Lübnan…. Karartma ve kamuflaj
Saad Hariri, Yemen’den Suudi Arabistan’a füze atılarak pervasızlaşan ve Körfez ülkelerinde Hizbullah’ın müdahalesini meşrulaştıran Lübnan hükümetini susturma ve görmezlikten gelme politikasını reddetti, açık ve dürüst bir şekilde istifasını sundu. Hariri, istifasını sunarken cumhurbaşkan
Saad Hariri, Yemen’den Suudi Arabistan’a füze atılarak pervasızlaşan ve Körfez ülkelerinde Hizbullah’ın müdahalesini meşrulaştıran Lübnan hükümetini susturma ve görmezlikten gelme politikasını reddetti, açık ve dürüst bir şekilde istifasını sundu. Hariri, istifasını sunarken cumhurbaşkanlığı makamındaki boşluğu sona erdiren “siyasi uzlaşmanın” çöküşüne kızgınlığını gizleyemiyordu. Zira bu uzlaşma Lübnan’ın İran’ın bölgede artan müdahalelerinin yol açtığı, şiddetli çatışmalardan uzaklaşması prensibine dayanıyordu.
El Hariri istifası sunarken iki şeyi vurguluyordu; İran ve Hizbullah’ın açık bir şekilde suçlu oldukları gerçeği ile uzlaşmanın yükümlülüklerini ve taahhütlerini geri getirme gerekliliğini. Ancak Cumhurbaşkanı Avn’ın Hariri’nin gözaltında tutulduğunu, tutuklu olduğunu, bu tutuklamanın Lübnan’ın egemenliğine ve onuruna bir saldırı sayıldığını ilan etmesiyle bu uzlaşmanın kafasına bir mermi sıkıldı. Dışişleri Bakanı Cibran Basil’in Avrupa başkentlerini Riyad’a karşı kışkırtmaya çalışması da işin tuzu biberi oldu.
Hariri’nin Riyad’a geldiği günlerde Lübnanlı politikacılardan yapılan ılımlı açıklamaların buhar olup uçmasını anlamıyorum. İlk başta tepki vermek için henüz erken olduğunu ve gereğinin yapılması için Hariri’nin gelişinin beklenmesi gerektiğini söyleyen Lübnanlı yetkililer zamanla ülkenin tarafsızlığını zedeleyen aynı politikalara yaslandı. Yani İran ve Hizbullah tarafını tutarak bekleme ve sabır politikalarını sona erdirdiler. Hariri’nin dönüşüne kadar beklemediler. Hariri, Avn’la görüşmek, istifasını sunmak ve dayanılması mümkün olmayan şeyleri tartışmak için gün saydığını tekrar tekrar açıklarken, Lübnanlı yetkililerin sabırsızlığı arttı.
Suudi Arabistan’ın Lübnan’a gözbebeği gibi baktığını, Lübnanlıların çoğunun da Kral Selman’ın Lübnan’a ne kadar önem verdiğini bilmelerine rağmen Parlemanto Başkanı Nebih Berri, Cumhurbaşkanı Avn’la yaptığı görüşmenin ardından Hariri’nin dönüşünden önce bir duruş sergilemenin henüz erken olduğunu söylemişti. Ancak Avn, Lübnan’a verdiği özel öneme rağmen, Suudi Arabistan’a karşı keskin bir duruş sergilediği kısa bir süre sonra ortaya çıktı.
Saad Hariri, Suudi Arabistan’ı suçlayanlara “Sevgili Lübnanlılar, kısa sürede döneceğim” duyurusunu tekrarlarken, “Hayır, sen gözaltındasın” denildi. Çünkü Suudi Arabistan’ın Lübnan Başbakanı’nı tutukladığı düşüncesi İran’ın ve Hizbullah’ın lehineydi. İran lideri Hasan Ruhani, Hariri’nin istifasını sunmasından birkaç saat önce Lübnan’ın kararlarını elinde tuttuğunu, Lübnan da dahil olmak üzere İran’sız bölge ülkelerinde bir karar alınmasının mümkün olmadığını söyledi. Tahran’ın, Beyrut dahil olmak üzere dört Arap başkentinin kontrolünü ele aldığını tekrarladı. Ancak Lübnanlılar aynı tepkiyi göstermedi. Lübnan’da kimsenin ulusal haysiyete veya egemenliğe yapılan İran saldırganlığı hakkında konuştuğunu duymadık!
Hariri defalarca “Birkaç gün içinde geri döneceğim” demesine rağmen karşısındakiler “Hayır, sen rehinesin, ailen de seninle gelmek zorunda” cevabını verdi. Hariri “Sevgili Lübnanlılar, güvenliğimi sağladıktan sonra geri dönmek istiyorum, Rahmetli babam Refik El Hariri gibi hayati tehlike altındayım” diyor, karşısındakiler ise bunu reddederek “Sen tutuklusun, bu Suudi Arabistan’ın Lübnan’a karşı bir saldırısıdır” ifadesini kullanıyor. Tıpkı Riyad’a atılan balistik füze gibi şimdi de bu ve benzeri açıklamalarla Suudi Arabistan’ın üzerine pervasız bir şekilde politik füzeler atılıyor.
Hariri, bomba etkisi yaratan ve sorumluları suçlayan istifa açıklamasından sonra Hadimül Haremeyn-i Şerifeyn’le iki defa görüştü. Veliaht Muhammed bin Selman’la da görüştü. Abu Dabi’ye giderek Şeyh Muhammed Bin Zayid’le de görüştü. Aralarında Haririnin özgür olduğunu açıklayan Fransa büyükelçisinin de bulunduğu Avrupalı elçileri de karşıladı. Tüm bunlara rağmen, kuşku yayma ve suçlama hamleleri artan bir hızla çoğaldı ve “El Hariri iradesi dışında tutuklu” yaygarası koparıldı.
Açıklamanın yapıldığı andan itibaren Hariri’nin istifa nedenlerinin karşı taraflarca bulanıklaştırılması ve kamufle edilmesi istendiği belliydi. Karşı tarafın Lübnan’ın İran tarafından rehin alındığını unutarak meseleyi yalnızca Hariri’nin Beyrut’a dönüşüne odaklandırdığı açıkça görülüyor. Dönüş meselesinin Suudi Arabistan’ın Lübnan üzerindeki saldırganlığı olarak yorumlanması ve bu suçlamaların Avrupa başkentlerinde pompalanmasın amacı istifanın gerekçelerinin göz ardı edilmek istenmesidir.
Bu karalama ve karartma hamleleri sayesinde Hariri’nin dönüşü Lübnanlıların dile getirmeye çekindiği ancak Tahranlı yetkililerin açık bir gururla konuştuğu İran’ın Lübnan üzerindeki hegemonyasından daha önemli oldu. Hamle dâhilinde, Lübnan’ın Arap kimliğine rağmen, dış çatışmalarda tarafsızlık prensibinden uzaklaşması gibi nesnel nedenlerden bahsetmektense, karşı taraf karartma ve gizleme yöntemlerine başvurdu.
Avn’ın Suudi Arabistan’a yönelik yaptığı suçlamaların, Maruni PatriğiRa’i ve beraberindeki piskopos heyeti tarafından Suudi Arabistan’a tarihte ilk kez yapılan önemli ziyaretten birkaç saat sonra gelmesi ilginçtir. Hadimül Haremeyn-i Şerifeyn ve Veliahdı prens Muhammed’in misafirlerini büyük konukseverlikle ağırladığı, Lübnan’ı ve Lübnanlıları sevdiği ve her zaman dinler arası diyalog çağrısında bulunduğu bu ziyaretin göz ardı edilmesi de ilginçtir.
Sorulması gereken soru: Suudi Arabistan’ın kardeşlik ve destek elini Lübnan’a uzattığını, sadece uluslararası konularda değil de 2006’daki İsrail saldırısından sonra nasıl en büyük bağışçısı olduğunu Lübnan’ın yeniden yapılanmasına ve Lübnan ordusuna dört milyar dolarlık desteğini verdiğini çok iyi bilen Cumhurbaşkanı Avn’ın bu sert suçlamaları Suudi Arabistan’a nasıl yönelttiğidir.
Tabii, Maruni Patriği, Avn’ın Suudi Arabistan’a bu denli yüklenmesine anlam veremeyecektir. Zira Patrik, Riyad Emiri Faysal Bin Bender Bin Abdülaziz’in onuruna verdiği yemekten sonra yaptığı açıklamada Kral Selman Bin Abdülaziz’in Lübnan halkını sevdiğini, vatandaşlarını ve topraklarını onurlandırmak istediğini, çoğulcu, tüm insanlara açık, tarafsız ve kapsayıcı Lübnan’a verdiği önemi açıklamıştı. Suudi Arabistan’da çalışan Lübnanlı topluluğu destekleme ve takdir etme arzusunu lirik bir şekilde ifade ettiğini ifade etmişti.
Patrik Rai, Hariri ile Riyad’da bir araya gelmiş ve buluşmanın çok güzel geçtiğini, Hariri’nin acilen Beyrut’a döneceğini, istifasının nedenlerinden tamamen emin olduğunu söylemişti. Hariri’nin tutuklandığına dair söylentileri tuhaf karşılamıştı.
Durumun daha fazla açıklanmasına gerek yok, karşı taraf rehin alınan Lübnan’ın kurtarılmasının yollarını aramak ve Hariri’nin istifasının sebeplerini irdelemektense, istifa eden Başbakan’ın dönüp dönmemesi ve ne zaman döneceği üzerine odaklanmayı, kuşkular üretmeyi istiyor. Aslında karşı taraf Hariri’nin dönmesini de istemiyor. Zira dönmesi, Lübnan’da İran’ın rolünün ortaya çıkmasını ve Lübnan’ın tavır almasını gerektirecek. Bunu yapmaktansa, karşı taraf, Maruni Patriği’ne Lübnan’ın gözbebeği olduğunu söylediği Suudi Arabistan’a saldırmayı ve töhmet altına almayı daha kolay sayıyor.
İki ülke arasında sağlam bir taşa oyulmuş tarihi ilişkiler var. Geçici günlerin bunu silmeye gücünün etmeyeceğini de kimse unutmamalıdır.