Katar kapısından İran ile diyalog
Doha, ambargocu dörtlünün uygulamasını umduğu siyaset tarzında yeni bir yalan ile ortaya atıldı. Bu sefer de Suudi Arabistan’ın İran ile arabuluculuk istediği iddiası ortada dolaşıyor. Böyle bir şey ne Suudi bir yetkilinin ağzından ne de Irak Dışişleri Bakanı’ndan çıktı. Bilakis Tahran’da bulunduğu
Doha, ambargocu dörtlünün uygulamasını umduğu siyaset tarzında yeni bir yalan ile ortaya atıldı. Bu sefer de Suudi Arabistan’ın İran ile arabuluculuk istediği iddiası ortada dolaşıyor. Böyle bir şey ne Suudi bir yetkilinin ağzından ne de Irak Dışişleri Bakanı’ndan çıktı. Bilakis Tahran’da bulunduğu esnada Irak İçişleri Bakanı Kasım el-Araci’den aktarıldı. Suudi Arabistan’ın ‘Riyad’ın İran Cumhuriyeti ile herhangi bir arabuluculuk istemediğini ve ortalıkta dolaşan bu haberin tamamen asılsız olduğunu’ söyleyerek hızlı bir tekzip yayınlamasını bir kenara bırakalım, bölgede yaşanan olaylara bakmak bile bu koşullar altında Suudi Arabistan’ın İran ile bir arabuluculuk istemesinin imkansız ve mantığa aykırı olduğunu ortaya koyar. Özellikle de Suudi Veliaht Prens Muhammed bin Selman, şu sözleri ile ülkesinin net tavrını açıklayarak işe noktayı koyduktan sonra: “İran rejimi ile esaslarını konuşacağımız bir buluşma noktası söz konusu değil.” Öte yandan İslam dünyasına egemen olmak için komplolar ile meşgul olduğunu söyleyen İran ile diyalog kurmak ne mümkün.
Katar hükümetinin bu yalanla ortaya atılmasının, sevinip kutlamasının dahası aslını araştırmadan bu haberi pazarlamasının sebebi ne? Bence bu sorunun cevabı üç noktada özetlenebilir. Evvela, 4 ülke kendisiyle ilişkileri kestiğinden bu yana, besbelli Doha’nın ardı ardına gelen yalanları piyasaya sürmek dışında bir politikası kalmadı. Önce bunun bir boykot değil kuşatma olduğunu ve mağdur edildiğini öne sürdü. Sonra vatandaşlarına engel konduğunu ileri sürdü ama boykotun üzerinden birkaç gün geçmişti ki bin 600 vatandaşının umre yaptığı ortaya çıktı. Ardından haccı siyasallaştırmaya çalıştı ancak Suudi Arabistan’dan gelen ve kendisini ateşle oynamaktan vazgeçiren şiddetli tepkiden sonra geri adım attı. Tüm bunların üzerine uçaklarının 4 ülkenin hava sahalarına geri döndüğünü duyurdu fakat yalanı hemen gün yüzüne çıktı. Doha’nın bazen gizlice, bazen doğrudan, bazen de medya yoluyla servis ettiği daha nice haberler var ve bu eylemlerine ara vermeden göz göre göre devam ediyor. İkinci nokta, herkes küresel terörün başkenti ve elebaşı olan ülke İran’dan uzaklaşırken, ona doğru son sürat ilerleyen Katar, üzerindeki baskıyı azaltmaya çalışıyor. Onunla ittifak yapmak, Katar’ı onunla aynı safta kılacak. İran kargaşayı yayıp bölgenin güvenlik ve istikrarını sarsmaya çalıştığında, Katar da aynı hanede olmayı seçmiş olacak. Bu demek oluyor ki Katar, bölgeye ve dünyaya zarar veren politikaları benimsiyor. Bu da Katar ile olan ilişkilerin kesilmesi kararını alan 4 ülkenin korkularının yersiz olmadığını ve Doha’nın Krallığı yalandan da olsa aynı kategoriye sokmak istediğini teyit eder.
Üçüncü sebebe gelince, Katar bu iğrenç yalanları servis ediyor zira Körfez İşbirliği Konseyi ülkelerini senelerdir Tahran ile yakınlaştırmaya uğraşıyor ve anlaşılan bu yolda Irak yalanını kendisine açık kapı olarak gördü. 2007 yılının mart ayında Doha’da yapılan ve İran eski başkanı Mahmud Ahmedinejad’ın katılımının herkesi şok ettiği Körfez Zirvesi’nde görevliydim. Konseyin 1981’deki kuruluşundan bu yana Körfez zirvesine katılan ilk İran başkanıdır. Bir Körfez bakanı bana, “Bizim bu davetten haberimiz yoktu. Bize danışılmadı… Basın yoluyla öğrendik” diyerek, ülkesinin Ahmedinejad’ın davet edildiğinden haberi olmadığını söylerken, bir başka yetkili, “Ahmedinejad’ın varlığından Körfez ülkelerinin rahatsız olduğunu” dile getirdi. Körfez İşbirliği Konseyi’nin Genel Sekreteri Abdurrahman el-Atiyye el-Katarî, Ahmedinejad’ın daveti hakkında açıklama yaparken bunun, “Körfez’in ortak kararı” olduğunu söyleyerek olayı çarpıttı. Daha sonra bunun asılsız olduğu ortaya çıktı.
Doha çok kısa bir süre içinde ilkelerini ters yüz ediyor. Mesela önce Husiler’e karşı yapılan savaşa katıldı, sonra birden bu ortaklığın ‘nezaket’ icabı olduğunu söyledi. İran ile ilişki geliştirdikten sonra bunun doğru olmadığını öne sürerek başkalarını suçladı. Aklı başında hiçbir devlet bunu yapmaz. İlkeler değişmez; siyasi verilere göre tutumlar değişir sadece. Tahran yıkıcı faaliyetlerine devam ettiği ve politikasını değiştirmediği sürece, İran ile yakınlaşma veya diyalog faydasızdır. Her şeyin bir sebebi vardır. Kimse bölgenin istikrarı için devletlerin yakınlaşmasına itiraz etmez. Ancak İran’ın ve milislerinin 6 Arap ülkesinde yürüttüğü tehlikeli yayılma siyasetinin yarattığı gergin havada, böyle bir şey söz konusu olamaz. Aynı şekilde Katar hükümetinin kardeşlerine ve yuvasına karşı benimsediği düşman politikalarla da bu iş yürümez.