Kasr-u Selam Operasyonu ve sembolik terör

Kuruluşundan günümüze kadar Suudi Arabistan bütün terör örgütlerinin ve silahlı birliklerin hedefi olmuştur. Bu durumu bu örgütlerin siyasi yönü veya amaçları ve yücelttikleri sloganlarla açıklamak mümkün değildir. Buradan hedeflenen Suudi Arabistan’ın sembolik değeridir. O da; İslam’ın kıblesi olma

Kuruluşundan günümüze kadar Suudi Arabistan bütün terör örgütlerinin ve silahlı birliklerin hedefi olmuştur. Bu durumu bu örgütlerin siyasi yönü veya amaçları ve yücelttikleri sloganlarla açıklamak mümkün değildir. Buradan hedeflenen Suudi Arabistan’ın sembolik değeridir.  O da; İslam’ın kıblesi olması, siyasi istikrarı, iktisadi seviyedeki modern yapısıyla beraber birleşik çağdaş devletler açısından örnekliğidir. Elbette bu durum ‘yakın düşman’ adı altında, isyan hareketi Bevakir’den başlayarak Arap Afgan’ına kadar, sonra ‘el-Kaide’ oradan ‘DEAŞ’ ve benzerleri gibi şiddet ve terör hareketlerinin buraya yoğunlaşmasına neden olmaktadır. Onların Suudi Arabistan’ı yakın düşman görmelerinin mantığı, İslami anlayış bakımından kendilerini meşru bir zeminde sayma kaygılarıdır. Buradan özellikle el-Kaide’nin yöntemini ortaya koyan Ebu Muhammed el-Makdisi’nin diğer devletleri bir tarafa bırakarak niçin sadece Suudi Arabistan’ı tekfir ettiğini daha iyi anlamış oluruz. Bu ideolojilerin çabalarının sebebi, meşruiyeti -alınıp giyilen ve çıkarılan bir şeymiş gibi- Suudi Arabistan’dan alıp kendi örgütlerine yasal bir zemin oluşturmaktır.

Diğer yandan bu terör örgütleri içinde bulundukları kırılmaları fırsata çevirmeye çalışmaktalar. Medyatik yönü olan sembolik kaotik operasyonlar yapmanın oluşturduğu etkiyle, yeniden askeri yapılanmasına adam kazanmayı amaçlamaktadır. DEAŞ’ın, ister mukaddes yerlere ve batılı devletlerin elçiliklerine, ister sembolik ve siyasi değeri yüksek olan Kasru’s-Selam ve diğer yerleri hedef alan ses getirici operasyonlara yeniden yönelmesinden, izlemiş olduğu stratejiyi anlamak mümkündür. Elbette intihar saldırılarında kullanmış oldukları fertlerin, kargaşa çıkarmaktan başka bir işe yaramadıklarını biliyorlar. Ancak örgütlerin bu şahsiyetleri neticesiz saldırılarda kullanma sebepleri, sadece basında ses getirme, örgütlerin angutlaştırdığı kişilerin bu şekilde kendilerini ispat etmeleri ve dolayısıyla yeniden adam toplama çabasıdır.

DEAŞ’ın da içinde bulunduğu terör örgütleri, savaş stratejisi ve hedefleriyle beraber, fikri ve örgütsel seviyede bağımsız yapılardan, bölgesel çekişme ve uluslararası siyasi pozisyonlarda kullanılan bir yapıya dönüşmüştür. Bunu yaparken medya ve televizyon ekranlarında kalma arzularını görmekteyiz. Yani her türlü iklim ve şartları kaotik terör oluşturmak için kullanma zaruretinden kaynaklanmaktadır.

DEAŞ içinde meydana gelen bu kırılma, internet ortamındaki liderliğine ve sanal asker elde etmede gücünü yeniden elde etmesine katkı yapmıştır. Özellikle Körfez ülkeleri ve Suudi Arabistan’ı hedef alması, bu bölgeden gençleri asker olarak elde etmede büyük düşüş yaşamış olmasındadır. Bu DEAŞ’ın geleceğe dönük bir stratejisi olarak değerlendirilebilir. Silahlı örgütlerin kendi iç stratejileri vardır, insanların çoğu bunları bilemez. Birçok araştırmacıya göre Suudi Arabistan’dan örgüte katılımın Avrupa ve diğer ülkelere göre daha az olmasına rağmen, örgütlerin lider kadrosunu Suudi savaşçılardan oluşturmak istemesi birçok soru işaretini beraberinde getirmektedir.

İntihar saldırıları gerçekleştirmek için DEAŞ’ın söylemlerinden etkilenmiş ve askeri unsurlara dâhil olmuş Suudi Arabistanlı fertlerin kullanılması, daha ziyade, rahat hareket kabiliyeti olması yönüyle, lojistik nedenlere dayanmaktadır. Bunun yanında toplumsal, siyasi ve coğrafi yapının iyi biliniyor olması da etkili olmaktadır. Aynı dilin kullanılıyor olması ve diğer nedenler, intihar saldırısı düzenleyecek fertlerin dünyalarına girip ikna edilmesinde etkili olmaktadır. Bunu yaparken dini duygular istismar edilmek suretiyle iç dünyalarında yaşadıkları boşluklarla oynanmaktadır.

Her ne kadar askeri hamleler veya etkili saldırılar sayesinde lider kadrosunda oluşan kayıplar nedeniyle bölgede bazı toprak kayıpları yaşamış olsa da DEAŞ ve benzeri örgütlerin bu bölgede gerçekleştirdiği kaotik şiddet eylemlerinin artış gösterdiği bilinen bir husustur. Burada sorulması gereken sorular, fikri, kültürel ve sosyolojik ajandalar oluşturmak suretiyle güvenli alanların oluşturulmasının zarureti etrafında olmalıdır. Bu örgütler, kargaşa bölgeleri oluşturma ve siyasi boşlukları fırsat olarak değerlendirip, baskı yapıp bunaltma gücüne sahiptirler. Hatta denilebilir ki bu tehlikeli sonuçlar meselenin kültürel ve fikirsel yönlerine öncelik vermeden, terör dosyasını sadece emniyet açısından ele alınmasından kaynaklanmaktadır. Herhangi bir örgütsel yapı gibi değil de her açıdan açık bir şebeke gibi çalışan terör dalgasını askeri yöntemlerle yok etmek ve mücadele etmek mümkün değildir. Reaksiyonel söylemleri de aşan bir eda ile teknolojik ve söylemde başarı en üst düzeyde tutulmalıdır. Bugün bizler bütün güçlerini bu sapkın fikre hizmet için görevlendirmiş ve bedava ölümden saraylar inşa etme derdine düşmüş, fikri olarak mütecaviz ve şiddete yatkın kadrolarla karşı karşıyayız.

Kaotik terörün kayıp halkası, terör olgusunu değerlendirme işinin, eylemin akabinde yapılmasıdır. Her ne kadar görünen etken kendi örgütüne yardım etme veya şiddet içeren düşünce gibi olsa da şiddet eğilimi olan kadroların intihar saldırıları gibi tehlikeli bir işe girişmeleri ve çoğunun kaybolup gitmesi kişisel etkenlere dayanmaktadır. Bu durum konunun daha detaylı bir şekilde ele alınmasını zorunlu kılmaktadır. Hatta bu durum bu örgüte katılma anına kadar götürülerek işlenmelidir. Ailenin çocukta meydana gelen değişikliği fark ettiğinde verdiği ani tepkiden tutun da çocuğun şahsiyetinde meydana gelebilecek endişe ve korku bahanesiyle görmezden gelmeye kadarki süreçler dahi takip edilmelidir. Diğer önemli konu da terör örgütlerinin askere kazandırma aşamasından başlayıp, örgütsel yola girmesine kadarki süreci ele alan dosyaların tekrar gözden geçirilmesidir. Terör uzmanları bu işin başlangıcının ferdi askere alma şeklinde olduğundan bahsetmişlerdir. Çünkü fanatik topluluklara katılım örgütsel bir yapı şeklinde olmamaktadır. Bundan dolayı bu kişileri tespit etmek çoğu zaman zor olmaktadır. Bunun sebeplerinden birisi de onu tanımayı sağlayacak şahsiyet yapılarını gizlemeleri, kendilerine sürekli telkin edilip zihinlerine yerleştirilen gizli hareket etme ve konuşmama hususundaki kararlılıklarıdır. Bu küçük yaşta asker olanlar tabiatları gereği örgüte örgütsel bir bağla bağlanmıyorlar. Her ne kadar bu eylemler benimsedikleri fikir uğruna hayatlarını feda edecek bir inanmışlık şeklinde yorumlamış olsalar da daha ziyade psikolojik etkenlerle verilmiş bir sözü tamamlamaya yönelik hırstan kaynaklanmaktadır.