Kuveyt’in özgürleşmesini sorgulamak
İnsanların hafızası çok kuvvetli olmayabilir ancak, Kuveyt savaşı sadece Kuveyt halkına değil herkesin hayatına dokunan büyük bir olaydı. 27 yıl geçmesine rağmen de etkileri hala taze. Kuveyt’te siyasi ve fikri ayrılıklara elverişli bir saha mevcut. Tüm seslerin samimi olması kaydıyla bu bir artı. B
İnsanların hafızası çok kuvvetli olmayabilir ancak, Kuveyt savaşı sadece Kuveyt halkına değil herkesin hayatına dokunan büyük bir olaydı. 27 yıl geçmesine rağmen de etkileri hala taze.
Kuveyt’te siyasi ve fikri ayrılıklara elverişli bir saha mevcut. Tüm seslerin samimi olması kaydıyla bu bir artı. Bir kısım İhvan’lı ve İran yanlısının piyasaya sürdüğü en yeni koridor, Suudi Arabistan gibi müttefik devletlerin Kuveyt’in özgürleştirilmesindeki rolünü bulandırmaya çalışıyor.
Öncelikle, çeyrek milyon Iraklı’dan oluşan bir orduya karşı koymak gibi büyük bir işi tek bir kuvvetin yapabildiğini zanneden varsa o cahilin önde gidenidir. Bunu 16 yıldır Afganistan’da olan ABD Kuvvetleri beceremedi. 8 sene Irak’ta kaldı, Saddam rejimini indirdi ama Bağdat belediye başkanını bile koruyamadı. Sadece 6 ay içinde siyasi düzeni tüm ayakları ile geri getirip, halkı evlerine döndürmek sizce nasıl bir şey? Ben başarı, hız ve büyüklük bakımından Kuveyt’in özgürleştirilmesi gibi bir operasyon daha görmedim.
Üstünlük kimde o halde?
Herkes iyi anılmak ister ki Kuveyt’in de buna hakkı var. Çünkü siyasi, diplomatik, hukuki, basın ve yardım gibi birçok açıdan büyük bir işti. Müsaadenizle ben Kuveyt’in işgalini ve özgürleştirilmesini o dönemin panoraması ile anlatmak istiyorum. 1990 yazı sadece bizim bölgemizde değil dünyanın her tarafında fırtınaların estiği bir tarihti. Kuveyt sınırlarının delinmesinden 8 ay önce Doğu Berlin Duvarı sonra da Yugoslavya rejimi yıkıldı. İşgalden 3 ay önce Litvanya’da rejim düştü. Saddam kuvvetlerini Kuveyt’e yollamadan bir ay önce Sovyetler Birliği en önemli cumhuriyeti Ukrayna’yı kaybediyordu. İlerleyen zamanlar boyunca da önemli olaylar yaşandı: Saddam’ın Irak’ın Kuveyt’te tarihi hakkı olduğu yönündeki iddiasından sadece 2 ay sonra, Almanya’nın batısı birlik ve tarihi hak adı altında nüfuzunu doğuya doğru genişletti. Doğu Avrupa devletlerinin ve Asya’da Sovyet Cumhuriyetleri’nin çöktüğü bu tozlu kargaşa ortamında, Saddam’ın niçin bunları yaptığını anlamamız kolaylaşır. Zannımca o yeni tarih hareketine ayak uydurmaya çalışıyordu.
Bu hadiselerde Suudi Arabistan’ın keskin tavrı, diğerlerininkinin değerini düşürmez elbette. Suudi Arabistan, sınırlarını Saddam’ın çizdiği tarih hareketini durdurmada önemli bir paya sahip. Bunu bir siyasi tarih öğrencisi olarak söylüyorum ve komplo teorilerine aldırmaksızın sadece tek bir olayın arka planına bakıyorum. Kuveyt olayının, özgürleşmesinden başkaca ve hepsi de bölgesel olan değişik senaryolarla bitmesi mümkündü.
Bazılarının yorumladığının aksine Saddam, ABD’nin düşmanı değildi. Bilakis İran ile olan savaşındaki istihbari ve askeri yardımlarla gelişen iyi ilişkilere sahipti. Washington ile onun yararına iş görmekten uzak durmadı. Kuveyt hükümetinin oyuncak olduğunu itiraf etmek gibi kısmi bir çözüm ya da stratejik menfaatlerini tehdit etmesi halinde işgali kabul etmek… hiç fark etmez. Bunlar, Saddam’ın George Bush hükümetine ulaşma ve aynı şekilde Suudileri de buna ikna etme çabaları. Saddam’a vekalet eden aracılar arasında en önde geleni ise, Washington’a yakın merhum Ürdün kralı idi. O siyasi bir çözüme inanıyor ve buna davet ediyordu.
Kuveyt’in şansı Saddam’ın bahtsızlığı ile Suudi Kralı Melik Fahd, Saddam’ın tehlikelerle yüzleşmesine karar verdi. Kral, sıra dışı bir diplomat olduğunda şüphe olmayan Washington Elçisi Emir Bender bin Sultan’dan yana şanslıydı. Kuveyt ve Saddam yanlıları arasında ABD hükümetini kendi saflarına çekebilmek için bir yarış gerçekleşti. Bender, Bush’a “George, zayıflık gösterecek zaman değil.” diyen İngiltere Dışişleri Bakanı Margaret Thatcher’i yönlendirdi. Washington’da iki Arap cenah arasındaki bu siyasi boğuşma 5 ay boyunca sürdü. Bu 5 ay, işgal ve kurtuluş arasındaki zaman dilimiydi. Hatırlatmak gerekir ki Washington, siyasi çözüm için kapıyı ‘ikinci dünya’ya açık bıraktı. Bush, Kongre Meclisi’nden savaşı onaylamasını 12 Ocak 1991’e kadar talep etmedi. Sunduktan sonra ise ufak bir farkla savaş ilanına karar verildi.
Kuveyt’in özgürleştirilmemesi için birçok senaryo mevcuttu. En basitinden, Saddam Washington’ı onun yararına ateşkese veya görünürde bir çözüme ikna edebilseydi Washington savaş ilanını engelleyebilirdi. Ya da ABD kuvvetleri çöküş halindeki Sovyetler Birliği’ni işgal etseydi ve Kuveyt meselesi senelerce askıda bırakılsaydı, durum farklı olurdu. Sovyetler ve Fransa, Helsinki Toplantısı’nda Bush’u siyasi bir çözüme ikna etmeyi denedi. 17 Ocak saldırısından önceki iki gün Saddam, belirli şartlarda çekilmeye hazır olduğunu ilan etti. Savaşın CNN ekranlarına kadar düşeceği akla gelmezdi. Şüphe yok ki, Suudi baskısı savaşın başlamasını mümkün kıldı. Zaten her şeyi kolaylaştıran da buydu.
Yarınki yazımda Suudi Arabistan’a yönelen tehlikelerden bahsedeceğim.