Macron, Trump ve nükleer

Fransa’da bazı yorumcular, Macron’un Washington’a yaptığı resmi ziyaretiyle Trump’ın tercihleri lehine böylesi bir yakınlık gösterisinin kendisi için uygun olup olmadığını sorguluyor. Tüm o kucaklaşma, sıcak buluşma, övgü ve sevgi gösterileri gerçekten çok mu gerekliydi? Fransız halkının büyük çoğun

Macron, Trump ve nükleer

Fransa’da bazı yorumcular, Macron’un Washington’a yaptığı resmi ziyaretiyle Trump’ın tercihleri lehine böylesi bir yakınlık gösterisinin kendisi için uygun olup olmadığını sorguluyor.

Tüm o kucaklaşma, sıcak buluşma, övgü ve sevgi gösterileri gerçekten çok mu gerekliydi? Fransız halkının büyük çoğunluğunun Emmanuel Macron’un Cumhurbaşkanlığının gereğini yerine getirdiğini düşündüğünü ve ülkenin çıkarları için en iyisinin ABD Başkanı ile köklü ve güçlü ilişkiler kurmak olduğuna inandığını biliyoruz. Bunu yaparken ABD seçmeninin Beyaz Saray’a göndermek üzere seçtikleri adamın kişiliğini tamamen göz ardı ediyorlar.

Bununla birlikte böylesi şeyleri yapmak için bir Fransız tarzı vardır: Hitap ettiğiniz kitleye bilmesi gerekenleri tüm açıklığıyla söylerken yüksek moral verip sıcak duygular yansıtmak.

Üç günlük ziyaret boyunca açıkça yapılan buydu. Ortak basın toplantısında Emmanuel Macron, kendisinin ve ABD’li mevkidaşının farklı bakış açılarına sahip olarak karşıt tutumlara sahip olduklarını saklamaya çalışmadı. Fransız Cumhurbaşkanı, farklı konularda aralarında bulunan anlaşmazlıklara işaret etti.

Macron’un Kongre önünde iki ülke arasındaki tarihi bağları vurgularken yaptığı coşkulu konuşma, özünde ABD Başkanı’nın dayandığı köklü ilkelerin birçoğunu sistematik ve iyi düşünülmüş biçimde çürüttü. Macron, küreselleşme, çoğulculuk, farklılıklara saygı duymak, ahde vefa göstermek gibi ilkeler üzerinde durdu. Diğer başka işlerin yanında iklim değişikliği ve diktatör rejimlerin güçlenmesi gibi çağımızın büyük meseleleriyle mücadele etmek istiyorlarsa bunlar, Demokratlar’ın odaklanacağı temel miras olacaktır.

Şu soruyu duymazdan gelmek elde değil: Tüm bunlarla ne hedeflenmekte? ABD’ye yapılan ziyaretin semereleri nelerdir?

Tecrübeli bir diplomatın böylesi bir soruyu cevaplamak için hazır bazı kalıpları olabilir: “Sonuçları değerlendirmek için henüz erken” ya da “resmi ziyaret kayda değer bir fark yarattıysa bu bir sonraki adımla ortaya çıkacaktır” gibi…

Şüphe yok ki bunlar doğru klişelerdir. Ancak bırakın da Ortadoğu’daki mevcut durumlarla doğrudan bağlantılı bu özlü iki soruya daha fazla cevap üretmeye çalışalım:

Öncelik Suriye meselesinde. Macron, Trump’ın Suriye’nin kuzeyindeki askeri varlığını sürdürmeye yönelik taahhüdü ile istediğini almış gibi görünüyor. Ortak basın toplantısındaki konuşmasında Trump, değerli askerlerinin yurda dönmesini istediğini ancak bunun Akdeniz’e ulaşması için İran’ın önünde bir yol açmak anlamına gelmeyeceğini söyledi. Başkan, ABD ve müttefikleri tarafından Suriye’de bırakılacak kalıcı ve güçlü bir izin gerekliliğine de dikkatleri çekti.

İkinci sırada İran meselesi var. Macron, İran’a karşı tutumunu değiştirmesi konusunda mevkidaşını ikna edememiş olabilir. Ziyaretin sonunda gazetecilerle yaptığı görüşmede Trump’ın 12 Mayıs’ta nükleer anlaşmadan çekilme ihtimalini dile getirdi. Gelin buna şimdi asıl sorunun bir sonraki uygulamalarla alakalı olduğunu ekleyelim. İngiltere’nin AB’den ayrılma konusu etrafında dönen tartışma ile karşılaştırırsak içimizden biri çıkıp da İran meselesini şöyle tanımlamaya kalkışabilir: Washington’un Kapsamlı Ortak Eylem Planı (KOEP) yani nükleer anlaşmadan ‘yumuşak çıkışı’ ya da ‘sert çıkışı’.

Macron’un yaptığı resmi açıklamalara bağlı kalırsak İran meselesi bu şartlarda tartışmaya açılmadı. Fransız Cumhurbaşkanı, İran meselesinin akıbetine dair kapsamlı bir bakış sundu. Onun düşüncesine göre, nükleer anlaşma özünde kötü olmamakla birlikte yetersizdir. Bu anlaşma, İran’ın nükleer programı konusunda KOEP’te yer alan kayıtlamalara ek olarak daha geniş kapsamlı bir anlaşmaya eklenmeli ve şu üç esas dâhil edilmelidir: 2025 yılında KOEP’in sona ermesiyle İran’ın nükleer faaliyetlerine getirilen kısıtlamalar, İran’ın füze programına getirilen kısıtlamalar ve İran’ın bölgesel faaliyetlerine getirilen kısıtlamalar.

Fransız liderden sonra Washington’u ziyaret eden Almanya Şansölyesi Angela Merkel de açık bir şekilde benzer bir planı savundu ve başka önemli şartlarla tamamlanmış haliyle KOEP’in sürdürülmesinin gerekliliğine vurgu yaptı.

Sonuç olarak, Başkan Trump yönetiminin önündeki seçenek ortada: Avrupalı müttefiklere kendilerine özgü bir strateji oluşturma fırsatı sunmasını kolaylaştırana kadar en azından bir süre tutumlarını ve mevcut şekliyle KOEP’e olan bağlılığı tersine çevirebilirler. Bunun yerine Avrupalı endişeleri görmezden gelip ‘zor çıkış’ yolculuğuna da başlayabilirler ki bu, nükleer anlaşmayı bozmaya, büyük huzursuzluklara meydan vermeye hatta belki Ortadoğu’daki savaşa dalmaya sebep olabilir. Bununla birlikte bu ikisinin ortasında Amerika’nın yaptırımların yenilenmesine yönelik bir dizi muafiyetle birlikte nükleer anlaşmadan çekilmesi (yani ‘yumuşak çıkış’) gibi bir yol da tutturabilirler. Bu, Avrupa tarafının önünde bir yol açma ve ona KOEP’i yeniden biçimlendirmek için zaman verme amacına hizmet eder.

Fransa ve ABD’nin bölgedeki müttefikleri doğrudan veya dolaylı olarak Washington’daki son gelişmelerden etkilendi. Amerikan Başkanı, daha fazla çaba harcanmasını isterken hiç çekinmedi. Buna göre bölgedeki müttefikler, ABD’nin Suriye’nin kuzeyinde istikrar ve egemenlik stratejisini sürdürmesini istiyorlarsa şayet, keseye atarken ellerini korkak alıştırmamalıdırlar. Bunu talep ederken her zaman yaptığı gibi büyük rakamlar ve tehditkâr bir üslup kullandı.

Macron’a gelince; onun planı İran’ı ileriki aşamalarda diğer bölgesel güçleri de içerecek yeni müzakere turlarına katmaktır. Bu noktada önemli olan yani en azından Fransız lider açısından, bölgenin istikrarı için temel şartların yeniden belirlenmesidir. Ancak özellikle Basra Körfezi ülkelerinin yokluğunda bu hedefe nasıl varabilir?

İşin doğrusu, büyük iki devlet Fransa ve Amerika’nın Arap ortaklarının önüne sunduğu bir seçenek var. Onlar mevcut durumda Amerikan Başkanı’nın tarafını tutuyor ve İran ile olan nükleer anlaşmayı bozması yönünde onu teşvik ediyor gibi görünüyorlar. Mevcut ABD yönetiminin sert tutumları ile tanındığı ve ufukta belirecek yeni bir fırsat penceresini temsil edebileceği yönündeki önemli bir gerçeği de dikkat alarak İran ile doğrudan bir çatışmaya girmek için vaktin geldiğini düşünüyor olabilirler. Bununla birlikte bu yörünge hakkında Trump yönetiminin hâlihazırda KOEP’i dondurma konusunda ifade ettiği gerçekle bağlantılı olan birtakım sorgulamalar var. Ancak Amerikan yönetimin KOEP’in iptal edilmesi ile ilgili tüm endişeler ve tehlikelerle başa çıkmaya hazır olduğuna emin olmamız için bu topraklar üzerinde yer alan İran’ı dikkate alan bir stratejiye ilişkin görüşler öne sürülmeli. Konu ile ilgilenen bölgesel güçlerin daha ciddi bir şekilde Fransız Cumhurbaşkanı ve Almanya Şansölyesi’nin öne attığına benzer bir alternatif yol bulmaları gerekebilir. Söz konusu ikilinin önerisi, nükleer anlaşmanın mevcut temeline göre yapılan müzakere için önceki aşamada verilen zaman ile birlikte KOEP’in bir sonraki aşamada konumunun güçlendirilmesidir.

Bu çerçevede bölgesel güçlerin söyleyebileceği ve çıkarlarının dikkate alındığını teyit etmek için katılabileceği çok şey olacaktır.