Kürdistan’ın masada taksimi
Erbil’de düzenlenen toplantı sonrasında geçen hafta yayınlanan bildiride Irak Kürdistanı’ndaki 32 parti, merkezi hükümet ile bölge hükümeti arasındaki kriz konusunda duruşlarını tespit etti; partiler ‘siyasi taraflar arasında birliği sürdürme ve askeri saldırıları kınama, Irak hükümeti t
Erbil’de düzenlenen toplantı sonrasında geçen hafta yayınlanan bildiride Irak Kürdistanı’ndaki 32 parti, merkezi hükümet ile bölge hükümeti arasındaki kriz konusunda duruşlarını tespit etti; partiler ‘siyasi taraflar arasında birliği sürdürme ve askeri saldırıları kınama, Irak hükümeti tarafından alınan ve Kürdistan bölgesini hedef alan siyasi ve ekonomik kararları kınadı’. Ayrıca, söz konusu partiler bildiride, ‘referandum sonuçlarına bağlı kalınacağını’, ‘bölgenin anayasa temelinde ve emrivaki politikasından uzak koşulsuz bir diyalog başlatmaya hazır olduğunu” da belirtti.
Açıklamada, tarafların “Bölgenin, eski duruma, yani iki bölüme ayrılmasına yönelik herhangi bir hareketi şiddetle reddediyoruz. Irak hükümeti ile yapılacak her hangi bir diyaloga birleşik Kürdistan bölgesi olarak girmeliyiz” şeklinde bir madde de yer aldı.
Açıklamanın bu maddesi dostlar alış verişte görsün veya propaganda gereği eklenmedi, tam tersine, açıklamayı imzalayan 32 parti, Kürdistan’ı, doksanlı yılların ortalarında olduğu gibi iki bölüme ayırma çalışmaları olduğunu sezdiği için bu maddeyi vurgulama gereğini duydu. Hatırlatmak isterim, o yıllarda Kürdistan’ın iki büyük partisi, Mesut Barzani yönetimindeki Kürdistan Demokratik parti (KDP) ve yakın zamanda vefat eden Irak Cumhurbaşkanı Celal Talabani’nin yönetimindeki Kürdistan Yurtseverler Birliği Partisi (KYB), bölgenin yönetimi ve özellikle de mali kaynakların toplanması konuları üzerinden bölge bölünmüş ve iki parti arasında yaklaşık üç yıl süren bir silahlı çatışma yaşanmıştır.
Otuz iki partinin bölünme günlerine dönme ve silahlı çatışmayı reddetme yönündeki açıklaması boşluktan doğmamıştır, zira, İran’la yakın ve açık ilişkileri olan Goran (Değişim) Hareketi, İslami Cemaat ve başka partiler bir süredir Kürt partileri arasında yönetim ve mali kaynaklar üzerindeki anlaşmazlıklar ışığında çatışmaların ortaya çıkması için yoğun çabalar sarf etmektedir.
25 Eylül’de yapılan bölgenin kaderini tayin hakkı referandumu, bölgenin bölünmesi için uğraşan güçler için değerli bir fırsattı. Değişim Hareketi, İslami Cemaat ve Talabani aile üyeleri tarafından yönetilen Kürdistan Yurtseverler Birliği (KYB)’nin bir kanadı doğrudan veya dolaylı olarak referanduma karşı çıktı ve referandum sonrası Irak hükümetinin yaptıklarını alkışladı. Bu grupların alkışladığı ve sevinçle karşıladığı konuların başında Irak, İran ve Türkiye hükümetleri arasında bir anlaşma sonucu, Talabani ailesinin nüfuzlu olduğu Kerkük ve diğer bölgelerin Hükümet tarafından, yine Talabani ailesinin yardımıyla, ele geçirilmesidir.
Sonuç olarak, İran yanlısı bu gruplar, referandum karşıtı olmaları hasebiyle, Kürdistan Bölgesinin yegane ve meşru temsilcisi olmayı ve kaleleri saydıkları Süleymaniye kentini bölgenin, en azından ulusal kurtuluş hükümetinin, başkenti yapmayı ve Kerkük’ün Bağdat tarafından kontrol edilmesi sonrası Bağdat’la görüşmeyi yürüten taraf olmayı savunmaktalar.
Bağdat, Tahran ve Ankara’nın Süleymaniye gruplarına sağladığı finansal, lojistik ve siyasi desteği küçümsemeksizin (son dönemlerde Kerkük Türkmenlerinden bazı gruplar da bunları desteklediğini açıkladı), Süleymaniye Grupları olarak adlandırılan bu grupların savunduğu bölünme ve bölgenin iki ayrı yönetim tarafından yönetilmesi fikrinin başarılı olması beklenmiyor, zira, Kürdistan Demokratik Partisi Kürtler arasında hala popülaritesini muhafaza ediyor. Referandum süreci de bu popülariteyi arttırdı.
Dolayısıyla, bu çabaların Kürdistan Demokrat Partisinin liderliğini, rolünü ve etkisini zayıflatmak yönünde baskı yapmaktan başka sonuç doğurmayacağını tahmin edebiliriz.
Bağdat hükümetinin, özellikle Kürdistan Demokrat Partisinin günümüzde, her zaman olduğu gibi, Kürt denklemindeki en zor rakam olduğunu fark etmesi beklenmektedir. Irak’taki Kürt davası tarihi boyunca, Kürt devrimini sona erdirmek için güç kullanan hiçbir hükümet, KDP’nin ve devrimdeki rolünün zayıflatılmasında başarılı olamadı. Tüm bu hükümetler her zaman, başkaları ile değil, bu partiyle anlaşmaya varmışlardır, zira, bu partinin liderleri savaş ve barış kararları yetkilerini ellerinde tutmuşlardır.
1966’da Abdülrahman el Bazzaz hükümeti savaşın durdurulması için, İbrahim Ahmed ve Celal Talabani’nin kurdukları siyasi büro KDP’den ayrılmış ve hükümetle işbirliği yaparak Bağdat’ta bu parti adına ‘siyasi büro’ bulundurmalarına rağmen, yine Barzani’nin liderliğindeki KDP ile müzakere etmişti. Müzakereler sonucu, askerlerin itiraz ederek darbe yapmalarına neden olan, 29 Haziran 1966 tarihli hükümet güçleri ve Peşmergeler arasındaki savaşı durdurma anlaşması sağlanmıştı. 17 Temmuz 1968 darbesi sonrası Baas hükümeti, KDP’den ayrılanların Bağdat’ta ‘siyasi büro’ bulundurmalarına ve günlük gazete çıkarmalarına rağmen, KDP ile müzakere etmiş ve 11 Mart 1970 Özerklik Anlaşması imzalanmıştır. İkinci Körfez Savaşı sonunda başlayan ayaklanma sonrasında 1991’de müzakereler başladığında, Celal Talabani liderliğindeki Kürdistan Cephe heyeti, Bağdat’a gitti, ancak, Barzani’nin nüfuzunun farkında olan Saddam Hüseyin, Kürdistan Demokrat Partisi genel başkanı Mesut Barzani’nin heyette bulunması yönünde ısrar etti, zira, Saddam Hüseyin Barzani’nin partisi olmaksızın ciddi bir barış anlaşmasına varmanın imkânsız olduğunu biliyordu. Yakın dönemde ise KDP hükümetlerin oluşmasında ve başkanlarının seçilmesinde Irak’ın güçlü siyasi güçlerinden biri olmuştur.
Politikada, güçlü olanlar sağlam anlaşmalar ve güçlü ittifaklar kurmak için, genelde, onlar gibi güçlü olanları tercih eder. Bu kuralın istisnası Irak olmayacaktır. İran yandaşı partilerin gönüllü ya da isteksizce Irak’ın Kürdistan bölgesindeki mevcut denklemi İran’ın çıkarları doğrultusunda hareket etmesi durumunda, bu davranışın Irak’ın çıkarlarıyla uyumlu olması beklenmeyebilir. Irak Başbakanı olarak ikinci turda da görev yapmak isteyen Haydar el-İbadi, Bölgedeki biri İran’ın ve kendisine muhaliflerin etkisi altındaki iki yönetimin İbadi’nin görevde kalma rüyalarının kesintiye uğraması anlamına geleceğini bilmektedir.