Kudüs, Filistin, Araplar ve bütün dünya

Geçtiğimiz yıllarda, Rusya Federasyonu’nun Suriye’deki katliam söz konusu olduğunda Güvenlik Konseyi çalışmalarını kilitleme yeteneğini gördük. Kudüs ve Filistin’in ayakta kalmaları, bağımsızlıkları ve aidiyetleri söz konusu olduğunda ise ABD’nin, Güvenlik Konseyini kilitleme yeteneğine

Kudüs, Filistin, Araplar ve bütün dünya

Geçtiğimiz yıllarda, Rusya Federasyonu’nun Suriye’deki katliam söz konusu olduğunda Güvenlik Konseyi çalışmalarını kilitleme yeteneğini gördük. Kudüs ve Filistin’in ayakta kalmaları, bağımsızlıkları ve aidiyetleri söz konusu olduğunda ise ABD’nin, Güvenlik Konseyini kilitleme yeteneğine tanık olduk ve olmaya da devam ediyoruz.

On yıllardır, Filistin meselesine adil bir çözüm bulunmadığı takdirde, şiddete dayalı radikalizmin hepimizi ve herkesi yiyip bitireceğini bütün dünyaya anlattık.

Bugün ise Suriye, Libya ve Yemen’in güç ve istikrarı yeniden kurulamazsa şiddet yanlısı radikalizmin bizlere ve herkese felaket getireceğini iddia ediyoruz.

Radikalizm tehdidi ve sonuçlarının hatırlatılmasından amaçlanan Rusya ve ABD’nin bu riskleri görmezden gelmesi halinde uluslararası toplumun harekete geçmesini sağlamaktır.

Fraklı kesimlerden onurlu duruş sergileyenler oldu, ancak dünya Gazze, Batı Şeria ve Kudüs’teki katliamı durdurma konusunda gerektiği gibi hareket etmedi.

Arap ve İslam dünyasından resmi kurumlar uluslararası kurumların yetersizliği ya da Filistinlilere ve diğer Araplara karşı komplo kurulduğu konusunda çok şey söyleyeceklerdir.
Ama bilmediğimiz veya anlayamadığımız şey, bu resmi kurumların neden daha fazlasını yapamadıkları, daha etkili olamadıkları ve uluslararası seviyeden önce – uluslararası alanda Güvenlik Konseyi’nden önce ve sonra ve BM’den önce ve sonra- ortak bir duruş sergileyemedikleridir.

Büyük ve küçük Arap devletleri, büyük ve küçük Müslüman cemaatleri bir araya gelebilir, büyükelçilerini geri çekebilir ve en doğusundan en batısına kadar Arap-Müslüman dünyasında geniş katılımlı gösterilere izin verilebilir. Arap Birliği’nin Dışişleri Bakanları düzeyinde değil de, delege düzeyinde toplanmasının hikmetini anlayabilmiş değilim!

Kudüs Zirvesi olarak ilan edilen Zahran zirvesinden sonra olağanüstü bir zirvenin toplanmasına engel olan şey ne olabilir?

Bizler dünyayı her zaman uyarıyor -daha önce de söylediğimiz gibi – ve diyoruz ki; ortaya çıkan ve içimizde büyüyen bu radikal akımlardan siz de zarar göreceksiniz. Ancak, hiçbirimiz halkımıza ve dünyaya, başta ABD olmak üzere Siyonist düşmanı destekleyen bütün ülkelerle ilişkilerin mevcut düzeyde kalmayacağını söylemedik.

Diyecekler ki: Ama ülkelerimiz bunlardan daha zayıf! Fakat Arapların şu anki durumuna bakarsak -sadece Filistin’de değil-, ve özellikle de dış müdahaleler nedeniyle ne yaparsak yapalım bundan kötü olamaz. Onları içimizdeki radikal hareketlere karşı uyarıyoruz ancak bir araya geldiğimizde zayıf kalmayacak ülkelerimiz, toplumlarımız, zenginliklerimiz ve yeteneklerimizle tehdit etmiyoruz. Ve en az Filistin’deki çocuklar ve gençler kadar fedakâr ve yetenekli gençlerin önleri açılırsa bu zayıflık kendiliğinden ortadan kalkacaktır.
ABD’li bir gazeteci bana birkaç gün önce şöyle dedi: Gazze’de Hamas örgütü kendi evlatlarının kanının dökülmesine neden oluyor, onlar da biliyorlar ki kendileri adına ne bir gelecek ne de bir umut var. Orada bulunan bir meslektaşı ona şunları söyledi: Zaten bir umut ve gelecek olmadığı için böyle davranıyorlar, bu boğucu kuşatmanın ortasında on yıldan uzun bir süredir yaşayan bu halkın kaybedecek bir şeyi kalmadı.

Sonra, 10 yıldır Filistinler arasındaki barışı tesis etmekten aciz kalmış Arap duyarlılığı ve gayreti nerede? Kim haklı ve kim haksız! Bakmadan söylemek gerekirse, hiç kimse Filistinli kardeşi için hiçbir şeyinden vazgeçemiyorsa, bir Filistinli, ölümcül ateşin karşısında nasıl hücuma kalkışabilir?

Sonra, Gazzeliler kuşatma altında da Kudüs ve Batı Şeria halkı kuşatma altında değil mi? İşgal altında olmayan ve yerleşimcilerin olmadığı Gazze’nin içinde, en azından İsrail polisi ve ordusu yok. Kuşatma altındakiler neden kendi çıkarları için bir araya gelmiyorlar? Eminim ki, Filistinlileri gerçekten desteklemiş olan Araplar –onlar biliniyor- birbiriyle ihtilafa düşmüş Filistinleri bir araya getirmeye -Şayet bir araya gelir ve kararlı olurlar ise- zorlayabilirler. Aksi takdirde bütün dünyaya Filistin ve Kudüs’ün işgal altında olduğunu hatırlatmaktan başka bir şey yapmamış olurlar. Atılan adımlar sadece hamaset üzere olması, bünyenin yavaş yavaş ölmesi anlamına gelmektedir. Bunun birbiriyle mücadele halindeki grupları geçici olarak sakinleştirmekten başka bir faydası da yoktur!

Bir an için radikalizm tehdidini bir kenara bırakalım. Filistin’e odaklanan muazzam ve radikal söylemler dahi Filistini özgürleştirmeye çalıştığı iddiasında bulunmamıştır. Şimdi bunları bir süreliğine unutalım ve yönümüzü seksenli yıllardan bu yana Kudüs ve Filistin’in bayraktarlığını kendince yapmış İran’a dönelim. Bu sahte bayraktarlık altında, Hafız Esed’ın önceden yaptığı gibi Filistinlileri bölmek için çalıştı ve bu meseleyi ülkelere ve toplumlara nüfuz etmek için kullandı. Bazı saf insanlar, bu sloganların Mısırlıların dediği gibi “Allah için bir şey ” olduğunu düşünmüşlerdir. Sonra, 2007’de Mısır’a saplanan bir diken olması için Gazze’yi kullandılar. 2015 yılında Hizbullah’a uluslararası toplumla nükleer bir anlaşmaya varmadaki katkılarından dolayı! Teşekkür ettiler. Ulaşmak istediğim şey, eskiden İran ve şimdilerde Erdoğan’ın, Filistin’in yanındaymış gibi görünmeyi başarmış olmalarıdır. Ülkelerimiz, dünyadaki son sömürgeye maruz kalmış Filistin halkının kurtuluşuna doğru dünyayı zorlayamadığı gibi hak bir davaya da dikkat çekmede başarısız oluyor. Şu anda saçma bir konumdayız ve bu durum sadece şimdiye ait değil, bilakis Siyonistler Filistin halkının topraklarının yüzde 80’ini ele geçirdiği 1947’den beri halimiz budur. Geri kalan yüzde 20 için milyonlarca Filistinliyi kuşattılar. Bizler savaşla tehdit etmemiz gerekirken, Fransa Cumhurbaşkanı Macron, bazen Suriye’de olup bitenlerden dolayı ve şimdi de Filistin’de olup bitenler yüzünden savaş için uyarıda bulundu.

Bazı Araplar, Amerikalı gazetecinin bize söylediklerini, yani Hamas örgütünün gerilimi tırmandırdığını ve Filistinleri zor duruma düşürdüğünü söylüyorlar. Fakat 2008, 2009 ve 2012 yıllarında olduğu gibi bu defaki hareketliliği başlatan Hamas olmadı. Bu defa başlatan Trump ve Siyonistler oldu. Geçen yılın bu günlerinde, Mescid-i Aksa’yı Filistinlilerin ibadetine kapatmak istediler. Filistinliler kendi camilerinde namaz kılabilmek için savaştılar. Aylar önce, Trump düşmanca bir adım attı ve Kudüs’ü Yahudi devletinin başkenti ilan etti. Amerikalı seçmene söz vermesini! Bahane olarak öne sürdü. Diyelim ki söz verdi veya başka bir sebep ortaya çıktı, Amerikalıların Kudüs ve Filistin’de ne işi var. Siyonistlere Doğu Kudüs’ü verme hakkını nereden alıyorlar? Bir kısım Siyonist Yerleşimci iki bin yıl önce heykellerinin kaybolduğu! Gerekçesiyle her gün Mescid-i Aksayı işgal etme cesaretini nereden alıyor? Bu olup bitenlere şaşırıyorsanız, başka bir işgale dikkatlerinizi çekeyim; İranlılar, Ehl-i Beyte ait! 10 bin mezar Suriye’de ve bir o kadar da Irak ve Lübnan’da buldular! Etiyopyalılar, Nil’den Mısır’ı mahrum etme hakkına sahip olduklarını keşfettiler! Onlara göre binlerce yıl önce Yunan Herodot’un söylediği gibi Mısır Nil’in bir armağanıdır. İsrail büyükelçisinin Türkiye’yi terk etmesini emreden Erdoğan, üstlendiği bu rolden dolayı Suriye topraklarında bir payı olduğunu hatırladı. İsrail ise Suriye Golan’da böyle bir payı olduğunu çok önceden keşfetmişti! Daha da ötesi İsrail şimdi de Suriye topraklarında İran ile çatışmalara giriyor. İran ise Suriye, Irak ve Lübnan’dan sonra Yemen’e doğru genişlemek istiyor!

Merhum Yaser Arafat şunları söylemişti: Filistin halkı topraklarına ve ülkelerine layık kalmak için canını feda ettiği sürece kimsenin Filistin’i yutmaya gücü yetmez. Hz. Hüseyin’in destanında olduğu gibi, kan kılıcı yener!

İşte şimdi Filistinliler, çocuklarının bedenlerini göğüslerinde taşıyorlar ve etraflarını çepeçevre saran ateşe doğru ilerliyorlar, fışkıran kanlarından başka da bir silahları yok.

Gerçek güç ve kuvvet ancak Yüce Allah’a aittir.