Kapitalizm ve sosyalizm arasında iki inek
Makaleme çok bilinen ve komikliğinden dolayı çok tekrarlanan bir anekdotla başlayacağım. Bu anekdotu ilk defa 1958 yılında İngiltere’de yaz okulunda okuduğumda kültür, spor ve sanattan sorumlu hocam Mr. Stuart’an duymuştum. Yaz okulu küçümsenecek bir aktivite değildi; okulda okuyan her öğrenciden bi
Makaleme çok bilinen ve komikliğinden dolayı çok tekrarlanan bir anekdotla başlayacağım. Bu anekdotu ilk defa 1958 yılında İngiltere’de yaz okulunda okuduğumda kültür, spor ve sanattan sorumlu hocam Mr. Stuart’an duymuştum.
Yaz okulu küçümsenecek bir aktivite değildi; okulda okuyan her öğrenciden bilim, edebiyat ve sanat dallarında sekiz ayrı kitabın okumasını ve dönem sonu iki ayrı rapor hazırlaması istenilirdi.
Mr. Stuart’ın anekdotu yeni bir kitap okumasına başlamadan önce yapılan haftalık konuşmasında yer almıştı ve iki ineği miras alan bir gencin on yıl sonra bu iki inekle ne yapması gerektiği üzerindeydi.
Mr. Stuart’a göre, genç adam Hindu ise, iki ineğe tapar, hizmet eder, bakımını üstlenir ve evini yoksun bırakıp yok edene kadar borç para alacaktır.
Yine bu genç adam ve inekleri İlerleme ve gelişmeden uzak dağlık bir adada bulunuyorsa, inekleri ve sütlerini besleyecek ve komşularıyla sütü ekmek veya tahılla değiş tokuş edecek kadar yeşillik bulacak … On yıl geçtikten sonra da durumu değişmeyecek, hatta Kötüleşecek, çünkü ineğin yaşı yirmi yıldan fazla değil.
Genç adam Rusya’da (o zamanlar Sovyetler Birliği’nde) bulunsaydı evinin kapısını Komünist Parti komiseri çalacak ve iki ineği beseleme masraflarının hesaplanması için bir komite kuracaktır, bir başka bir komiteyi de ineklerin sabah akşam sağılması için kuracaktır, sütün mahalle sakinlerine eşit şekilde dağıtılması için de üçüncü bir komite kuracaktır….. Zaman geçtikçe, ineklerin süt üretimi azalacağından mahalle sakini bir kişinin günlük süt tahsisatı azalacak ve bir litreden bir bardak süte, onuncu yılda da bir çay kaşığına düştüğünde, Moskova tarafından denetlenmesi için gönderilen dördüncü bir komite de, iki ineğe bakma bedelinin verimliliğin birkaç katı olduğuna hüküm verip, sebeplerin araştırılması için beşinci bir komitenin kurulmasını kararlaştıracaktır.
Genç adam İngiltere’de bulunuyorsa, bir ineği satacak ve ikinci ineği ipotek ederek boğa, yem, ilaç ve modern teçhizat satın alabilmek için bankadan kredi çekecektir. Hayvancılık ve süt üretimi için çiftçi dernekleriyle sözleşme imzalayacak ve boğasını çiftçi derneklerinin inekleriyle çiftleşmesi için damızlık olarak kullanacaktır (İngiliz kırsalında boğa için çok karlı bir ticaret)… On yıl sonra, genç adamın sürüsü olacaktır, ve çiftliğinde sadece süt üretilmeyecek, süt ürünleri, sağmal inekler, boğa ve et ürünleri üreten, iki yüz kişinin istihdam edildiği bir çiftliği olacaktır.
O dönemlerde Macar ekonomi ve politika filozofu Karl Polanyi (1886-1964)’nin 1944 yılında yayınlanan ve büyük değişimleri ve politika biliminin temellerini ele alan kitabını da okudum. Bir çoğu için Polanyi sosyal ekonominin sosyoloğu iken, başkaları kendisini politik ve sosyal ekonominin tarihçisi saymaktaydı.
Polanyi’nin bu kitabını, felsefe, tarih, klasikler ve edebiyatla ilgilenen, ama bilim, teknoloji ve matematikten haz almayan dört kişilik çocuk grubunun üyesi olarak okuduğum kitaplar arasındaydı.
Değerli öğretmenimin bize anlatmak istediği şey, ekonomik yönetim biçimleri ve kalıplarının çeşitlilik gösterdiği, başarıya ulaşmak isteyen kişinin ise taktiksel (aşamalı) ve stratejik (uzun vadeli) olarak düşünmesi gerektiği idi. Mevcut olan felsefi, sosyal ve ekonomik araçları stratejik olarak kullanabilmek için taktiksel yöntemlerden faydalanması gerektiği, ve bunun günlük yaşamın ayrılmaz bir parçası yapılmasıydı.
Son günlerde dinlediğim iki politik konuşma hafızamın altmış yıllık kutusunun açılmasına neden oldu. Konuşmaların ilki muhalefetteki İşçi Partisinin gölge maliye bakanı John McDonnell’ın geçen günlerde partisinin yıllık toplantısı kapsamında Brighton kıyı kentinde yaptığı konuşmaydı. İkinci konuşma ise yine muhalefetteki İşçi partisi lideri Jeremy Corbyn’inin çok popüler bir pop şarkıcısının konseriyle birlikte bir buçuk saat süren konuşmasıydı. Hem lideri hem konseri dinlerken politik bilimde kullanılan kişilik kültü (personality cult) terimi aklıma geldi. Bu terim, toplulukların bir kişiyi tapacak kadar sevmesi hatta şahsında erimesi anlamına gelir. Bu durumlarda, gerçekçi olsun veya olmasın, liderin her söylediği kutsal politik sözlüğün terimlerini oluşturur (örneğin, Mao Tse Tung Kızıl Kitabı). Corbin’in Çarşamba günü yaptığı konuşması bana Mısırlı, Arap ve Afrikalı liderleri ve Fidel Castro’yu hatırlattı (Komünist Parti toplantısında yaptığı konuşmalardan biri yedi saat 10 dakika sürmüştü).
Gölge maliye bakanının konuşmasının ana teması, Cemal Abdül Nasır dönemi Mısır’da, Küba ve Sosyalist kampı ülkelerinde denendiği gibi, ulaşım, eğitim, inşaat şirketleri ve hizmetleri gibi her şeyi kamulaştıran Marksist sosyalizmdir. Muhalefet liderinin ( ki gençler onun için seçim kampanyası şarkısı icat ettiler: hepimiz Corbin için) konuşmasının ana teması ise sınıf mücadelesi, zenginliklere el konması ve ardından kamu sektörüne dönüşümü.
İki konuşma, Başbakan Theresa’nın Bank of England’ın (İngiltere merkez bankasının) hükümetten tam bağımsızlığının ve faiz oranlarını ve bankacılık düzenlemelerini belirleme özerkliğinin 20. yıldönümü için hazırladığı konuşmasını tamamen değiştirmesini sağladı (ilginçtir merkez bankası bağımsızlık kararını, 1997’de Tony Blair liderliğindeki İşçi Partisi kararlaştırmıştı). Başbakan Theresa konuşmasında vatandaşların gayrimenkul edinme ve ilerleme fırsatlarını tanıyan kapitalist sistemin yararlarını hatırlattı.
Marksist sosyalizm tarafından çözümlenemeyen temel ikilem şu ki, yatırım yapılabilen varlıkları ortaya çıkaramaması, ya da, üretim araçlarının ortaya çıkardığı kaynaklara el konmaksızın sosyalizmin uygulanamamasıdır. Onlar olmadan, muhalefet liderinin milyonlarca genç insana verdiği sözleri gerçeğe dönüşemeyecektir, ve gerçekçi rakamlara dayanmadığından, bürokratik yönetim üzerinde hayali bir konuşmanın ötesine geçmeyecektir.
Dolayısıyla, kapitalizm (daha iyisi icat edilene dek), tarihin ekonomik kalkınma ve toplum gelişimi için bilinen en iyi ekonomik yönetim biçimidir. İki ineğin anekdotu kapitalizm hakkındaki bu olgunun anlaşılması için iyi bir temel teşkil eder. Unutmamak lazım ki, kapitalizm olmadan, uzak adadaki çoban, on yıl boyunca değişmemiş olan hayatını yaşayacak.
Hintli gence gelince, evini kaybetti ve iflas etti; çünkü yatırım yapılabilir bir varlıktan faydalanmak yerine var olanı tüketen bir olguya çeviren kapalı bir topluluk tarafından dayatılan bir inanç ve kültürün tutsağı kaldı. Genç Hintli adam, faydasız inançları görmezden gelebilir ya da bu topluluk dışındaki bir yere ineğin tekini takas edip kalıpların dışına çıkarak, örneğin bir araba, bir taksi alarak çalışabilir.
Birleşik Krallık İşçi Partisi lideri Corbin tarafından aranan Sovyet modeli, başarısız olduğu ispatlanan, pratik olmayan bir ideolojinin tutsağıdır.
Anekdot örneğinde görüldüğü üzere, İngiltere’de bir çiftçinin kapitalist modelin kredi sistemini kullanarak gerçekleştirdiğini (iki yüz kişiyi istihdam etmesi, ekonomiye katkıda bulunması, devlet hazinesine vergi vermesi ve tüketicilere gıda sunması) Sosyalist sistem gerçekleştirememiştir.Üretim yapan iki ineğin ahırına (halk mülkiyetindedir) tabelasını asmaktan öteye gitmemiştir, hem de ülke mukadderatını tüketen bürokratlar ordusu kullanarak.
Fakat, şunu da sormalıyız: Neden milyonlarca genç kapitalizme sırtını döndü, İşçi Partisinin liderinin vaad ettiği ve gerçekçi olmadığı kanıtlanan sosyalizme yöneldi?
Sosyalizme yönelen gençlerin çoğu geçen yüzyılın Yetmişli yıllarında görülen kamu idareleri dönemini görmediği, bir telefonun, meskene bağlanması için Devlet tarafından yönetilen Posta idaresinin üç ay beklendiğini bilmediği de bir gerçektir. Öte yandan, insanlar tesisleri ve pazarları işleten bankalar ve özel sektör kuruluşlarının açgözlülüğünden (örn. poundun fiyatının düşmesini bahane ederek ithal edilmeyen yerel ürünlerin fiyatlarını yükseltilmesi) bıkmış ve tüketiciler için tüketiyorlar. Fakat kapitalizmin çözemediği sorun, hükümetin fiyatları belirleme müdahalesinin piyasa özgürlüğüyle çelişmesidir. Çünkü yatırımcıyı korkutur ve toplumu yeni üretim araçlarının kurulmasından mahrum eder.