Libya’da… Kendi vatanlarındaki vatansızlar
Ülkelerinden zorla göç ettirilenler diğer ülkelerde yabancıdır, ülke içinde yerinden edilmiş insanlar ise kendi ülkelerinde yabancıdır. Yerinden edilme ve zorla göç ettirilmenin başlıca sebebi genel olarak herhangi bir çatışmada galip tarafın yenilen taraftaki insanlara uyguladığı toplu cezalandırma
Ülkelerinden zorla göç ettirilenler diğer ülkelerde yabancıdır, ülke içinde yerinden edilmiş insanlar ise kendi ülkelerinde yabancıdır. Yerinden edilme ve zorla göç ettirilmenin başlıca sebebi genel olarak herhangi bir çatışmada galip tarafın yenilen taraftaki insanlara uyguladığı toplu cezalandırma politikasıdır.
Halkının neredeyse dörtte biri yerinden edilen Libya da bunun istisnası değildir; Şubat 2011 olaylarında ‘Şubat Devrimcilerinden’ bir bölümü Kaddafi rejimi yanlısı bir takım insanların olduğu şehirlerdeki tüm vatandaşları cebren yerinden etti. Libya’da Başkent Trablus’un doğusundaki Taverga şehrini örnek verebiliriz; Komşu şehir Misrata Şubat Devrimini desteklerken, Taverga sakinlerinin bir bölümünün Kaddafi rejimini desteklemesi sebebiyle ‘Misrata Tugayları’ şehrin tüm sakinlerinin yerinden edilmesini ve yollara düşerek toprağı yatak, gök kubbeyi ise yorgan yapmalarına mecbur bıraktı. Çoluk, çocuk, yaşlı ve kadınlar dahil, yüzyıllardır oturdukları şehirden atılarak topluca cezalandırıldı ve savaş suçu irtikap edildi. Bu suçlara karşı ne Şubat Devrimi hükümeti ve parlamentosu ne de BM ve devrimi destekleyen ülkeler karşı çıkmadı.
İnsanların yerlerinden zorla edilmesi kabul edilir ve onaylanır bir tarafı olmayan toplu cezalandırmadır. Gerekçesi ne olursa olsun, Libya’da gerçekleşmemesi gereken bir suçtur. Kültürümüzde yeri olmayan, dışarıdan ithal edilmiş bir cezalandırma yöntemidir. Zira, İslami kültürde düsturumuz, ‘Hiçbir günahkâr başka bir günahkârın yükünü yüklenmez’ olmasıdır (Zümer Suresi, 7. ayet).
Libya’da yerlerinden edilenler kendi ülkelerinin yabancısıdır, vatansızlarıdır. Aileler çeşitli şehirler arasında bölünmüşlükten, yollara düşmekten, petrol zengini ülkeleri içinde petrol borularından yapılma kamplarda soğuktan ve zor hava koşullarından çekmektedirler. Hem de zulme ve başıbozukluğa karşı olduğu söylenen ve öyle olduğunu zanneden ‘devrimcilerin’ ve halk kitlelerinin devriminden sonra!
Birleşmiş Milletlerin Kendi Ülkelerinde Yerlerinden Edilmişlerle (internally displaced persons IDP) ilgili yazılı maddeleri incelendiğinde, bu insanlar hükümetlerinin sorumluluğu altında olduğu görülür. Velev ki bu hükümetler yerlerinden olmalarına sebep dahi olsa, bu insanlar, BM’nin hükümlerine göre, vatandaşlıklarından kaynaklanan tüm haklara sahiptir.
Kendi ülkeleri içinde yerlerinden edilenler problemi, insani ve sosyal bir takım sorunlarla yüz yüze olduğumuzu hatırlatıyor ve bazı gerçekleri gözardı etmememiz gerektiğini de vurguluyor. Bu türden sorunlar herkesin istediği sosyal barışın altını oymakta.Bu insani ve sosyal sorunlar çözülüp herkesin onayladığı bir yol haritası çizilmezse ve uygulanmazsa, sosyal barışın sağlanmayacağı akıllardan çıkmamalıdır. Sosyal barışın ilk aşaması hata yapanların suçunu itiraf ederek nedamet getirmeleridir.İkinci aşaması ise kurbanların ve sonrasında da devletin, zorlama olmaksızın affetmesidir, zira; Yüce Allah kitabında ‘Sen şimdi güzel bir şekilde hoşgörü ile muamele et’ demektedir, (Hicr Suresi, 85. ayet). Bu affetmenin; kişilerin, kişisel hatalarının mahkeme edilmeksizin bırakılması ve hata yapanların cezasız kalması anlamına gelmediği de vurgulanmalıdır. Aksi takdirde yasaların caydırıcılığı kalmaz ve ileride aynı suçlar tekrarlanabilir.
Irkçı bir perspektifle insana bakmak ve ona göre davranmak, özellikle vatanın bölünmesi için tekrarlanan çağrıların yapıldığı bu dönemlerde, farklılıkları kızıştırmakta ve ulusumuzun içindeki uçurumu genişletmektedir.
Toplu cezalandırma ve zorla yerinden edilme kabul edilemez suçlardır. Ceza bireyseldir ve sadece suçluyu kapsamalıdır. Ceza toplu değildir ve asla miras bırakılamaz, kan davasına dönüşemez, aksi takdirde sosyal barışı tehdit eder. Milli barışı daha da zor elde edilir hale getirir. Yerlerinden edilenleri kendi vatanına karşı yabancılaştırır, hayatlarını daha da çekilmez hale sokar.
En acısı, yerlerinden edilme durumlarının hükümetin bilgisi dahilinde ve vatandaşların suskun kaldığı ortamlarda gerçekleşmesidir.