Laik Hareket kavramı hakkında

Sünni ve Şii İslami hareketlerin yükselmesi sonrası Arap ve Müslümanların zihnindeki Laiklik kavramı, planlı ve programlı bir baskıya maruz kaldı. Yürüttükleri, ilmi kavramları düzenli aktaramayan ve kavramları kötüleyen hareketle İhvan-ı Müslimin hareketinin sembol isimleri, laiklik kavramı ve laik

Laik Hareket kavramı hakkında

Sünni ve Şii İslami hareketlerin yükselmesi sonrası Arap ve Müslümanların zihnindeki Laiklik kavramı, planlı ve programlı bir baskıya maruz kaldı. Yürüttükleri, ilmi kavramları düzenli aktaramayan ve kavramları kötüleyen hareketle İhvan-ı Müslimin hareketinin sembol isimleri, laiklik kavramı ve laiklik algısının manipüle edilmesinde başat rol oynadılar. Böylece kavram, hiçbir araştırma ya da tahlilden geçirilmeden manipüle edilmiş oldu. Başta Muhammet Kutub ve Sefer el-Nahv gibi laiklik kavramı hakkında yüzeysel değerlendirmeler yapan İhvan cemaati sembolleri bu kavrama karşı birçok alternatif öne sürdüler. Dünya İslam Gençliği Konferansı’nın ortaya koyduğu “Genişletilmiş Çağdaş Dinler ve Mezhepler” adlı çalışma da aynı yolu takip etti. Bahsedilen genişletilmiş dinler ve mezhepler tanımı, genişletilmiş olarak nitelenmesi zor ilmi ve kavramsal hatalarla dolu bir tanımdı. Aslında buradaki sorun sadece genişletilmiş tanımında değil, bu tanımın hareketin gençleri tarafından benimsenmiş anahtar bir kavrama dönüştürülmesi de büyük bir sorun olarak duruyor. Laikliğe karşı bunun yanında birçok girişim daha var. Bu anlamda Abdulvehhab el-Messiri’nin yazdığı “Kısmi ve Kapsamlı Laiklik” adlı çalışmayı unutmamak lazım. Bu çalışmaya dostum Ahmed er-Raşid, “el-Messiri’ye Karşı Laiklik Savunması” adlı tatmin edici felsefi bir tenkid olan önemli kitabıyla cevap verdi.

Laikliğin aceleci anlaşılması kapsamında Cemal Kaşıkçı’nın el-Hayat Gazetesi’nde 19 Ağustos günü yazdığı “Laiklik Marketi” adlı makalesi de sayılabilir. Makalede laikliğin tamamen dini kimlikle çatıştığına vurgu yapılıyor. Kaşıkçı, bu makalede laikliği ya tamamı satın alınması gereken ya da tamamen terkedilmesi gereken bir market olarak tanımlıyor. Fakat laiklik bu değil. Market örneğinden gidecek olursak laiklik, bu marketi ziyaret edenlerin hareketlerini kaydeden bir uydu gibidir. Bu tanıma yakın bir tanımı Alain Touraine, “Laiklik, devlet ve sivil toplum arasında sürekli dengeyi gözeten bir düzendir” tanımıyla yaptı. (Bu tanım için Torin’in “Demokrasi nedir? Çoğunluğun Yönetimi mi? Azınlığın Katılımı mı?” adlı kitabına bakabilirsiniz). Öyleyse, Laiklik, insanların inançlarına ve bu inançların açıklanmasına müdahale etmeyen, mevcut durumu herhangi bir tarafın hegemonyasından kurtaran gelişmiş bir düzendir diyebiliriz. Böylelikle laiklik, bireylerin hareketlerini gözlemleyen bir uydu halini alıyor. Ayrıca, laiklik, Kaşıkçı’nın iddiasının aksine, bir ideoloji olarak algılansa da aslında ideoloji değil, durumun özgünlüğünün bireylerin çatışmasından korunmasını ifade eden bir kavramdır. Bu kavram, şehri düzene kavuşturarak şehri kanunların kontrolüne sokar. Laiklik, sosyal faydayı artırıp genelleştirerek refahı artırır.

Kaşıkçı, laiklik tecrübesini Baasçı Partilerle yaşadığı için eksik bir tanım yapıyor. Diğer ülkelerin yaşadığı tecrübelere bakabilirdi. Türkiye’nin laiklik tecrübesini kastediyorum. Bu tecrübe, Müslümanların yaşadığı ilk acı laiklik tecrübesiydi. Bu tecrübenin fikirsel esasları vardır. Bu konuda Unesco’ya ait Diyojen Dergisi’nde yazılmış iki çalışmaya dikkat çekmek lazım, bu çalışmaları, Muhammed Arkoun, “İslami Düşüncenin Eleştirisi’nden İçtihad’a” adlı kitabında, “Statü ve Miras” ve “İslami Pencereden Miraslar: Kemalist Tecrübe” başlıklarıyla inceledi. Arkoun, bu çalışmasında (İncelenmeyi hak etse de, Türk toplumunun gelişmesinde önemli bir katkı sağlamıştı) “Kemalist tecrübenin, batının laikliğe karşı saf bilincine dönük olsa da nihayetinde iki farklı dünya olan Batı ve Doğu arasındaki sıkıntılı geçişin bir açıklamasıydı” şeklinde açıklıyor.

Arkoun, Kemalist tecrübeye dair şunları da söylüyor;

“Kemalist tecrübe, İslamcı Adalet ve Kalkınma Partisi tarafından bile korundu. Parti, Mustafa Kemal’in laikliğe getirdiği açıklamanın sınırlarını geçemedi ve hala da Mustafa Kemal’in getirdiği esasları geçersiz kılamıyor. Halbuki, laikliğin Kemalist yorumu sadece Mustafa Kemal’in kendi yorumudur. Habib Burgiba’nın laiklik yorumunun da kendine has sayılabileceği gibi. Öyleyse, İslam dünyasındaki laiklik tek bir tanıma dayanmamakta hareket ettiği uydulara göre değişimler geçirebilmektedir. Laiklik, Avrupa ülkelerinde bile devlet müesseseleri ve seçim sandıklarından baskın çıkan toplumların yapılarına göre yorumsal değişiklikler arz edebiliyor.”

Üstad Kaşıkçı, şöyle diyor; “Kısaca İslam’da başka ideolojilere ihtiyaç duyulmaksızın toplumsal anlayış, esneklik, çağdaşlık ve reform gücü vardır. Bu durum laikliği dine aykırı bir konuma oturtuyor. Toptancı, programcı ve inşa eden bir ideoloji olan laiklik uydusu, kimlikler, tarihsel aidiyetler ve inançlara saygı esasına otururken, dindar toplumun bile kaçınamadığı görevler yüklemesinin yanısıra, aynı zamanda bireysel iradelere müdahale eden ve onları kontrol eden bir görev de üstlenmekte ve iç savaşı engelleyen çözümler üretebilmektedir. Örneğin, Hindistan’da Müslümanları toplu katliamlara uğramaktan koruyan, ülkedeki laiklik uydusudur. Hindistan’da azınlıkları koruyan laiklik anlayışı olmasaydı Müslümanlar büyük bir felaketle karşı karşıya kalabilirdi. Aynı şeyi birbirine karşı nefret besleyen Sünni ve Şiiler arasında savaşların yaşandığı Endonezya’dan Fas’a kadar uzanan coğrafya için söyleyebilir miyiz?

Fransız filozof Marcel Gauchet’in “Demokrasi’de Din” adlı kitabında isabetli bir tanımla bitirelim; Gauchet, doğru yaklaşımı “Bireysel İradelerin Koordine Edilmesi” şeklinde tarif etmiş. Meselenin özeti budur.