Kürt Devleti!

Irak’ı çevreleyen uzak yakın başkentlerde kapalı kapılar ardında yapılan toplantılarda bu devletlerin toplumlarını ilgilendiren merkezi bir soruya cevap aranıyor. Soru şu: birleşik ve inşallah nispeten demokratik Irak mı yoksa en az üç bölgeye (kuzeyde Kürt, batıda Sünni, güneyde Şia) ayrılmış bölün

Irak’ı çevreleyen uzak yakın başkentlerde kapalı kapılar ardında yapılan toplantılarda bu devletlerin toplumlarını ilgilendiren merkezi bir soruya cevap aranıyor. Soru şu: birleşik ve inşallah nispeten demokratik Irak mı yoksa en az üç bölgeye (kuzeyde Kürt, batıda Sünni, güneyde Şia) ayrılmış bölünmüş Irak mı? Bu sorulara verilen cevaplar, söz konusu ülkelerin bakış açılarına ve çıkarlarına göre değişkenlik arz ediyor. Hadiseler okununca ortaya çıkıyor ki Irak Kürdistanı’ndaki Kürt yönetimi bir karar aldı ve şimdiye değin bu kararından caymadı. Bu sefer, 2014 yılında Irak Kürdistanı bölgesinin sakinleri arasında düzenlediği genel halk oylamasında yaptığı gibi baskılara boyun eğmiyor. Halka, müstakil bir devlet mi yoksa birleşik Irak’ın bileşenlerinden biri olmak mı istediği sorulacak. Abartmanın ve hayallere kapılmanın lüzumu yok, cevap belli: kahir ekseriyet bağımsızlıktan yana oy kullanacak. 1992 yılından bu yana Irak Kürdistanı Lideri Mesud Barzani, belli ki Niccolo Machiavelli’nin 16.yy’ın başlarına damgasını vuran ‘Prens’ adlı kitabını okumuş. Kitapta krala aynı zamanda hem aslan hem de tilki olması öğütleniyor. Kurdu korkutmak için aslan; tuzakları önlemek için tilki. Barzani şu an olabildiğince taviz koparabilmek için Bağdat ile müzakerelerde bulunuyor. Özellikle de Kürt bölgesi coğrafyasının “tartışmalı” olarak adlandırılan ve zengin kaynakların bulunduğu bölgelere kadar genişletilmesi için çabalıyor. Aynı zamanda da uygun zamanı kollayarak olabilecek en iyi şekilde egemenlikten kopabilmek için siyasi tuzaklar hedefliyor. Kendi içinde bölümlere ayrılmış resmi Irak yönetimi, DEAŞ’a karşı pahalı bir savaşa atıldı ve buna devam ediyor. Elinde sadece siyasi hatta askeri olmayan çeşitli güçler mevcut. Kürt güçleri savaşa katılıp çok sayıda şiddet yanlısını kovmada yardımcı oldu. Ödüllendirilmeyi hak ediyor! Kürtlerin bağımsızlık talepleri yeni değil. Nitekim Kürtler, özerklik için 1970’de Irak Baas rejimi ile uzun bir savaşa tutuşmuştu. O dönemde Irak Baas Partisi, yetkilerini genişletmeye ve içerideki düşmanlarına üstün gelmeye çalışıyordu. Son derece güçlü muhalifleri vardı; amacı onların üzerinde tam bir otorite kurmak ve Kürtleri de tarafsızlaştırmaktı. İşler lehte ilerlerse kendilerinin yanında olsunlar diye Kürtlere özerklik hakkı tanıdı. İktidar partisi olduktan sonra ise olan biteni inkar ederek Kürtlere yeniden savaş ilan etti. Bunun karşılığında Kürtler İmparator Muhammed Rıza Pehlevi’nin yönetimindeki İran ile çıkar anlaşmasına girdi. Pehlevi, Bağdat’taki düşmanını rahatsız etmenin Kürtler yoluyla gerçekleşebileceğini düşünmüştü. Çıkarlar örtüşüyordu. Çok geçmeden Saddam Hüseyin 1975 yılında Cezayir’de kendisine reddedemeyeceği bir teklif sununca Şah, Kürt davasını sattı.  Teklif ise İran’ın hayalini kurduğu şekliyle Şattülarab’da bir toprak parçası idi. Böylece Kürtler siyasi dalavereler pazarında bir meta olarak kaldı. Tahran’da Şah’ın düşürülmesinden sonra patlak veren Irak-İran Savaşı’nda Irak Baas Yönetimi, Kürtlere karşı kapsamlı bir savaş başlattı. Zehirli gazların kullanıldığı Halepçe katliamı bu savaşın doruk noktasıydı. İşin nihayetinde 1970 yılında Kürtlere verilen ve Baas rejiminin geçici sandığı özerklik kaldı ve önce Baas rejiminin düşmesinden sonra yapılan yeni anayasada sonra da Kürt bayrağı ve elde edilen ekonomik bağımsızlıkla daha da kökleşti. Eylül ayında yapılacak olan halk oylamasının manevi değeri hakkında alınacak en önemli ders, bölgede dünyanın gözü önünde özgür bir şekilde referandum yapılıyor oluşudur. Bu oylama Kürt devleti uğruna düşülen uzun yolda özerklikten sonraki son adım. Aradaki önemli fark; Bağdat’taki yönetimin, 1970 anlaşmasını imzaladığı sırada Baas’ın sahip olduğu otoritenin bir kısmına bile sahip olamayışıdır. Öte yandan Kürtler, 2003’te rejimin düşürülmesinden sonra kendilerini müttefik olarak gördüler. Rejimin Cumhurbaşkanlığı makamı teslim aldılar. Bununla birlikte bakanlıklarda da birkaç koltuğun sahibi oldular. Çok geçmeden uzaklaştırıldılar. Hoşyar Zibari’nin yolsuzluk suçlamasıyla bakanlık görevinden ihraç edilmesi en saygısız hareketlerden birini temsil ediyor. Bağdat’taki Irak Yönetimi dağıldı ve bunun birkaç göstergesi var. Kürtler, mezhepsel olarak tek renkli yıkıcı bir askeri güç olan Haşdi Şabi’nin desteklenmesinden ciddi bir endişe duyuyorlar. Irak Başbakanı Haydar el-İbadi’den aktarılan bariz duyuru hariç Haşdi Şabi, hükümetin yetki ve otoritesi altında kalıyor! Bu demek oluyor ki sivil yönetim İran’daki komşusuna benzer teokratik bir körpeye dönüşüyor! Kürt devleti kalkışması sadece Kürt liderlerinin manevra kabiliyetine kaldı. İstikrarın kaybolduğu merkezi Irak yönetiminin zayıf düşmesi fayda sağlamaz. Bunun birlikte diğer oyuncular; İran, Suriye ve Türkiye’nin onay ve zaafı da bunda belirleyici olacaktır. İranlı odaklar, Irak Kürdistanı’nda kurulacak olan Kürt devletinin İran Kürtleri arasındaki herhangi bir hareket tarafından desteklenmesini engelleme garantisi vermişse bu kendi çıkarınadır ve fitne kurucu ve ABD’nin dostları Kürtler olmadan Irak’a sahip olmayı tercih ediyordur. O zaman Irak’ın zenginlikleri ve halkı üzerinde egemenlik kurması mümkün olur. Hatta her ne kadar Irak mühürlü olsa da İran’ın teokratik otoritesini yayabilir! Suriye’ye gelince; işin sonunda belki kendi Kürtleri en azından özerklik yoluyla Irak Kürtleri yolundan gidebilir. Bu durum şartlar elverirse güney sınırlarında bir Kürt devletinin varlığını uzun zamandır özerklik isteyen kendi Kürtlerini tahrik edecek bir hareket olarak gören Türkiye’de düğümü körleştirebilir. Mesud Barzani (aslan ve tilki), Türk tarafından emin olabilir. Nitekim O, Irak Kürtlerine bağımsızlık yolunu açabilmek için içeride iş bırakmaya benzer zorlu gelişmeleri göğüsleyerek Kürdistan İşçi Partisi’nin (PKK) faaliyetlerine ve aynı şekilde Türkiye’nin gücüne açıkça düşmanlık etti. ABD, Mesud Barzani’nin referandumu iptal etmemesini ancak ertelemesini istiyor. Uygun zaman şimdi değilse ne zaman, diyerek Barzani bunu reddetti. Washington’dan görüş almak için gösterilen bu akıllı çaba ileride bağlayıcı olabilir ve birikmiş delillere eklenebilir. Referandum için başka bir zaman önerirse bu öneri başlı başına bölgenin bağımsız olma hakkını tanımak olur. Bununla birlikte Kürtlerin bağımsızlığına giden yol çiçeklerle bezeli değildir. Bu yolda bölgenin karşılaşabileceği ekonomi ve güvenlik açısından meydan okumalar var ve yeni bir savaş doğurabilir. Bu sefer Irak, gayya kuyusuna döner. Böyle bir durumda Musul’un bağımsızlaşması çocuk oyuncağı haline gelir. Bağdat’ın önünde Kürtleri içine almanın zor olduğu az bir seçenek var. Kürtleri kapsayabilmesi için 3 adımdan oluşan bir stratejiye ihtiyacı var: öncelikle, Haşdi Şabi’nin etkisinin azaltıldığı, çoğulcu ve profesyonel merkezi komutanlığa sahip Irak askeri kuvvetleri oluşturulmalı. İkinci adım olarak, İran’ın ideolojik ve askeri nüfuzundan kurtulmalı. Ve son olarak da demokrasiye yakın bir siyasi atmosfer inşa etmeli. Bu üçlü paketi uygulamak oldukça zor ama Bağdat’taki mevcut durumu ele alırsak imkansız değil! Diğer yandan yarı demokratik ve birleşik Irak’ın bölgenin güvenliği açısından tercih edilir olduğunu düşünen başkentlerin işe el atması ve aralarında Kürtlerin de olduğu çeşitli kuvvetlere destek vermeleri ve böylece tehlikeli yollardan sakınmada yardımcı olmaları için bölgesel başkentlere yol açmaları gerekir.

Sözün sonu:

İngiltere merkezli “Sunday Times” dergisi, 6 Ağustos Pazar günü, mevcut Irak rejiminin hapishanelerinde uygulanan işkencelere dair resimler ve rakamlarla bir rapor yayımladı. Bu, şu sözü bir kez daha ispat ediyor: ezilenler cellatlarının en kötü huylarını kaparlar.