Katar… Tecritle geçen bir yıl
Katar bugün, geçtiğimiz yıl 5 Haziran’da dört Arap ülkesinin kendisine başlattığı ambargonun birinci yılını geride bıraktı. Dört ülkenin (Suudi Arabistan, Birleşik Arap Emirlikleri, Bahreyn, Mısır) ilişkileri kesme kararı, Doha’nın terör örgütlerini desteklemesi, İran ile komşularına zarar verecek ş
Katar bugün, geçtiğimiz yıl 5 Haziran’da dört Arap ülkesinin kendisine başlattığı ambargonun birinci yılını geride bıraktı. Dört ülkenin (Suudi Arabistan, Birleşik Arap Emirlikleri, Bahreyn, Mısır) ilişkileri kesme kararı, Doha’nın terör örgütlerini desteklemesi, İran ile komşularına zarar verecek şekilde ilişkilerini sıkı tutması ve bölge ülkelerinin içişlerine karışması neticesinde alınmıştı. Katar, 365 gün boyunca tüm girişimlerine ve çabalarına rağmen geride kalan bir yılı yapayalnız geçirdi. Bu süre zarfında Doha, dört ülke arasına diplomatik yollarla sızmaya mı çalışmadı, Batı’nın bu ülkelere baskı yapması için paralar mı harcamadı, ülke içinde ve dışında söylentiler ve yalanlar yayması için bazı figürleri satın mı almadı? Açıktan veya gizli, meşru veya gayrimeşru her türlü yolu denedi. Bugün 5 Haziran 2018 ve hiçbir şey değişmedi. Katar hala ilk günkü yerde. Olan tek şey, Katar’ın kendisini yine kendi elleriyle bu noktaya ittiği. Krizin ne zaman biteceğini kimse öngöremez ancak önümüzdeki yıl ya da bir sonraki sene Katar, yine aynı noktada olabilir.
Peki ufukta bir çözüm belirtisi var mı? Hiç şüphe yok ki siyaset bize her zaman sürprizlerin olabileceğini ve hiçbir şeyden emin olunamayacağını öğretti. Ancak buna rağmen ben, ilişkilerin düzeleceğine dair hiçbir işaret göremiyorum. En azından bir yıl daha Katar krizinde çözüm umudu olduğunu sanmıyorum. Bu kötümserlik değil. Katar diplomasisi ortada, çok büyük bir çaba ve analiz gerektirmiyor. Gelin, Doha, krizin üstesinden gelmek için neler yapmış bir bakalım: Önce para, sonra yine para ve sonra yine parayı kullandı. En iyi yapabildiği şey bu. Zannediyor ki zenginlik, yalnızlığını bitirecek ya da sıkıntıları hafifletecek. Örneğin Doha, Fransız Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron ile 2017 yılının sonunda 14 milyar dolar değerinde anlaşma imzalayarak Paris’in tarafsızlığını satın aldı. Bunun ardından Macron, seçim kampanyasında yaptığının aksine Doha’nın teröre desteğini eleştirmeyi bıraktı. Peki ya ABD? Doha, 12 milyar değerinde F-15 tipi savaş uçağı almak için anlaşmalar imzaladı. İngiltere’de alışveriş sepetine 6 milyar dolarlık Typhoon uçaklarını atarken, İtalya’da ise 6 milyar değerinde 7 savaş gemisi satın almak için anlaşma yaptı. Yolunun üstündeki Almanya ile de 2 milyar euro değerinde Leopard 2 tipi 62 tane tankın satış sözleşmesini imzaladı. Rus yapımı S-400 füzeleri satın almak için yapılan görüşmeler de cabası. Rus askeri uzman Victor Mortakhovski’nin bu konuda söyledikleri dikkate değer. Ona göre Katar ordusunun küçüklüğü göz önüne alındığında silah alımı için yapılan herhangi bir anlaşma uygulamaya dönük olmayıp, sadece siyasi bir girişim. ‘Zira bu zengin devlet, S-400 füze sistemini sadece Rusya ile ilişkileri iyileştirmek için alabilir.’ Bu noktada söylenecek söz şu: Doğrudur, Katar bir sene içinde askeri anlaşmalara yaklaşık 40 milyar dolar ödedikten sonra daha silahlı bir hale geldi ancak uygulamada askeri, siyasi ve diplomatik anlamda 5 Haziran 2017’de olduğundan daha da zayıfladı. Katar, silah anlaşmalarından bir yığın yapsa bile kıskanılacak bir durumda değil. Hepsinden önemlisi Doha, açgözlülükle aldığı tüm bu füze, silah ve uçakları yerleştirmek için topraklarında bir alan bulabilecek mi, bunu kimse bilmiyor.
Abluka altında geçen bir yılın ardından Katar’ın, Savunma Bakanı’nı çıkarıp ülkesinin İran’a karşı muhtemel bir Amerikan saldırısında üslerini açmayacağını söyletmesi hakkıdır. Ama buna kahkahalarla gülmek de dünyanın hakkıdır, çünkü Washington buna karar verdiyse kimseden izin istemeyeceğini herkes bilir. Krizin üzerinden bir sene geçmişken Katar, ‘tüketicilerin güvenliğini korumak’ adına dört ülkede üretilen ürünlerin ithalatını yasaklama hakkına sahiptir. Aynı şekilde ‘kuşatma altında’ olduğunu iddia etmesine rağmen Türkiye, Fas, İran gibi ülkelerden gıda ürünleri ithal etme hakkı da vardır. Ama boykot on yıl daha sürecek olsa bile, sapkın olarak gördükleri devlete karşı tutumlarını sürdürmek de dört ülkenin hakkıdır. Katar’ın yapabileceği ve söyleyebileceği çok şey var ancak en büyük sorunu yapabileceği ve söyleyebileceği şeyler arasında yalnızlığını bitirecek gücünün olmaması.