Macron, Fransa’nın Bağımsızlık Savaşı sırasında Cezayir’de işkence yaptığını kabul etti
13 Eylül 2018 tarihi şüphesiz Fransa’nın Cezayir ile ortak tarihinde bir kilometre taşı olacak önemli bir gün. Çünkü bu tarih, Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron’un ülkesinin 1952’den 1963’e kadar süren savaş yıllarında Cezayir’de işkence yaptığını resmen kabul ettiği bir tarih. Emmanuel Macron’un
13 Eylül 2018 tarihi şüphesiz Fransa’nın Cezayir ile ortak tarihinde bir kilometre taşı olacak önemli bir gün. Çünkü bu tarih, Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron’un ülkesinin 1952’den 1963’e kadar süren savaş yıllarında Cezayir’de işkence yaptığını resmen kabul ettiği bir tarih.
Emmanuel Macron’un bu adımının, Fransa Başkanlığında General de Gaulle’den François Hollande’ye kadar bütün seleflerinin tutumlarından farklı olduğu bir gerçek. 1977’de doğmuş olan Macron, Cezayir’deki savaşı tanık olmayan bir nesilden. Bu yüzden böyle bir adım atmak ona göre daha kolaydı. Bu adım ise, hiç kuşkusuz, aşırı sağcı taraftan, klasik sağcı kanattan bunların yanı sıra askeri çevrelerden ve özellikle de gazi derneklerinden şiddetli tepkiler alacak bir hareket.
Eski Cumhurbaşkanı Jacques Chirac, Fransa’nın Fransız Yahudilerini Nazi Soykırımı’na gönderilmesinden sorumlu olduğunu kabul etmişti. Macron’un en az 130 bin kişiden oluşan ve Cezayir’de hizmet eden Fransa ordusu tarafından işkence yapıldığını kabul etmesi, devletin “yalanları” ile Fransa ordusunun Cezayir’deki uygulamaları konusundaki gerçeğin bilinmesi için kapıların yasal olarak açılması arasında bir ayrım oluşturacak.
Bu dönüşümde, Komünist Parti’nin Cezayir’in bağımsızlığını savunan bir üyesi olan ve 11 Haziran 1957’de Cezayir’deki özel kuvvetler tarafından hiçbir iz bırakılmadan kaçırılan matematikçi Maurice Audin’in dul eşinin göstermiş olduğu sürekli mücadelenin etkili olduğu göz ardı edilemez. Matematik eğitimi gördüğü Cezayir’de karısı Josette ve üç çocuğuyla birlikte yaşayan Audin’in cesedi hala bulunamadı. Audin’in eşinin yıllar boyu gösterdiği muazzam çabalara ve çeşitli dernekler ve şahsiyetlerden aldığı desteğe rağmen, yetkililerden kocasının bir yerden başka bir yere nakledildiği sırada kaçması sonrasında kaybolduğu yönünde cevaplar aldı. Bu söylenti, Audin’in eşine kocasının kaçmadığını itiraf ederek gerçeğin yarısını açıklayan Cumhurbaşkanı Hollande tarafından yıllar önce yalanlanmıştı. Ama Hollande, Macron’un yaptığı gibi yapmadı. Macron, dün Audin’in evini ziyaret etti. Elysee Sarayı tarafından yayınlanan bir bildiride ise Audin’in Fransız ordusu tarafından işkence gördüğü ve işkence altında öldüğü belirtildi.
Söz konusu bildiride, “Cumhurbaşkanı Macron, Maurice Audin’in kendisini evinde tutuklayan askerler tarafından işkenceye tabi tutularak öldürüldüğünü veya ölünceye kadar işkence edildiğini, Fransa Devleti adına kabul eder” ifadesine yer verildi. Macron, Audin’in durumunun izole edilmiş bir olay olmadığını da kabul ederek daha da ileri gidiyor. Çünkü işkence, 1956’da parlamento tarafından kabul edilen ve hükümete Cezayir’de kanun ve rejimi yeniden dayatmak için “tam yetki” veren bir yasa ile bir yönteme dönüştü. Bu yasa gereğince, orduya, normalde polis ve jandarmaya verilen yetkiler de dahil olmak üzere olağanüstü yetkiler verildi.
Macron’un kabul ettiği şey gizli bir sır değildi. Bununla birlikte ilk kez bir Fransa Cumhurbaşkanı, Fransa’nın 130 yıl boyunca egemen olduğu eski sömürge döneminde Fransız kuvvetleri tarafından yapılan uygulamalar hakkındaki resmi açıklamaları yalanladı. Macron işkence yapıldığını kabul etmenin yanı sıra, bu savaşın arşivinin, Fransız veya Cezayirli olduğu tahmin edilen ve ortadan kaybolan binlerce kişinin kaderini öğrenmek isteyen herkese açılmasını da emretti.
Fransız kaynaklarına göre, Cezayir’deki savaşta 450 bin Cezayirli ve 30 bin Fransız öldürüldü ve buradaki binlerce Fransız yerlerinden edildi. Fransa’da, Cezayir’den gelen Fransızlar “kara ayak” olarak adlandırılıyor. Bunların çoğu ise Yahudi kökenli.
Bir politikacı olarak Macron, pek çok Fransız çevresinden yöneltilmesi beklenen suçlamalara ve eleştirilere şimdiden karşı çıkmaya çalıştı. Bir yandan Cezayir savaşına katılan tüm Fransız kuvvetlerinin işkenceyle suçlamamaya özen gösterdi ve bir yandan da dünkü orduyla ve bugünkü Fransız silahlı kuvvetleri arasında bir fark olduğuna dikkat çekti.
Bunların yanı sıra Macron, gerçek bir devrim olarak bilinen ve Cezayir’e güvenlik ve düzeni geri getirme hedefine ulaşmak için benimsediği yöntem ve uygulamalar kullanması için orduya yeşil ışık yakarak işkence yapılmasına izin veren bir yasanın kabul edilmesinden siyasi otoriteyi sorumlu tuttu.
Cezayir’in bağımsızlığından 57 yıl sonra bugün, iki ülke arasındaki resmi “istisnai” ilişkilere rağmen, Paris ve Cezayir “tam normalleşme” safhasına henüz ulaşamadı. Cezayir, Fransa’dan Fransız sömürgeciliğinin onlarca yıl boyunca işlediği suçlar ve Cezayirlilere çektirdiği acılar için “özür ve pişmanlık” dilemesini istiyor. Fakat geçen yıllar boyunca Paris, Cezayirlilerin talebine sağır kaldı.
Hollande, Cezayir’e yaptığı resmi bir ziyaret sırasında Halk Meclisine hitaben yaptığı konuşmada sömürgeciliğin neden olduğu “acılar” dan söz ederek ufakta olsa bir adım atmıştı. Macron ise son cumhurbaşkanlığı kampanyası boyunca ve Cezayir ziyareti vesilesiyle, Fransız sömürgeciliğinin Cezayir’e karşı işlediği insanlık suçlarını kınamıştı. Dolayısıyla, dünkü adım bu kınamanın bir uzantısı niteliğinde. Bugün, soru şu: Temmuz 2017’de Başkan Abdülaziz Buteflika’nın Cezayir’in bağımsızlığının 55. yıldönümü vesilesiyle halkının çektiği acılara ve sömürgecinin işlediği suçlara işaret ederek ifade ettiği gibi, Cezayir’in taleplerine cevap verecek ve adımlarını tamamlayacak mı?