Liberya… George Weah cumhurbaşkanı olarak oynuyor

Liberya, tanıdığım ilk Afrika ülkelerinden biridir. 1974’te bazı Batı Afrika ülkelerine düzenlediğim ziyaretlerin bir kısmı arabayla yaptım. Bölgenin insanları, politikacıları, aydınları ve din adamlarının bir kısmıyla görüşme fırsatım oldu. O yıllarda Liberya oldukça sakindi. Yoksulluğuna rağ

Liberya… George Weah cumhurbaşkanı olarak oynuyor

Liberya, tanıdığım ilk Afrika ülkelerinden biridir. 1974’te bazı Batı Afrika ülkelerine düzenlediğim ziyaretlerin bir kısmı arabayla yaptım. Bölgenin insanları, politikacıları, aydınları ve din adamlarının bir kısmıyla görüşme fırsatım oldu. O yıllarda Liberya oldukça sakindi. Yoksulluğuna rağmen Amerikan tarzı bir yaşamın özelliklerini taşıyordu. Özellikle başkent Monrovia’daki insanların yaşam tarzı ve giysileri bunu açıkça yansıtıyordu. Gezi esnasında unutamadığım bir olay yaşamıştım. Diğer Libyalı gazeteci arkadaşlarımla birlikte Monrovia’daki camilerin birine Cuma Namazı kılmak için gitmiştik. Bir sürprizle karşılaştık. Zira imam hutbe bitiminde şu cümleleri sarf etmişti:

“Kardeşlerim! Aramızdaki Arap Müslüman kardeşlerimizin varlığından onur duyuyoruz. İslam ile şereflenmiş, Araplarla sevinç paylaşmış bu ülkedeki kardeşleri olarak kendilerini karşılamaktan onurluyuz. Bir hadis-i şerifi (Namaz kılmak için kalktığınızda içinizde Kur’an-ı Kerim’i en iyi bileniniz size imamlık yapsın) uygulama babında bu Arap kardeşlerimizden birisi bize imamlık yapması için öne geçsin. Çünkü onlar Kur’an dilini en iyi bilenlerdir.”

Namazdan sonra bir kısmı bizi öğle yemeğine davet etti. Aramızda Arapları ve Müslümanları ilgilendiren meselelerle alakalı konuşmalar geçti. Lübnanlıların varlığı Monrovia’da oldukça fazlaydı. Mağazalar, küçük Lübnan işyerleri ve lokantalar mevcuttu. Oranın lezzetlerini yansıtıyorlardı. Batı Afrika’daki diğer ülkeleri ziyaret esnasında dahi hafızamda hep Liberya vardı. Yoksulluk ve altyapıda sıkıntı yaşayan bir ülke ancak yine de güvenlik, kardeşlik ve hoşgörü ile kuşatılmış durumda.

Liberya, tarih, kompozisyon ve yaşadığı süreç itibariyle Afrika’nın en şaşırtıcı istasyonlarından biridir. Bağımsızlığını kazanan ilk Afrika ülkesi olmasına rağmen tarihte benzeri olmayan bir özgürlük hikâyesine sahiptir. 19. yüzyılın ortalarında ABD, Afrikalı Amerikalıları asli vatanlarına geri göndermeye karar verdi. Bunun için Batı Afrika’yı tercih ettiler ve “Liberya” adını İngilizce özgürlük sözcüğünden seçtiler. Köle olarak adlandırıldıkları bu yerlere bir kısmını taşıdılar ve onlar da oranın gelenek, dil, sosyal davranış, yaşam tarzı ve yönetim şeklini buraya taşıdılar. Amerika yeni bir hayata başlamaları için onlara maddi destek verdi. ABD Başkanı James Monroe’den esinlenilerek başkente Monrovia adı verildi. Böylece bu topraklar, Afrika’nın batı sahilinde yeni kurulmuş bir ABD eyaleti oldu. Bu ülke gerçekten okyanusun diğer tarafından mı ithal edildi? Yerli halkın büyük çoğunluğu hükümete katılmadı ve devlet kaynağından, Afrika’ya gelen yardım ve destekten herhangi bir şey pay almadı. O dönem Afrika Kıtası, Avrupalı sömürge devletleri olan Fransızlar, İngilizler, Portekizliler ve İspanyollar arasında bölünmüştü. Nüfusun ancak yüzde 5’i ABD’den geldi. Ülke eğitim, ekonomi ya da altyapı alanında gözle görülür bir ilerleme yaşamadı.

Bir insan topluluğu, Batı Afrika kıyısında bir araya getirilmek için Amerika’dan çıkarıldı ve yeni bir nesil oluşturuldu. Amerika’nın uzun vadeli hedefi, tüm Afrikalı Amerikalıları atalarının evine götürmek, ABD’de ırk ayrımcılığını radikal bir şekilde çözmek, eski bir nesilden yeni bir ülke inşa etmek ve Amerikan kültürü için bir alan oluşturmaktı. Bu durum, sorunla yüzleşip objektif ve cesurca çözmek yerine politik oyunların bir halkası olarak sorunu ihraç edip kurtulma yolunun tercih edilmesiydi. Bu yapay toplumda trajik sorunlar yerleşti. On yıllar boyunca ülke, Liberya’da kökleri olan bir sosyal doku ve kültür elitleri geliştiremedi. İthal bir elit kesimin yönetiminde yaşadı. Uzak bir ülkeden iktidara gelen başkanlarıyla hiçbir ilgisi olmayan bir karada siyah bir Amerikan kabuğu… Deri rengi dışında nüfusla ilişkili olmasa da sömürge olarak tanımlanmayan egemen bir kabuk… Afrika Kıtası’nın bağımsızlık dalgalarından sonra yeni-eski Liberya komşu ülkelere yakınlaştı ve özellikle Afrika Birliği Örgütü (OAU) bata olmak üzere Kıta kurumları ile ilişkiler kurdu. Fakat oluşum tarihi, ABD-Afrika devleti ve yeni bağımsız devletler arasında gölgelenmiş olarak kaldı. Liberya’ya yerlileri arasında bile yeni bir ırkçılık biçiminin inşa edildiği ülke olarak bakanlar var. Yıllar boyunca ülke, sosyal doku içinde bu yabancılaşma hissini bizzat kendi içinde yaşadı ve bunun getirdiği kültürel ve politik oluşumlarına katlandı.

Liberya’nın yaşadığı trajediler tarihin derinliklerinde yüzen halkalar olarak gizemli ve sesiz bir gelişim göstermiştir. İthal geçmişinin hırıltıları gelecekte yaşayacağı bunalım ve çekeceği acılara karışmış durumdadır. Amerika’dan gelen başkanlar, atalarının adlarını dahi bilmeden bir ülkeyi yönetmekteler. Bugün ise ilginçlikler ülkesinin yarış pistinde Liberya doğumlu ve buranın atmosferine uzak olmayan, ayaklarının hakkını vermiş, futbolculuğunu İtalya’dan Fransa’ya ve diğerlerine taşımış alevli taraftarları Avrupa stadyumlarında coşturmuş bir futbolcu öne çıkmış durumda. Milyonlarca dolar, ayağının gücü ve dehasının bir meyvesiydi. Bugün cumhurbaşkanı rolüyle milyonlarca insanın yoksul olduğu bir siyasi arenaya geri döndü. Onlar artık ayaklarına bakmıyor. Bilakis başında taşıdığı fikirleri hayal ediyorlar. Liberya’nın ilginçliklerine ve tuhaflıklarına bir de George Weah’ın oynak ayakları eklendi! . Stadyumlar arasında dolaştığı gibi dinler arasında da dolaşıp duruyor. Önce İslam dinine İman etti sonra da futbol geleceğiyle ilgili hesaplarından dolayı Hristiyanlığa döndü. Amerika’nın Liberya’nın endüstrisini yenilemek için zamanında gönderdiği kişi gibi bir ötekisi geldi.

Tarih kanının bir torbası ve yapay paleti olan Liberya, cinayet ve sessizliğin patlamaları gölgesinde yolunu yeniden kuruyor. Bu ülke, Kıta’nın darbelerinden uzaktı. Ancak sonrasında onlarca yıl devam eden kısır cinayetler dizisi yaşadı. Nisan 1980’de Komiser Samuel Doe, Amerika’dan gelen göçmenlerin torunu olan Başkan William Tolbert’ı devirdi. Tolbert ile onun bakan ve yöneticilerinin çoğu öldürüldü. Ardından ABD’de yaşamış olan Charles Taylor önderliğindeki bir savaş cephesi ortaya çıktı. Kendisine birçok suçlama yöneltildi. Etrafı ortadan kaldırılan Samuel Doe da öldürüldü. Charles Taylor, Burkina Faso, Fildişi Sahilleri ve Libya’nın desteğiyle ülkeyi ele geçirdi ve 1997’de cumhurbaşkanlığına seçildi. Onunla birçok kez karşılaştım. Donanımlı bir adam ancak ülkesi için herhangi bir projesi yok. Her şeyden korkuyor. Adam iktidarda duruyor, iktidar da onun içinde… Bütün gücünü mal elde etme ve iktidarda kalmak için harcıyor. Kanlı elmaslar için Fildişi Sahili’ndeki isyancı gruplarla yaptığı ittifakla kanun dışı yollara saptı ve sonunda Nijerya’ya teslim edildi. Oradan da Uluslar arası Ceza Mahkemesi’ne sevk edildi.

2005 yılında Ellen Johnson Sirleaf Başkan seçildi. O da ABD’den gelen bir diğer göçmendi. ABD’de okudu, büyüdü ve oranın kültürüyle dolu olarak geri döndü. Yoksulluk, kan ve yabancılaşmayla dolu ülkesinde yeni bir barışçıl geçiş aşaması kurdu. Onunla da defalarca karşılaştım. Onda gördüklerim ise hayaller, umutlar ve vatan inşa etme ısrarında yatan hüzün. İktidarı bıraktığında yoksulluk devam ediyordu ve anayasayı da değiştirememişti. Yine de ithal edilen deri koltuğun üzerinde kalmak için kimseyi öldürmedi. George Weah… Toprak ve kaygan zemini olan bir oyun sahasının üstünde ve uzaktan ithal edilmiş bir ülkenin içinde neler yapabilir? Ayaklarıyla mı oynayacak yoksa eski ile yeniyi aynı anda taşıyan kafasındaki hülyalarla mı?