İsrail, Irak’ta bölünmeden yana ancak çıkarları farklı
Türkiye Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın, İran Cumhurbaşkanı Hasan Ruhani ve İran Devrim Lideri’nin Uluslararası İlişkiler Danışmanı Ali Ekber Velayeti ile Mesud Barzani’nin kararının ardından, Kürtler tarafından icra edilen referandumun arkasında İsrail’in olduğu konusunda hemfikir olması tuha
Türkiye Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın, İran Cumhurbaşkanı Hasan Ruhani ve İran Devrim Lideri’nin Uluslararası İlişkiler Danışmanı Ali Ekber Velayeti ile Mesud Barzani’nin kararının ardından, Kürtler tarafından icra edilen referandumun arkasında İsrail’in olduğu konusunda hemfikir olması tuhaf bir durum değildir. Türkiye ve İran, referandum girişiminden en büyük zararı gören ülkelerdir. Çünkü bölgedeki en fazla Kürt yoğunluğu bu iki ülkede bulunuyor. Hatta Türkiye’deki Kürtlerin sayısının 16 milyonu geçtiği ve İran’da ise 12 milyona yaklaştığı söyleniyor. Irak Kürt Bölgesel Yönetimi’nin (IKBY) Irak’tan ayrılarak bağımsız bir yapı kurma enfeksiyonunun, her an patlayabilecek etnik milliyetçilik ve mezhepçilik mozaiğiyle yoğrulmuş bombadan zarar gören bu iki devlete ivedi bir şekilde sirayet edeceği anlamına geliyor. Meşhur Sykes-Picot Antlaşması ile yetinmeyen bu iki ülkedeki Kürt yoğunluğunun yanı sıra İran, Irak’taki Ahvaz bölgesine, Türkiye ise İskenderun sancağına doğru genişleyerek yeni ve uygun şartları değerlendirdiler. Türkiye ve İran’da Beluçlar, Azeriler, Hazaralar, Lazlar, Bektaşiler, Aleviler, Ermeniler, Çeçen, Çerkez ve Dağıstanlılar gibi baskın azınlık grupları bulunuyor.
İran ve Türkiye, eğer Iraklı Kürtler referandum sonuçlarını kabul ettirme konusunda başarılı olurlarsa, bağımsızlık enfeksiyonunun söz konusu azınlıklara intikal edeceğinden dolayı kaygı duyuyor. Bunun için iki ülke tarafından üst düzey askeri teyakkuz durumu ilan edilerek sınırda askeri tatbikatlar yapılmaya başlandı. Bunun yanı sıra İran ve Türkiye, meydana gelenlerden dolayı Kürt yönetimini ihanetle suçlamaya ve referandumun arkasında İsrail’in yer aldığını iddia etmeye başladı. Eğer referandum başarılı olursa, 1948 yılında kendi devletlerini kurduklarından beri Arap ve İslam ülkelerini bölmeye ve parçalamaya çalışan İsrailliler, söz konusu enfeksiyonu Türkiye ve İran’a transfer edecekler. Çünkü Kürtler, Türkiye’de PKK, İran’da ise Kürdistan Özgür Yaşam Partisi güdümünde silah taşımaya başladılar.
Türkiye, İran, Irak ve Suriye’deki bütün Kürtler, 1946 yılında İran’da kurulan Mahabad devletinin tadını almaya hala devam ediyorlar. Ancak Mahabad devleti kısa bir süre ayakta kaldı. Çünkü Amerika ve Sovyetler Birliği söz konusu devleti hemen yok etmek için anlaştılar. Şu an ise aynı gerekçeden dolayı bu enfeksiyonun komşu ülkelere sirayet etmesinden endişe duyuluyor. Bu da petrol bölgesinde ve tüm Ortadoğu’da şiddetli savaşlara ve istikrarsızlığa yol açacaktır.
Tabi kuruluşundan bu yana söz konusu stratejik bölgeyi parçalamaya ve bölmeye, mezhep ve etnik bakımdan milletler topluluğu kurmaya çalışan ve İngiliz Milletler Topluluğu içerisinde İngiltere’nin konumu gibi bu topluluk içerisinde de aynı konuma gelecek olan İsrail, IKBY’de referandum yapılmadan önce bile sönmüş ateşi canlandırmaya kalkıştı. İsrail, sadece referandumu desteklemeyip aynı zamanda planlama ve uygulamanın arkasında da yer aldığını söyledi.
Açıkçası İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu, ABD’nin baskısı ve Kürt yönetiminin ısrarıyla yaptığı önceki açıklamasından kurtulmak için, bu gecikmeli açıklamayı yaptı. Netanyahu, IKBY’nin şahit olduğu referandumda İsrail’in herhangi bir rolünün olmadığını vurguladı. Aynı zamanda Netanyahu, referandumu destekleyen önceki açıklamalarıyla ilgili olarak ise, Kürt halkıyla dayanışma içinde olduklarından ve bağımsızlık isteklerine anlayış gösterdiklerinden dolayı böyle bir açıklama yaptığını dile getirdi.
Şuna da işaret etmek gerekir ki İsrailliler, İsrail’i açıktan ziyaret etmesi için Mesud Barzani’nin babası Molla Mustafa Barzani’yi ikna ettikleri zaman, bu son oyun gibi 1970’li yıllarda da iğrenç bir oyun oynadılar. Molla Mustafa’nın İsrail’i açık bir şekilde ziyaret etmesi karşılığında İsrailliler, Cezayir Devlet Başkanı Huari Bumedyen gözetiminde 6 Mart 1975 tarihinde Irak Cumhurbaşkanı Saddam Hüseyin’in yardımcısıyla İran Şahı Muhammed Rıza Pehlevi arasında imzalanan Cezayir anlaşmasını iptal etmek için kendisini destekleyecekleri konusunda yalan bir vaatte bulundular. Fakat İsrailliler, ABD’ye yapmış olduğu ziyaret esnasında ve bu uzun ziyaret sonrasında meydana gelen gelişmelerle yüzleşmesi için Molla Mustafa’yı yalnız bıraktılar. Gerçekten de Molla Mustafa’nın ABD’ye geçici bir şekilde yapmış olduğu ziyaret siyasi sığınma mesabesindeydi.
Mesud Barzani’nin temsil ettiği Kürt yönetimi, İsrail’in vaatlerine güvenilmeyeceğini kesin olarak biliyor. İsrail, Irak’ı zayıflatmak ve bölgedeki ülkeleri parçalamakla ilgilendiği kadar Kürtler ve Kürtlerin meseleleriyle ilgilenmiyor. Mesud Barzani, İsrail’in vaatlerine ve desteklerine güvense bile İsrail, Mesut Barzani’nin babasından vazgeçtiği gibi kendisinden de vazgeçecek. Kuzey Sudan’dan ayrılması konusunda Güney Sudan’ı ilk destekleyen İsrail’di. Fakat İsrail, çok geçmeden bu ayrılıkçı küçük devletten vazgeçerek hâlihazırda karşı karşıya kaldığı sefil durumla yüzleşmesi için kendisini yalnız bıraktı.
Kürtlerin kendi kaderlerini tayin etmeleri, Arap, Türk ve İranlılar gibi kendi bağımsız devletlerinin olması hususunda kesinlikle hiçbir tartışma yok. Ancak her halükarda Kürtlerin uygun bir anı seçmeleri, ölümcül atlayışlardan kaçınmaları ve duydukları her şeye inanmamaları gerekiyor. Bunun birinci kanıtı Meşhur Mahabad Cumhuriyeti’nin sonudur. İkinci olarak ise bu, geçmiş yüzyılın ikinci yarısında Kürt Kurtuluş Hareketi’nin kaşı karşıya kaldığı en tehlikeli sonuçlardan birisidir. Ayrıca son referandum girişimi, Irak ve bölgedeki şartlar yeterli bir şekilde araştırılmadan referandumun rastgele icra edildiğini kanıtladı. Kürt yönetimi, rastgele olmasa bile ivedi bir şekilde referandum yapmaya kalkışmadan önce İsrail’in doğrudan ya da dolaylı olarak hiçbir vaadine güvenmemesi ve Amerika, Rusya ve diğer etkin devletlerin görüşlerini önceden teyit etmesi gerekiyordu. Aynı zamanda Türkleri ve İranlıları iyi bir şekilde tanımasına rağmen böyle bir girişimin kendisini Türkiye ve İran tarafından yapılacak askeri bir operasyonla karşı karşıya bırakacağını bilmesi gerekiyordu. Çünkü söz konusu bu iki devlet, referandumu kendi nüfus ve coğrafi yapısını dağıtacak bir bomba olarak görüyor.
Kürt yönetimi, meçhule doğru bir atlayış olan sıçrayışını yapmadan önce Kuzey İrlanda’daki cumhuriyet ordusunun girişiminin başarısız olduğunu, Kuzey Kıbrıslı Müslümanların uzun yıllar sonra ‘Ortodoks Kıbrıs’a geri dönmeye çalıştıklarını, Güney Sudan’ın Kuzey Sudan’dan uzaklaştığı için pişmanlık gözyaşları döktüğünü, Gazze’nin yönetime ve Batı Şeria’ya yeniden dönmek için koşturduğunu, Katalonya’nın İspanya’dan ayrılmasının Avrupa kıtasında yeni bir savaşa neden olacağını ve bu savaşın çıkması halinde İkinci Dünya Savaşı’ndan daha trajik ve daha korkunç olacağını göz önünde bulundurması gerekiyordu.