıda belirtilen İdlib’e göç ettirilme sürecini kabul etmesi mümkün değildir. Ve yine savaşçılarının, Suriye askeri üniforması giymiş İranlı komutanlar tarafından yönetilen Mahir Esed liderliğindeki dördüncü bölüğe bağlı yerel güçlere katılmayı kabul etmeleri imkânsızdır.

Ruslara hiçbir zaman güvenilemez. Eylül 2015’ten bu yana askeri, siyasi ve güvenlik yönünden Suriye’de yaşananların sorumlusu onlardır. Ve Beşşar Esed rejiminin elde ettiği tüm bu zaferler esasında onların zaferleridir. İsrail’in “dikte” etmeleri olmaksızın bu son adımları kesinlikle atamazlardı. Ancak, bu anlaşmayı istismar edeceklerdir, hatta etmişlerdir. Önceki mezhepsel yerinden etme operasyonlarına devam edecekler ve daha fazla Suriyeli “Sünni’yi” insan deposu İdlib’e transfer edeceklerdir. Suriye rejiminin başı, buranın (İdlib) konumunun, askeri güçle kontrolünü kolaylaştırdığını söylemişti.

Burada şurası kesin ki, İsrailliler, işgal altındaki Golan’da bile, kendi sınırlarında düzenli Suriye güçlerinin varlığından rahatsız olmuyorlar. Fakat İran ya da Hizbullah’ın varlığını istemiyorlar. Bu Suriyeli “güçler” Filistin direniş savaşçılarının işgal edilmiş Filistin’e 1967 işgalinden önce ve daha sonra gitmesini engellemişlerdi. Şimdi dahi engelliyorlar. Diğer Arap sınırlarında geçişlere izin verilirken, Suriye sınırlarından izin verilmiyordu. Bu bilinen bir konudur ve herhangi bir kanıt veya delile ihtiyaç duymamaktadır. Burada önemli olan, yukarıda sözü geçen güney cephesi hakkında yapılan anlaşma aslında İsraillilerle yapılmış bir anlaşmadır. Bunun dışındaki unsurlar sadece rötuş ameliyesidir. Bu gerçeğin kanıtı, Savunma Bakanı Avigdor Liberman’ın Rusya’ya yaptığı yakın tarihli bir ziyarette, üst düzey Rus yetkililerle anlaşmaya vardıklarını ve bunun da İsrail sınırından İran ve Şii milislerinin kaldırılmasıyla ilgili olduğunu söylemesidir.

Suriye’nin geçtiği bu kritik aşamada Suriye’nin kuzey sınırında Suriye kuvvetlerinin varlığını öngören anlaşma maddesine tekrar dönecek olursak; Ürdünlülerin bu konuda geçmişe dönük uzun tecrübelere sahip olduklarını bilmek gerekir. Suriye tankları 1970’de sınırlarını işgal ettikleri zaman, tankların Filistin Kurtuluş Ordusu’nun “işaretleriyle” kamufle edildiğini hâlâ akıllarında tutuyorlar. Şu ihtimal hiç de uzak değil, hatta kesindir; Der’a bölgesi sınırlarında konuşlanacak herhangi bir Suriyeli kuvvet, İranlı kuvvetler, milisler ve Hizbullah güçlerinin gizli milisleri olacaktır. Bunların hepsi Suriye rejiminin ordu üniformaları ve sloganlarıyla kamufle edilecektir. Bu nedenle, Ürdün, Kuzey sınırlarına bitişik bölgelerde, ABD ve Rus garantileri ve bu iki garantör güçlü devletin fiili “denetlemesi” olmaksızın Suriye güçlerinin varlığını kabul etmez. Ayrıca, bu krizlere karşı politik bir çözüm olmadan, yani gerçekten zorlayıcı bir Cenevre 1 ve uluslararası 2254 sayılı karara dayanmadan adım atmanın riskli olduğunu da idrak ediyorlardır. Bu ülkedeki durum, özellikle demografik boşaltma resmi olarak son halini aldığı zaman, her an yeniden patlayabilecek bir bombaya dönüşecektir.

Bu nedenle, Satterfield’in söyledikleri ve Rusların büyük bir neşeyle dillendirdikleri şeyler, İsrail’e dair korkuların yatıştırılmasına yönelik hamlelerden başka bir şey değildir. Atılan her adım ânı kurtarmaya yönelik bir rötuş ameliyesidir. Amerikalılar ve Ruslar arasındaki çıkar çatışmaları hala emekleme aşamasındadır ve hala bu gerçekliğin başlangıcı ile bitişi arasındaki mesafeler oldukça uzaktır.

İranlıların, kendilerini ve Suriye’deki varlıklarını, Beşşar Esed ve Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin tarafından hedef haline getirildiğine dair dillendirdikleri şeyleri tasdik etmek mümkün değildir. Bu konuşmalar, pazarlıkların yapıldığı bir ortamda, İran varlığının bölgede devam etmesine yönelik hamlelerdir. Cumhurbaşkanı Hasan Ruhani’ye yakın İranlı “Sazendegi gazetesi”nin yayınladığı haberler sadece bir manevra niteliğindedir ve muhtemelen Ruslar da işin içindedir. Suriye krizinin patlak verdiği 2011’den bu bugüne kadar bu tür manevralar yapıyorlar. ABD ile olan ihtilaflarının zirvede olduğu bir dönemde Tahran’la olan ilişkilerinden vazgeçemezler.

Nihayetinde bu olasılık ne şimdi ne de uzun vadede mümkün değildir. Beşşar Esed böyle riskli bir adım atamaz. Zira İran’ın askeri, politik ve mali ağırlığı olmasaydı ve her şeyiyle onun yanında durmasaydı, Beşşar silinip gitmişti.

Ya Suriye hapishanelerindeki hücrelerin birinde yargılanmayı bekliyor ya da mezarlardan birine girmişti.

Ya da Lübnan, Ürdün, Irak ve de Türkiye gibi komşu ülkelere ve kendi halkına karşı işlediği tüm bu suçları ve katliamları kabul edebilecek ülkelerden birinde siyasi bir mülteciydi!