Kaddafi sonrası Libya’nın kültür sahnesi
Trablus: Abdulselam Fakhi Libya aydının iktidarla savaşındaki akıbeti hakkında kafalarda soru işaretleri var. Özellikle Şubat 2011 sonrası geçen 7 yılın ardından yazma ve ifade özgürlüğü açısından ortaya çıkan soru, halkların ve zamanın büyük dönüşüm çağlarına kıyasla bir şeylerin seyrini değiştirme
Trablus: Abdulselam Fakhi
Libya aydının iktidarla savaşındaki akıbeti hakkında kafalarda soru işaretleri var. Özellikle Şubat 2011 sonrası geçen 7 yılın ardından yazma ve ifade özgürlüğü açısından ortaya çıkan soru, halkların ve zamanın büyük dönüşüm çağlarına kıyasla bir şeylerin seyrini değiştirmek için alınan tedbirler ile benzerlik göstermektedir. Görüştüğümüz Libyalı aydınların bir kısmı, gerçekten hiçbir şeyin değişmediğini, en azından özünün bozulmadığını düşünürken, değişikliklere sebep olabilecek sancı dolu bazı olaylar, yaşanmaya devan ediyor.
Kahire’de bir internet sitesinin kültür editörlüğünü yapan genç romancı Nahla el-Arabî, Libya kültür sahnesindeki gelişmeleri yakından takip ediyor. Arabî, Mısır’a taşınmadan önce Libya’da edindiği acı tecrübeleri şu ifadelerle anlatıyor:
“Bu kuşağın birçok yazarının da paylaştığı gibi her devrin kendi sansür makası vardır. 2011’den sonra hiçbir şeyin değiştiğini sanmıyorum. Bazıları hâlihazırdaki durumun bir sansürden çok daha acımasız bir hale geldiğini düşünebilirler. Kaddafi döneminde iktidarla çatışma halindeydik. Oldukça açık görünen bir düşmanla savaşıyorduk. Şimdi ise bir hayaletle boğuşuyoruz.”

Yurtdışında çalışan yazarların ve gazetecilerin sayısının arttığına dikkat çeken Nahla el-Arabî sözlerine şöyle devam etti:
“Libya’daki atmosferin kasvetli ve cesaret kırıcı bir hale dönüşmesinin ardından kültür alanına girmek bir macera haline geldi. Son olarak ‘Kapalı pencereler üzerine doğan güneş’ kitabının ‘Kaşan’ bölümünü yayınlamasının ardından kaçırılan genç yazar Ahmed Buhari de dâhil olmak üzere pek çok kişi tehdit, kaçırma ve nefret söylemlerine maruz kaldı. Hatta hiç kitap okumadıklarına bahse girebileceğim kişiler Buhari’nin de ötesine geçerek kitaba katkıda bulunan herkese suçlamalar yöneltti. Toplumu yolsuzluklarla yüzleştiren her türlü yaratıcı çalışma, yazarın, ‘toplumun tiksindiği bir pislik’ olarak dışlanma veya ‘hayalet bir giyotin’ tarafından infaz edilmesi için yeterliydi. ‘Açlık ve Diğer Yüzler’ kitabının yazarı olan Vefa Elbuisa’nın eski rejimin devrilmesiyle başlayan devrimle birlikte yaşadığı sevinci hâlâ hatırlıyorum. Fakat onun için bu sevinç, ülkenin dışına sürüldüğü uzun bir hayal kırıklığına dönüştü. O, her iki dönem için de ‘lanetli’ bir yazar. Hayır, Şubat Devrimi yedi yıllık sürecinde ifade özgürlüğüne alan açmadı. Belki ışıltılarının ilk başladığı günlerde biraz vardı. Ancak rüzgâr gemilerin arzulamadığı yönde esti.”
Dışlayıcılık fikri
Öykü yazarı olan Libya Edebiyat ve Sanat Derneği Başkanı İbrahim el-Humeydan, kültürel kurumlardaki edebi metinler ve idari çalışmalar alanındaki tecrübesine dayanarak karşılaştırmalı bir bakış açısıyla yaşananlara ilişkin izlenimlerini aktardı:
“İfade özgürlüğü gibi önemli ve çok yönlü bir mesele hakkında konuşmak durumundayız. Şubat Devrimi’nin geçmişine kıyasla, özellikle güçlü bir güvenlik tutuculuğuyla özgürlüklerin büyük ölçüde ihlal edildiği Eylül (Kaddafi) dönemini göz önünde bulundurursak, bu konuda nispeten bir iyileşme gözlemlenebilir. Kaddafi hükümdarlığı, 73 ve 76 yılları arasında gazetelerin kapatılması, yazarlar, gazeteciler, öğrenciler ve işadamlarının tutuklanması ve hapsedilmesi sonrası, meydanlarda ve üniversite avlularında infaz safhasına geçilmesiyle başlamıştı. Kaddafi rejiminin son safhasında, özellikle ‘Yarının Libya’sı’ projesinin başlamasıyla, ifade özgürlüğünde iyileşme görüldü. Ancak rejimin bu miras projede bile ciddi olmadığı görüldü. Daha sonra tekrar gazeteciler ve yazarlar taciz edilmeye, yazılarına el konulmaya başlandı. Otoriter güç derisini hiç değiştiremedi.”

Mevcut gidişata yönelik umutlarına ilişkin değerlendirmede bulunan Humeydan, geniş çaplı toplum hareketinin ortaya çıkması, özel basının ve toplumsal hareketliliğin doğması karşısında sahneye hep İslamcı ideolojik grupla27rın çıktığını öne sürdü.
“2017 yılı sonunda el-Marc kentindeki kitap fuarında el koyulan yayınlarla olduğu gibi, kitapların yeniden engellemesi bizi başladığımız ilk kareye geri getirdi. Ne var ki uzun yıllar boyunca süren tiranlık ve dışlayıcı düşüncenin egemenliği altındaki bireyin zihninde sıkı sıkıya kurulan diğerini kabul etmiş gibi davranma hali ile sloganlar atması daha kolay. Bunun uygulanmasının ise zor olduğu ortaya çıkıyor.”
Yakın zamanda ‘Rüzgâr çiçeği’ adlı şiiri divan tarafından yayınlanan şair Hanan Mahfuz’a göre kendisi kaleme aldıkları ile çifte savaş veriyor:28
“Bir yanda hayal gücünün ve sanatsal olgunluğun kıtanın kelime dağarcığı ile iç içe geçmiş durumu var. Diğer yanda otoritenin teokratik rolünü yerine getirdiği ve çatışmadan sağ kurtulan çoklu otoriteden en azından birine takılacak ağır bir atmosferde yayınlanan şiirler. Söyleme korkusunun aklıma gelmeye başladığını söylemekten dahi korkuyorum.”

Belirsiz ilişki
Yazar ve Gazeteci Ali Şuayb, Libya aydını ile iktidar arasındaki ilişkinin halen belirsiz olduğu gerçeğine yönelik kültürel bir sorun olduğu teşhisi koydu. Şubat 2011 sonrası sorunun çok küçük bir fark harici bundan değişik olmadığını şöyle belirtti:
“Eylül öncesi aydınları kılı kırk yararak, yazılı ve basılı yayınları takip eden aydınları sağcı ya da solcu olarak sınıflandırarak, iç güvenlik hizmetleri ve istihbarata raporlayan gönüllü çavuşlardan kurtulmak için makalelerde, hikâyelerde ve romanlarda görüşlerini ve fikirlerini aktarmak için ‘simgeler’ kullandılar. Tıpkı olayların ve figürlerin gerçeğe dayandığı Osmanlı döneminde geçen yazar Halife Hüseyin Mustafa’nın kaleme aldığı “Dullar ve Son Vali” romanında olduğu gibi. Her an bu çavuşların hayaletlerinin yazarın gözünün önünde cirit atması, onun çalışmalarını sınırlandırmaktadır.”
Esas itibarıyla hiçbir yetkisi bulunmadığından Libya aydınlarının 2011 sonrası statülerinin daha da zorlaştığını belirten Şuayb, “Hukukun üstünlüğü diye bir şey yoktur. Kanun adamları olmasına rağmen ülke çapında yüzlerce silahlı grubun konuşlandırılması korkusu ya da endişesi olmaksızın vicdan, dürüstlük ve saflık ile hâkimler tarafından verilen kararları uygulayacak kimse yok” ifadelerini kullandı.
Tarihsel sorun
Libya Yazarlar ve Edebiyatçılar Birliği üyesi olan Rıza Bin Musa, ifade özgürlüğü açısından elde edilen kazanımlar ilişkin değerlendirmelerde bulundu. İktidar kavramının sadece siyasi iktidar anlamına gelmediğini belirten Musa bununla bilakis sosyal, kültürel, entelektüel ve dini otoriteyi kast ettiğini, dolayısıyla aydınlar ile iktidar arasındaki sorunlu ilişkinin solcu düşünür Gramsci ve diğerleri tarafından derinlemesine yapılan analize göre tarihsel bir sorun olduğunu kaydetti.

“Bilgi, yazarın veya bilgenin otoritesidir” diyen Rıza Bin Musa, bunun da sırf insanlar üzerindeki nüfuzunu yerine getiren ve kamusal alanda ikna olanağı sağlayan, siyasi güce sahip olma arzusu uyandıran, çoğunlukla zulüm araçlarına dayanan siyasi güçle çatışabilen bir otorite olduğunu vurguladı.
Burada ilişkinin daha gergin olduğunu söyleyen Bin Musa, Libya’nın gizliliğini “Geri kalmış bir toplum” sözleriyle açıklıyor. Libya yazar Yusuf el-Kuveyri’nin “Psikolojik sürgüne doğru başlangıç yapıyorum” ifadesine katıldığını belirten Musa “Bir aydın, hapishane ya da ölümden kurtulduysa hem fikirsel hem de siyasi zorlama ile ülkenin dışına itilebilir” diyor ve sözlerine şöyle devam ediyor:
“Muhammed el-Fakih Salih’in dediği gibi, ‘otoriter güçler, kültürel bağımsızlığa şüphe ve kaygı ile bakmaktadır’ yani toplumun kültürel mülkiyetine rakip olarak görürler. Silahın mutlakıyetçiliği, diğerini reddedişi, parlak ruhu parçalaması, her zaman birden fazla otoriteyle yüzleşmek zorunda kalan yazara baskı yapıyor veya yazara konumunu ve tutumunu ortadan kaldırması seçeneğini sunuyor. Dolayısıyla, baskıyı haklı çıkarmak, otoritesini ve hâkimiyetini dayatmak için yazara tutkusuna karşılık gelen görüşleri yazması için izin veriyor.”
Yazar ile iktidar arasındaki çatışma, 1951 yılında bağımsızlığını ilan eden çağdaş Libya ile başladı. Monarşinin politikalarına aykırı yazılar nedeniyle bazı gazeteler yasaklandı. 1969’daki askeri darbe ile askeri vesayet altındaki yeni rejim, tabii ki kültürel ve medya hayatı da dâhil olmak üzere ülkedeki bütün kesimlerin kontrolünü eline aldı. İktidarın gelişim bakış açısı ile ters düşen bir makale yayınladığı için Meydan gazetesinin 1969’un kasım ayında kapatılması başlangıç oldu. Askeri rejim, Arap milliyetçiliğini ve dine dayalı erken ideolojik görüşleri benimsedi. Ancak bu söylemler daha sonra Cemahiriye tezlerine dönüştü. Fanatik siyaset ve kapalı politikanın sergilendiği bir sistem haline geldi.
Yazar ve otorite arasındaki gerginliğin 2011 sonrasında da devam ettiğinin altını çizen Rıza bin Musa, bunun Selefi din otoritesi tarafından kitapların engellenmesi ve milisler tarafından çok sayıda kültürel kurumun tehdit edilmesi ile sürdüğünü belirtti.
Musa, gazeteci Miftah Ebu Zeyd’in öldürülmesi olayında olduğu gibi, duyurulan listeler aracılığıyla gözdağı vermek ve sindirmek için mesleğin kökeni ve profesyonelleriyle veya terörist gruplar tarafından yapılan tehditlerle ilgisi olmayan güçler tarafından Basın Destek Kurumu’nun devralınması nedeniyle yazarın, gerçek görüşlerini yaymak için siber alana yöneldiğini belirtti.
Yazar Abdulhafiz el-Abid ve eleştirmen Nasır Salim el-Mekrahi, ifade özgürlüğü meselesinin çok sorunlu bir konu olduğu düşüncesindeler. Abid ve Mekrahi, “Çoklu iktidar ile karşı karşıyayız. Bu nedenle bu makamlar arasında konum farklı olabilir. Bazıları için kabul edilemez olan diğeri için kabul görülerek hoş karşılanabilir” görüşündeler.
Son olarak ülke yönetimindeki çoklu otoriteden dolayı devlet kurumlarındaki kaos sebebiyle askıya alınan ve 2013’ten beri kapalı duran “el-Bilad” gazetesi Genel Yayın Yönetmeni gazeteci Muntasır Şerif yaptığı değerlendirmede “Büyük bir şoktu. Bize sadece ülkeyi terk etmek veya görevi bırakma seçeneği sundular” ifadesini kullandı.