Kudüs’ten sonra hangi barış?
Filistinli lider Salah Halef (Ebu İyad) Lübnan savaşının ilk yıllarında Filistin yolunun Cuneyh’ten geçtiğini söyledi. O gün Lübnan’a karşı savaşlarda yanında olanlar bile Filistinlilere sırt çevirdiler. Geçen hafta ABD Başkanı Donald Trump’ın ABD Büyükelçiliği’ni Tel Aviv’den Kudüs’e taşıma kararın
Filistinli lider Salah Halef (Ebu İyad) Lübnan savaşının ilk yıllarında Filistin yolunun Cuneyh’ten geçtiğini söyledi. O gün Lübnan’a karşı savaşlarda yanında olanlar bile Filistinlilere sırt çevirdiler.
Geçen hafta ABD Başkanı Donald Trump’ın ABD Büyükelçiliği’ni Tel Aviv’den Kudüs’e taşıma kararından sonra Lübnan’daki sosyal medya mecraları İran’ın Asaib Ehl el-Hak milislerinin başına komutan olarak atadığı Iraklı Kays el Hazali’nin Hizbullah unsurları eşliğinde gezerken Güney Lübnan’da Kefer Kila’da Fatıma kapısının önünde bulunduğunu aktardı. Bizlere Lübnan halkının yanında durmak için hazır olduğunu ifade ediyordu. (Hizbullah’ın Genel Sekreteri Hasan Nasrallah, bir konuşmasında Arap devletlerine şöyle demedi mi: Eğer Lübnan’ı seviyorsanız onu kendi haline bırakın.)
Fakat el Hazali, İslam ve Arap karşıtı zalim İsrail işgaline karşı Güney Lübnan’dan Filistin meselesinin yanında yer aldığını belirtti. Sonra İslami direnişteki hayır ve bereketi; İslam’ın çağrısına karşılık verilmesinde, ilahi adalet ve zamanın sahibinin devletine hazırlanmakta gördüğünü dile getirdi
Bütün bunların gerçekleştirilmesi Lübnan’dan mı isteniyor? Kendisinin video kesitinden sonra yanlarında Şii Afganların da olduğu Mukteda es-Sadr grubuna ait savaşçıların videoları yeniden yayınlandı. Sanki nöbet tutuyorlar. Afgan şahıs, Lübnan’ı nasıl savunacağını Arapça olarak bize anlatıyor. 21 Eylül 2017 tarihinde Şark’ul-Avsat gazetesinde “Hizbullah’ın Iraklı milisleri Lübnan’a getirmesinin arkasında ne yatıyor?” başlıklı bir makale yayınlamıştım. Şayet yetkililer, söz konusu makaleyi okusalardı şaşırmazlardı ve el Hazali’nin girişinin yasaklanmasını emrederlerdi.
Lübnan’dan sonra Filistinliler ve Filistin meselesi dağıldı. Lübnan’ın Trump’ın kararıyla bağlantısı ne onu bilmiyoruz. Öyle ki geçen cuma günü Lübnanlılar Beyrut’ta ABD Büyükelçiliği yakınında, Avker Meydanı’nda Filistinlileri, Lübnan solundan çeşitli grupları, Hizbullah ve İran bayraklarını ve bu kimselerin ev, dükkân ve noel ağaçlarına saldırdıklarını, güvenlik güçlerine taş ve molotof attıkları gördüklerinde şaşırdılar. Eskiden Filistin yolu Cuneyh’ten geçmiyordu. Hizbullah, el Hazali’yi, Mühendis’i ve Ebu İsrail’i getirse bile bugün Kudüs yolu Avker’den geçmeyecek.
Eğer Trump, İsrail’in Kudüs üzerindeki egemenliğini başkent olarak kararlaştırmaktan kaçınırsa Lübnan’ın egemenliğini kim savunacak!
Eski Senatör George Mitchell, bütün dünyanın Kudüs’ü İsrail’in başkenti olarak bildiğini ancak, şayet Başkan Trump bunun barış sözleşmesinin bir parçası olduğunu, Filistinlilerin gelecekte Doğu Kudüs’te başkent hakları olacağını ve bundan dolayı da müzakere yapmamız gerekeceğini söyleseydi, işte o zaman oyunun tamamen değişeceğini söylüyor.
Trump, yaptığı şeyin hakikatin itirafı olduğunu ve önceden birçok ABD Başkanı’nın Büyükelçiliği Kudüs’e taşıma kararına bağlı kaldıklarını söylediklerini belirtti. Kendisinin ise seçim kampanyasında verdiği söz doğrultusunda ilerlediğini dile getirdi.
Kuşkusuz bu açıklama, bugüne kadar etkilenmeyen Trump’ın tabanına uygun bir açıklamadır. Zamanlamaya gelince; Trump’ın içinde bulunduğu ve karşı karşıya kaldığı sorunlardan ilgiyi uzaklaştırmada usta olduğu biliniyor. Bunun için Kudüs’le ilgili açıklamasını ortaya atarak gündemi değiştirdi.
İngiltere Başbakanı Theresa May, nihai bir anlaşmaya varmadan önce Trump’ın ABD Büyükelçiliği’ni Kudüs’e taşıma kararıyla aynı fikirde olmadığını kesin bir şekilde söyleyerek tepkisini dile getirdi. Londra’daki İsrail yanlıları, Trump’ın bu kararı ertelememesinin sebebinin iç nedenlere dayandığını itiraf ediyor. Trump, tabanı için bir söz verdiğinde yerine getireceğini kanıtlamak istiyor. Kudüs’ü İsrail’in başkenti olarak tanımak, Trump için içeride karşı karşıya kaldığı sorunlardan bir kaçıştır. İngiltere hükümetinin bu kararın karşılığında ne olacağıyla ilgili olarak şu an İsrail ve diğerleriyle herhangi bir müzakerenin olup olmadığını bilmek istediği düşünülüyor. Sözcülerden birisi, Trump’ın usta bir müzakereci olduğunu ve anlaşmaları nasıl yapacağını bildiğini söylüyor. Trump’ın Kudüs’ü İsrail’in başkenti olarak tanıyarak İsrail’e büyük bir ödül verdiğini belirtiyor. Fakat Trump bu ödülü karşılıksız mı verdi? Biz, sadece Trump’ın özel temsilcisi Jason Greenblatt ve damadı Jared Kushner’in gelecekte bir anlaşma konusunda Filistinlileri, İsraillileri ve Arapları müzakereye nasıl götürebilecekleriyle ilgili görüşmeler yaptıklarını biliyoruz.
Sözcü, “Barack Obama’nın İsrail, Mısır ve diğer tarafları müzakere masasına getirmeye çalıştığını biliyoruz. Yani Obama, İsrail ve Filistinlileri masaya oturmalarına yardım etmek için bölgesel oyuncuları getirdi. Bunun için Netanyahu, Ürdün kralı ve Mısır Cumhurbaşkanı Abdulfettah el Sisi’yle görüştü. Müzakereler hakkında konuştular. Müzakere sırasında taraflar, Netanyahu’nun uzaklara gitmeye ve İsrail’in geleceğini koruyan zor kararları almaya hazır olduğunu hissettiler” şeklinde konuşmasın sürdürdü.
Kudüs’ün jeopolitik konumu konusunda uzman Avukat Daniel Seaman’a Trump’ın kararını sordum. “Bu girişim, şehrin gerçeğini kesinlikle yansıtmıyor. Trump Kudüs’ü istediği gibi tanıyabilir. Büyükelçiliği de taşıyabilir. Fakat bu durum, Kudüs’ü daha az bölünmüş ve daha az tartışmasız bir hale getirmeyecek. Bugün iki taraf arasındaki siyasi süreç bitmiş durumda. Biz, kendisinin alakası olmadığı bir şeyin sorumluluğunu Trump’a yüklüyoruz. ABD’nin İsrailliler ve Filistinliler üzerindeki etkisi Trump’tan önce bitti. Belki de bugün Trump, ölüm belgesini mühürledi” diye yanıtladı. Söz konusu siyasi sürecin uzun süre önce bittiğini söyleyenlerin olduğunu dile getirdiğimde “Doğru” diye cevap verdi.
Bu arada Clinton’ın kendisinden veya eşinden, Bush’tan ya da Obama’dan Trump’ın açıklamasıyla ilgili bir tepki görmedik.
Tarihçi Tom Segev şunları söylüyor: “Kudüs, 3 bin yıldır çözümü olmayan bir sorun. Kudüs, 3 bin yıl daha çözümsüz bir sorun olarak kalmaya devam edecek. Kudüs, duyguların, inancın, hayalin ve birazcık da gerçeğin karışımıdır. Aynı zamanda dünyadaki Yahudi, Hıristiyan ve Müslümanlardan milyonlarca insan, Kudüs’e kendi kimliklerini tanımlayarak bakıyorlar. İsrailliler ve Filistinliler arasındaki temel sorunun Kudüs olduğunu söylersek abartmış olmayız. Sonra aniden ABD’li bir Başkan ortaya çıkıp garip bir açıklama yapıyor. Sahada ne olacağını ya da ne olabileceğini bilmiyor. Ne istediğini anlamamız zor. Fakat barış, halen mümkün mü? Yoksa bu, ebedi bir çatışmanın idaresi mi?”
Tom Segev, Filistin ve İsraillilerin çoğunun artık barışın mümkün olduğuna inanmadıklarını söylüyor. Çünkü bu, toprak, yerleşim birimleri, güvenlik ya da su konusunda bir çatışma değil; aksine bu, iki kimlik arasındaki bir çatışmadır. Her iki taraf da kendi kimliğini bu topraklarla tanımlıyor. Eğer Trump’ın açıklaması, acı tavizler vermesi için İsrail’e dikte edilen bir planın ilk adımıysa o zaman kararının bir anlamı olabilir. Yok, eğer bu şekilde değilse o zaman başka bir olay olacaktır. Tarih boyunca Kudüs, buna benzer birçok olay yaşadı.
Siyasi yorumcular, Trump’ın açıklamasının hiçbir şeyi değiştirmeyeceğini ve gelecek haftalarda bu açıklamaların unutulacağını söylüyor. Trump açıklamasında “Biz, İsrail’in egemenliğini belirleyen sınırlar veya tartışmalı sınırlar da dâhil olmak üzere Kudüs’ün nihai durumuyla ilgili bir tutum sergilemiyoruz” dedi.
Senatör George Mitchell, başkanlığı döneminde Obama’nın Filistin Devlet Başkanı Mahmud Abbas’a Filistin meselesini çözmek için bu durumu değerlendirmesi gerektiğini zira Filistin meselesini çözmeye hazır 50 yıldır Obama gibi bir başkan gelmediğini söylediğini aktardı. 50 yıl sonra da Obama gibisinin gelmeyeceğini söylediğini, bu durumda Mahmud Abbas’ın Obama’ya Netanyahu’nun yakında gideceğine inandığı şeklinde cevap verdiğini ifade etti.
Trump’ın kararına en çok sevinenlerin İsrail sağının olduğu şüphesiz. Zira Trump, mutlak bir şekilde müzakerelere, barış sürecine ya da Filistin devletine işaret etmedi. Bir süredir iki devletli çözüm ifadesini dillendirmeyen Netanyahu bile bu durumu gizlemedi. İsrail sağının ideolojisi, Zeev Jabotinsky’nin teorisine dayanıyor. İsrail devleti kurulmadan önce bile sahada Arapların kabul etmesi gereken bir gerçek yarattı. Bu strateji, “demir duvar” olarak biliniyor. Bu stratejinin hedefi ise Filistinlileri müzakereye değil de teslim olmaya sevk etmektir. Fakat bu yılın başında meydana gelenleri unutmamalıyız. İsrail, güvenlik kameraları ve metal detektörler sokarak Mescid-i Aksa’da hâlihazırdaki durumu değiştirmeye çalıştığında haftalarca çatışmalara ve gösterilere neden oldu. Neredeyse şehri tehlikeli bir çatışmanın kıyısına atacaktı.