Katar ve ‘Negatif Tarafsızlık’ topluluğu

“Negatif tarafsızlık” ismini verdiğim tutumu benimseyenler için netliğe kavuşacak bir konu var. Dikkatinizi çekerim soğuk savaş döneminde Abdunnasır’ın isimlendirdiği pozitif tarafsızlık değil bu. Negatif tarafsızlık, etik bir söylem benimseyerek Katar ile ambargocu dörtlü arasında çıkan krizde, Kat

Katar ve ‘Negatif Tarafsızlık’ topluluğu

“Negatif tarafsızlık” ismini verdiğim tutumu benimseyenler için netliğe kavuşacak bir konu var. Dikkatinizi çekerim soğuk savaş döneminde Abdunnasır’ın isimlendirdiği pozitif tarafsızlık değil bu. Negatif tarafsızlık, etik bir söylem benimseyerek Katar ile ambargocu dörtlü arasında çıkan krizde, Katar’ın kurban olduğunu ve hâlihazırdaki Körfez krizinde bir suçu olmadığını iddia eden bir ambalajdır. Katar gerçekten kurban ve Şeyh Temim el-Ahir’in dediği gibi günahsız mı? Veya ambargocu devletlerin kararları Katar’ın dış siyasette normal olarak attığı adımların sonucu mu? Bence etik söylemlerle savunulan bu negatif tarafsızlığın sisli havasının, fikri ve ahlaki Arap çöllerinde serabı sudan ayırt etmemiz için netleşmeye ihtiyacı var.

“Pozitif tarafsızlık ve tarafsızlık”, soğuk savaş döneminde ABD ve Suriye arasında net bir tavır almaktan kaçınmaya yardımcı bir kavramdı. Aslında ne tarafsız ne olumluydu; düpedüz sosyalist birliklerin taraftarlığıydı. Ancak tarafsızlıkla kaplı olduğu için bu taraftarlığın bedeli ödenmediğinden olumlu tarafsızlık için Nasır, Nehru ve Tito’nun önderliğinde Bağlantısızlar Hareketi olarak bilinen devletlerin koalisyonu teşekkül etti. Bağlantısızlar Hareketi gibi bir hareketin, Katar krizini açıklayacağını iddia etmiyorum tabi. Ancak açıkça ifade edemedi belki ama, Katar ve 4 ülke arasındaki krize karşı olumlu değil de olumsuz bir tarafsızlık tutumunu benimseyen toplumsal bir hareket mevcut. Bu hareketin tarafsızlığı, açıkça ifade edilmese de, Katar’a taraftarlık yapmaktan başka bir şey değil. Bu makalede, bu tutumun üstündeki perdeyi kaldırmaya çalışacağım ki; yalancı tarafsızlık tüneline girip onun karmaşık söylemleri ve çarpık mantığına bulaşmayalım. Bir kez daha soruyorum: Katar ambargocu dört devletin yaptırımlarının veya yaklaşık 20 yıldır uyguladığı politikalarının kurbanı mı gerçekten?

Katar bugün ‘over stretching’ olarak da tarif edilen, gücünün sınırlarının ötesinde bir yayılma politikası peşinde. Bu, Katar gibi küçük bir devletle hiç uyuşmuyor. Onu bırak, bu yayılma büyük devletlere bile zarar verir. ABD, Afganistan ve Irak’ta aynı anda iki savaşa birden girdiğinde, ABD’de birçokları onu bu konuda uyarmıştı. ABD’nin Afganistan ve Irak’taki yayılmacılığının sonuçları ortada. İşe bir de Asya ve Avrupa’da ABD’ye yönelik yaptırımlar da eklenince bu durum ABD’yi zayıf düşürdü. Büyük bir devlet gücünün sınırlarını aşan bir yayılmacılığın faturasını ödeyemiyorsa, Katar gibi küçük bir devlete ne oluyor? Hem de ABD gibi sadece iki cepheye de girmiyor. Tunus, Libya, Yemen, Irak, Suriye… Onun bu dış müdahaleleri Rusya’nınkinden bile fazla. Hatta bugün, Rusya elitleri arasında 70’lerde Afganistan’da ele geçenlere kıyasla, Suriye’deki savaşa dahil olmanın sakıncaları konuşuluyor. Bu yayılma, büyük devletleri rahatsız ediyorsa Katar’ın karşılaştığı bu durum, dış politikadaki küstahlığından ötürüdür; bölgesel dörtlünün ambargosu yüzünden değil. Katar’ın bu 5 devlete uzanması, “negatif tarafsızlık topluluğu”nun ikna olması için yeterli bir sebep değil mi?

Katar, her devlete kendine yetmesi (self help) gerektiği söylenen bir dünyada, küçük devletlerin tüm belirtilerinden muzdarip küçük bir ülke. Kendine yetmek yani varlığını korumak için farklı ittifaklar yapmak. Uyum ve kalıcılığa karşı bir kargaşayla nitelenen evrensel bir sistemde küçük devletlerin gücü, uluslararası ilişkiler öğrencilerinin zihnini hep meşgul eden bir soru olmuştur. Bu soru beraberinde küçük devletlerin dış siyaseti ve egemen devletlere karşı bağımsız kalabilmesine dair birçok soruyu getirir. Bu bağımsızlık mücadelesi ister evrensel bir düzende, ister bölgesel sistemlerde olsun, fark etmez. Küçük devletler için yayılma adımları her zaman felaket getirir. Hatta İsrail gibi en güçlü olanlarına bile. İsrail küçük bir devlet olarak Lübnan’ın güneyinden ve Gazze’den çıktı. Bunu işgal karşısında soylu bir duruş sergilediği için yapmadı elbette. Onu, gücünün ötesinde bir yayılmanın ağırlığı buna mecbur etti. Katar da, küçük devletlerin bu düşüncesiz siyasetlerinin sonuçlarından muaf değil.

Her ne kadar ekonomik gücü olsa da, bir devlet olarak beşeri kudreti, onun bu bölgesel ve evrensel rolleri üstlenmesine müsait değil. Onu bu sonuca götüren şey, şefkatli hayal dünyasındaki el-Jazeera kanalı ile uluslararası ilişkilerin acımasız dünyasında yer alan gerçek Katar arasındaki fark oldu. Mısır, Suudi Arabistan, Bahreyn ve BAE, el-Jazeera’ya kızıp, ofislerini kapattığında; bu Katar’ı çok zora sokmaz. Ancak elçilikler kapatılır ve diplomatik ilişkiler kesilirse, işte o zaman gerçekle yüzleşir. Gerçek dünyada başa gelenler, vehimler dünyasında veya televizyon dünyasında tedavi edilemez.

Katar’ın bu yaptığı, 20. asırda muhalefete ve sürgün hükümetlere ev sahipliği yapan devletlerinkinden, çok da farklı değil. Hepsinin de sonu bu gibi politikalarla karşı karşıya kalan devletler tarafından yazıldı. Mesela, İhvan Cemaati’nin Katar topraklarındaki nüfuzu ve Katar tarafından aldığı destekler, Abdülfettah es-Sisi hükümeti için bir tehdit oluşturur. Buna karşılık Mısır Hükümeti’nin Katar karşısında bir tavır almasından daha doğal ne olabilir? Bu konunun anlaşılması için basit bir örnekti sadece.

Aynı şekilde Katar Hükümeti’ne ait ‘el-Cezire’ tarafından yapılan destek, propaganda ve 11 Eylül’den bu yana bölgedeki şiddet olaylarını aklama eylemleri, bu propagandalardan etkilenen devletleri kendilerini korumak adına bir tavır almaya iter. Negatif tarafsızlık topluluğu, Katar’ın yaklaşık 20 yıldır yaptıklarına karşılık bu cezayı hak ettiğini düşünmüyor. Gerçek şu ki Katar’ın Kuzey Afrika, Mısır, Yemen ve Suriye’nin tamamına yönelik müdahaleleri bu devletlerin toplumlarına savaş açan gruplara mali ve lojistik yardım şeklindeydi. Negatif tarafsızlık ve etik tavır odağının Katar’ın sınır dışı politikalarına bakması ve kendini hesaba çekmesi onurlu bir davranış olur. Düşünce özgürlüğü ile övünenler, el-Cezire kanalının göz kamaştırıcı mavisiyle büyüleniyor. Onlara, Katar Emirliği’nde iç basında işleyen kurallardan bahsetmek isterim. Dünyada düşünce özgürlüğünü en çok engelleyen kurallar hani.

Human Rights Watch sayfasından aktarılan bilgi: “Katar Emiri, Katar Hükümeti’ni eleştirmeye dair o hükümler atılmadıkça basın faaliyetlerine yönelik kanun tasarısını onaylamamalı. Kanun tasarısı, düşünce özgürlüğü söz konusu olduğunda çifte standart uyguluyor. Bu, Katar’ın bölgede basın özgürlüğünün merkezi olduğu iddiasıyla örtüşmüyor.”

İnanıyorum ki; Katar’ın iç basınına egemen olan kanunları okuduktan sonra negatif tarafsızlık odağının tutumu değişecek ve etik duruşundan az da olsa taviz verecektir.