İşgal ve düşmanlık arasında Lübnan

Geçtiğimiz günlerde, Lübnan Dışişleri Bakanı Cibran Basil ve Lübnan Meclis Başkanı Nebih Berri’nin, ABD Başkanı’nın mali yardımları tamamen durdurduğu BM Filistinli Mültecilere Yardım Ajansının (UNRWA) finanse edilmesini istemesi Arapların dikkatini çekti. ABD, bu kuruluşun yıllık bütçesinin y

Geçtiğimiz günlerde, Lübnan Dışişleri Bakanı Cibran Basil ve Lübnan Meclis Başkanı Nebih Berri’nin, ABD Başkanı’nın mali yardımları tamamen durdurduğu BM Filistinli Mültecilere Yardım Ajansının (UNRWA) finanse edilmesini istemesi Arapların dikkatini çekti. ABD, bu kuruluşun yıllık bütçesinin yaklaşık yüzde 35 veya daha fazlanı karşılıyordu. Lübnan’ın, UNRWA’ya yardım konusunda ABD’nin yerini tutmayacağı aşikârdır, zira kendi topraklarındaki Filistinli mültecilere dahi yardım kaynaklarını azaltmaktadır. Normal şartlarda Lübnanlılar, özellikle Filistin meselesi Arapların ortak meselesi olduğu için, Arap kardeşlerinden yardım talep etme hakkına sahiptir. Ayrıca en büyük Filistinli mülteci akımı Ürdün ve Lübnan’a olmuştur ve bundan dolayı da en fazla yardıma ihtiyaç duyan ülke konumundadır. 1982’de İsrail’in Lübnan’ı işgalinden bu yana gelişen hadiselere bir bakacak olursak, Körfez Araplarının, özellikle Suudi Arabistan ve Birleşik Arap Emirlikleri’nin birkaç kez Lübnan’ı yeniden imar ettiklerini görürüz. Yüz binlerce Lübnanlı bu ülkelerde çalıştılar ve çalışmaya da devam ediyorlar ve bu ülkeler bundan dolayı herhangi bir karşılık da beklemediler. Ancak şunu da çok iyi biliyoruz ki, Beyrut’un 2008 yılında Hizbullah tarafından işgal edilmesinden bu yana, Körfez ülkelerinden Suudi Arabistan, Bahreyn, Kuveyt ve Yemen Hizbullah tarafından sürekli saldırıya uğramaktadır.

Körfez ülkelerinin bu dönemde uğradığı güvenlik ve askeri saldırılara bizzat Lübnan Dışişleri Bakanı’nın siyasi ve stratejik saldırıları eklendi. Lübnan’ın bu dış politika şefi, İran saldırganlığını ve Krallığa karşı düşmanca tavrını kınamayı her zaman reddetti, Arap Ligi ve uluslararası kurumlarda bile bu konuyla ilgilenmediğini defalarca ifade etti. Her ne kadar kendisi ve cumhurbaşkanı tarafsız kaldıklarını iddia etseler de, hala Lübnan’daki siyasi suikastlar hakkında tek bir kelam dahi etmediler, bir milyondan fazla Suriyelinin Lübnan’a iltica etmesine neden olan, parti ve rejimin ve Suriye’deki İranlı milislerin uyguladıkları öldürme ve yerinden etme politikalarına seslerini dahi çıkarmadılar. Bakanın kendisi şu anda Moskova ve Şam arasında mültecilerin iadesi için mekik dokuyor. Suriyelilerin Lübnan’a gelişi –ki zorunlu bir durumdu- Lübnan’ın egemenliğine bir saldırı oluyor da, Suriye, Yemen ve Lübnan’da istediği gibi hareket eden, Arapların bağımsızlık ve güvenliğini tehdit eden Hizbullah’ın yapıp ettikleri neden egemenliğe saldırı kabul edilmiyor?

Filistinli mülteciler, anavatanlarını yitirdikleri, yardım alma haklarını kaybettikleri, sürgünde insana yakışır bir yaşamı göremedikleri için mazlumdurlar. Fakat şu an yani bakan Cibran Basil döneminde Lübnan ve Lübnan halkının maruz kaldığı zulümler ve ölümcül saldırılar görmezden gelinemez. İranlılar, sahip oldukları bütün araçlarla bu ülkeyi işgal etmek istiyorlar. Araplara karşı düşmanlık yapmak artık karakterlerinin bir parçası haline geldi. Sonradan çıkıp bu kesimler Arapları Lübnan’a yardım etmemekle suçluyorlar.

Bu konu Hizbullah’ın hâkim politikalarına boyun eğmekle sınırlı kalmamıştır, bilakis Lübnan’ın kimliğini ve Arap konumunu, toplumun birliğini değiştirmeye yönelik bir arzu ortaya çıkmıştır. Basil ise, İran, Irak, Suriye ve Lübnan’ın da dâhil olduğu Moskova’nın desteklediği Ortadoğu’da “Azınlık ittifakı” projesine Rusya’dan destek çağrısı yaptı. Cumhurbaşkanı Avn’ın yaklaşık on yıldır dillendirdiği bu azınlık ittifakını kendisi de tekrar edip duruyordu. Hatırlatmakta fayda var; Bu ittifakı destekleyen ve koruyan Rusya’dır ve idaresini İran’a bırakmak istemektedir. Rusya böylelikle İsrail’in güvenliğini de korumak istemektedir, zira unutmayalım ki Yahudiler de bölgede azınlıktır.

Dolayısıyla burada sahipsiz kalan tek varlık, Basil ve Hizbullah’ın çok korktuğu Sünni Araplardır.

Derme çatma kamplarda hayatta kalma mücadelesi veren bu mültecilerden neden korkarlar ki!

Basil’in azınlık ittifakına dair görüşünden sonra azınlık ittifakının ilk mimarı Hizbullah’ın görüşlerine bakalım. Hizbullah milletvekillerinden oluşan blok, Hizbullah’ın verdiği mücadeleler sayesinde elde edilen zaferler hakkında bir bildiri yayınladılar. Onlara göre bu zaferler-sonuncusu Beşşar Esed’in zaferi- Lübnan’ın Arap konumunda ciddi değişikleri gerekli kılmaktadır. Yeni Eksende Basil, liderliği bazen Esed’e verirken bazen de Rusya’ya vermektedir. Hizbullah ise kendini bu yeni eksenin temel direği ve İran’ın bölgedeki vekili olarak görmektedir. Meclis başkanı Berri, birkaç gün önce Lübnan ve Suriye’nin siyasi ikizler olduğunu ve Lübnan’ın ABD’nin yaptırımlarına karşı İran’ın yanında durması gerektiğini söyledi.

Ey insanlar! Allah aşkına uyanık olun; Günümüz yetkililerinin ifadeleri ve partinin uluslararası kararlara karşı yürüttüğü eylemler nedeniyle Lübnan’ın güneyinde konuşlu BM Geçici Görev Gücü’nün (UNIFIL) görev süresinin uzatılması sancısından henüz kurtulamadık.

Sonra, hangi eksen ülkemiz ve devletimiz yararına bir zafer kazandı da seviniyoruz!?

Amerikan yaptırımlarından önce kendi halkının ayaklanmasına neden olacak yıkıcı ekonomik kriz yaşatan bunlar değil mi?

Lübnan hangi güç ve araçlarla İran’ın veya Esed’in yanında yer alacak? Ve niçin bunu yapsın ki?

Şayet mevcut Irak başbakanı, ülkesinin çıkarlarını İran’ın çıkarlarına tercih ettiğini söylüyorsa, ABD kabul etmediği için İran’la dolar üzerinden ticaret yapmıyorsa bize ne oluyor da azınlık ittifakına destek olmaya çağıran bu eksenin güdümüne giriyoruz?

Yani Hamaney rejimi, Esed rejimi, Venezuela rejimi ve Kuzey Kore rejimini neden tercih ediyoruz?

Allah aşkına aklınızı başınıza alınız!

Diyelim ki Hizbullah’ın bir ideolojisi var, Velayet-i Fakih rejimine benziyor ve Suriye’de bir misyonu var;

Peki Bakan Basil’i bu şekilde davranmaya sevk eden saik nedir?

Bu nasıl bir vizyondur ve bizlerin bundan ulusal çıkarı nedir? Neyinize güveniyorsunuz!?

Trump’ın attığı bir Tweet, Türk Lirasının çökmesine yol açmadı mı?

Peki, Amerikalıların, sözleriniz, ifadeleriniz ve tepkilerinizden bir tanesine ciddiye alıp, terörün finansmanıyla mücadele bahanesiyle sizin son derece kırılgan bankacılık sisteminize saldırmasından korkmuyor musunuz?

Kendimizi yani Lübnan’ın içişlerini tekrar gözden geçirecek olursak; “Basil yanlıları”, “İlahi zafer!” sahipleri ve kibirli taife Saad Hariri’nin hükümet kurmasını engellemek için adeta birbirleriyle yarışıyorlar.

Adalet Bakanı Salim Cerissati, skandal seçim kanununun mimarları(!) Milletvekili Cemil Seyyid ve Ili el-Farzeli ile beraber hareket ediyor. Saad Hariri’nin hükümet kurma yetkisini elinden almak için gensoru verdiler.

Bunların hepsi, buzdolabını yalayan kediler gibidirler; bütün amaçları makam elde etmek, Başbaşkanlığı devralmak, Millet Meclisi’ni ele geçirmek ve Suriye’deki yıkım ve işgalden zaferler çıkarmaktır.

Yenilgiden daha kötü zaferlerin olduğunu bilmiyorlar mı?

Suriye’yi işgal etmenin de ötesinde buranın halkına bir düşmanlık söz konusu…

Artık bu kesim sadece ABD’ye değil, bütün uluslararası toplum ve Araplara hiç gereği ve gerekçesi yokken düşmanlık yapmaya başladılar. Küçük menfaatler peşindeler ve ağır politik, ekonomik ve idari kriz içinde bulunan Lübnan’a zarar vermekteler. Bütün bu sıkıntılara rağmen onların, Arapları düşman edinmekten başka bir uğraşları olmadığı görülüyor.

Son bir sözüm de Başbakan Hariri’ye. Vakit Tweetleri artırma vakti değil. Bu vatan ve vatandaşlarını bu ölümcül bataklığa sürükleyen hataları azaltma vaktidir.

Gıpta edilecek bir durumda değilsin ve bu hal sadece anayasal kurumların yokluğu nedeniyle değil, bilakis sana bu görevi verenlerin, devlet ve Anayasa’yı hiçe saymaları nedeniyledir. Artık mesele kotalarla ilgili olmadığı gibi

Cumhurbaşkanı (Avn) ve taifesinin yetki ihlalleri ile ilgili de değildir, bilakis ana mesele artık etnik mozaik, Anayasa, ortak yaşam, mali ve ekonomik istikrardır.

Lübnan’a, devletine ve rejimine azalan güven, davranışlarınıza ve isabetli kararlarınıza bağlı olarak yeniden şekillenecektir.

Diğerleri kendilerini şüphe, suçlama ve hatta düşmanlık tarafına konumlandırmış olabilirler: Amerikalıların, Rusların, Fransızların ve tüm uluslararası kurumların Basil’in politikalarını ve nüfuzunun büyüklüğünü dikkate aldıklarını mı düşünüyorsun? Ya da Hizbullah’ın liderinin Lübnan’ın mali ve istikrarına olan etkilerini dikkate mi alıyorlar?

Elbette ki hayır…

21. yüzyılın başında, Lübnan’da şartlar değişmiştir. Önceden şehit babanızın ağırlığı ve karizması vardı ve bir denge unsuruydu. Bugünün koşulları daha zor…

Hükümet kurulsun veya kurulmasın resmi göreviniz itibariyle siz sorumlusunuz ve siz Refik Hariri’nin evladısınız;

Arapların ve uluslararası toplumun dikkatleri sizin üzerinizde…

Vatanının yanında ol, böylece Lübnan, tüm Lübnanlıların vatanı olmaya devam eder.

Bu ülke bütün şer odaklarına rağmen Arapların ve bütün dünyanın ilgi odağıydı.

Evet: Lübnan’ın kıymetli insanları gibi Anayasaya sadık kal, belki de bu şekilde işgal esaretinden ve düşmanlık sarmalından çıkış için bir umut ve fırsat doğmuş olur!