İslami araştırmaların yeniden yapılandırılması
Son 10 yılı Araplar ve Müslümanlar, radikalizm ve terörizmle mücadele ederek geçirdiler. Belki önümüzdeki 10 yılı da böyle geçirecekler. Bu ciddi meselenin din, topluluklar ve devletler ile yaşadığı 10 yıllık tecrübe neticesinde ve aydın arkadaşlarım, medya mensupları ve uzmanlarla oturup kalkma, ya
Son 10 yılı Araplar ve Müslümanlar, radikalizm ve terörizmle mücadele ederek geçirdiler. Belki önümüzdeki 10 yılı da böyle geçirecekler. Bu ciddi meselenin din, topluluklar ve devletler ile yaşadığı 10 yıllık tecrübe neticesinde ve aydın arkadaşlarım, medya mensupları ve uzmanlarla oturup kalkma, yazışma ve istişarelerimin bir sonucu olarak iyice kavradım ki bu acı tecrübe iki kavramda kilitlenmektedir: Yeterlilik ve rehabilite… Yeterlilikten kastım dünyayı, modernitenin olgularını ve toplumların değişkenlerini tanımak ve elde edilen bu zaruri bilgilerle dini, kültürel ve medya kurumlarımızı kalifiye hale getirmektir. Yeterlilik aslında kurum ve kuruluşların bünyelerinde, tehlikeli olgularla başa çıkmaya hazır hale gelebilmeleri için gerekli değişimleri yapmaktır. Aynı zamanda, eğitim programlarını rehabilite etmeye, dinî söylemleri yenilemeye, imamları ve öğretmenleri eğitmeye, radikal eğilimli yeni nesil oluşumunu engellemeye yönelmek gerekir. Afganistan, Somali, Batı Afrika’dan Suriye, Irak ve Libya’ya kadar çeşitli cephelerde varlık gösteren “El Kaide” ve “DEAŞ”ı tanıdıktan ve bunların milislerinin neden olduğu zararları gördükten sonra her yönüyle bir rehabilite çalışması yapmak gerekir.
Diğer taraftan üniversitelerde, akademik ve yarı-akademik kurumlarda nispeten uzak tutulmasından dolayı gerekli önem verilmemiş başka bir alan daha vardır, o da; İslami araştırmalarda uzmanlaşmadır.
Bu alan Batı menşeli ve oryantalistlerin elindeki gelişmiş bir alandır. Bu uzmanlık alanında yüzlerce bölüm, onlarca enstitü ve dergi, yüz yıldan fazla bir süredir çalışmalarını sürdürmektedir.
Bu alan, Edward Said tarafından “Oryantalizm” (1977) isimli kitabında etkili bir şekilde kınanmıştır. Sömürgeci söylemlere sahip olduklarını söylemiştir. Fakat Edward Said’in bu saldırıyı saptığı esnada akademik dünyada aykırı fikirler ve birbiriyle çelişen iki tavır ortaya çıkmış oldu: Oryantalizm geleneğinden çıkan ve her şeyi sorgulayan yeni oryantalistler ortaya çıktı. Hermenötik yöntem üzerinden Kur’an ve İslam’ın imajını değiştirmek istediler. Asırlar boyu nassın bağlamı olarak dikkate alınmış Tarih/rivayetler görmezden gelinmiştir. Diğer taraftan ise Arap ve Müslümanlar içerisinden modernist/selefi akımlar ortaya çıktı. Geleneksel anlamdaki bütün bilgi ve birikimlere rolleri gereği hücum ettiler. Sadece kendi militanları üzerinden değil, ayrıca Şeriat sisteminin eksiksiz bir şekilde uygulanması ve yerleşmesi bahanesiyle İlahiyat ve İslami araştırmalar fakülteleri aracılığıyla fikirlerini yaymaya çalıştılar.
Bu yeni oryantalistler akademik araçlar kullanarak geleneğin tekrarı olarak gördükleri birikimi tahrip ettiler. Sadece sosyal ve beşeri bilimlerde devrimler yaratmada üstünlük sağlamadılar. Aynı zamanda Batı’da ve dünyada İslamofobi dalgaları oluşturdular. Kökü bizde olan uyanış hareketleri ise dini üniversitelerde bizlerin daha İslami ve hurafelerden! uzak olmamız gerektiği hususunu sürekli tekrarladılar. Bu şekilde başladığı gibi garip! olan İslam’ın uygulanmasına rağbet artmış olacak! Bu iki yöntem ortasında veya bu Batı ve Doğu ideolojileri arasında takdir, araştırma ve tefekkür alanı kalmamış gibi gözüküyor! 1980’ler ve 1990’larda, Doğu ve Batı’daki üniversitelerde İslami ilimleri okutanlar olarak bizler bu iki eğilimden (Oryantalist ve Oryantalist zihniyetli akademisyenler) çok çektik. Avrupalı ve Amerikalı Batılılara, Kur’an ne zaman ortaya çıktı? Bu tek bir metin midir yoksa Nebi’nin (s) ve ilk dönem ashabının vefatından bir asır ya da daha fazla bir süre sonra gelişigüzel bir araya getirilmiş bir metin midir? sorusunun cevabını vermekten başka bir iş yapmazdık. Arap ve İslam dünyasında herkes, toplumlarda ve devletlerde İslam’ı nasıl yeniden inşa edeceklerinin cevabını vermekle uğraştılar. İslam’ın hükümleri neden uygulanmıyor? İran’daki İslam Devrimi’nin galip gelmesinin anlamı nedir? Arap ve İslam ülkelerindeki Selefi devriminin akıbeti nedir? soruları da aynı şekilde gündemden düşmemiştir.
Oryantalist ve Oryantalist düşünceli insanların ortaya attığı soruların aynı oranda kuruntudan ibaret olduğunu düşünenlerden birisiyim. İslam’ın hükümleri uygulanmaktadır ve yeniden uygulanmasına ihtiyacı yoktur. Din her açıdan etkindir ve garip de değildir. Kur’an Nebi’den (s) bu yana topluluklara hayat vermiş, onları diriltmiş ve aslı korunmuş bir nas/metindir. 200 yıldan fazla bir süredir bu Kitabın aslını ve ilk iki asırla olan ilişkisini araştırmaktan artık yorulduk! İslam tarihine/Hadislere gelince ilk asırdan itibaren en mükemmel tekniklerle çoğaltılmış ve bu iki tarafın iddia ettiği gibi herhangi bir tahrifata uğramamıştır. İslam veya hadisler Ortodoksi bir değişim ve dönüşüm yaşamamıştır.
Yaklaşık kırk yıldır devam eden bu çelişkilerle dolu inkâr furyasının büyük tahribatlara ve çıkmazlara neden olduğu inkâr edilemez. Ve bu furya sadece sokakta değil bilakis üniversitelerin akademik bölümlerinde devam etmiştir. Bütün bu sıkıntılar anahtar kavramlar üzerindeki anlaşmazlıklar nedeniyle olmuştur. İslam nedir? Tarih/Rivayet ne demektir? Çağdaş İslami hareketler ne anlama gelmektedir? Neden bazıları salt İslamı, diğerleri ise salt Arabı esas alıyor? DEAŞ ve El Kaide olgusu gerçekte ne anlama geliyor? İslam adına işlenen ve hiç dinmeyen şiddet furyasının sebebi nedir? Bu soruların sorgulaması pek tabii ki meydanlarda değil, araştırma merkezlerinde, çalıştaylarda, İslam ve Arap Araştırmaları bölümlerinde yapılabilir.
Bu nedenle, Beyrut Amerikan Üniversitesi Şeyh Zayed Arap ve İslam Araştırmaları Kürsüsü’nde, Doğu ve Batı’dan İslami araştırmalar alanında onlarca ünlü bilim insanını bir araya getiren, “İslami Araştırmaları Yeniden Yapılandırma” başlıklı bir konferans düzenledik. Üç gün boyunca İslami araştırmaların yeniden yapılandırılması, yeni yöntem arayışları barındıran yeni bağlamlar, hatta yeni metinler gibi başlıklar işlenecek. Dini İlimlerde uzmanlaşmanın kökenleri, işlevleri ve neticeleri ile insan, sosyal ve tarih bilimindeki yeri üzerine yararlı bir tartışma ve müzakere oturumu olacağını umuyoruz. Umudumuz sadece yeni yöntem arayışı veya oryantalist zihniyetin ifşa edilmesi ve onların reddedilmesi ile alakalı değildir. Bilakis aynı zamanda, Batı ve Doğu’daki üniversitelere yayılmış bulunan yeni nesil Arap ve Müslüman akademisyenlere İslami araştırmalara dair ufuklar açmak ve söz konusu zihniyeti ve bunun arka planını iyice kavratmaktır.
Bilimsel araştırmalarda ve akademik çalışmalarda kesinlik ve yasaklamalara teslim olmak doğru değildir. Bu diktatöre ve şiddet sarmalına teslim olmak gibidir. Bilimsel araştırma, özgürlük, cesaret ve sorumluluk gerektirdiği gibi kabul görmüş klişe fikirlere meydan okumayı ve sorgulamayı da gerektirir.
Kur’an’da şöyle bir ayet geçer: “Gerçek apaçık meydana çıktıktan sonra bile, onlar bu hususta seninle münakaşa ediyorlardı; sanki göz göre göre ölüme sevk ediliyorlardı.”(Enfal, 8/6) Gerçekler ortaya apaçık çıktıktan sonra tartışmak ise saçma, mantıksız ve hatta insanlık dışıdır. Bugün ümmetin yapısını düşündüğümüz zaman gittikçe kötüye gittiğini görüyoruz. Farkında olalım ya da olmayalım sanki bu ümmet bizim ümmetimiz değil ve bizimle de bir alakası yok. Kur’an’da şöyle buyrulur:” Kendi ellerinizle kendinizi tehlikeye atmayın.” (Bakara,2/195) yani ne maceraya dalın ne de korkak davranın. Kuvvet ve kudret ancak Allah’a mahsustur.