Macron’un dış politikası: Çok vaat, çok girişim, az başarı

Mişel Ebu Necm/Paris Fransızlar, bir yıl önce radikal sağın lideri Marine Le Pen ile girdiği yarışta Emmanuel Macron’u ülkenin yeni cumhurbaşkanı olarak seçti. Macron, Cumhurbaşkanlık sarayının kapısı açılana kadar üç kez seçimlere giren Jacques Chirac ve François Mitterrand’ın aksine ilk girişimind

Macron’un dış politikası: Çok vaat, çok girişim, az başarı

Mişel Ebu Necm/Paris

Fransızlar, bir yıl önce radikal sağın lideri Marine Le Pen ile girdiği yarışta Emmanuel Macron’u ülkenin yeni cumhurbaşkanı olarak seçti. Macron, Cumhurbaşkanlık sarayının kapısı açılana kadar üç kez seçimlere giren Jacques Chirac ve François Mitterrand’ın aksine ilk girişiminde Elysee Sarayı’na ulaştı. Sağcı Nicolas Sarkozy ve Sosyalist François Hollande’ın da Macron gibi ilk girdikleri seçimi kazanmalarına rağmen Macron’un arkasında bir partinin bulunmaması ve seçmenleri etkileyecek siyasi bir geçmişe sahip olmaması onu diğerlerinden ayrıcalıklı kılıyor. Bununla birlikte olağanüstü siyasi koşullar nedeniyle 38 yaşındaki bu genç, dengeleri altüst ederek sağ ve sol arasındaki bölünmeyi aşarak Fransa’nın en yüksek makamın elde etti. 12 ay boyunca sürdürdüğü liberal reform programını karşılaştığı sosyal ve ekonomik zorluklara rağmen gecikmeden uygulamaya koydu. Söz konusu programın içinde Fransa’nın yaklaşık bir aydır sorunlar yaşadığı demiryolu, ticari havacılık, eğitim ve emeklilerle ilgili reformlar da yer alıyor.

Macron, benimsediği ekonomik icraatlardan dolayı ‘zenginlerin başkanı’ lakabını almaktan korkmuyor. Söz konusu icraatları arasında, zenginlik vergisinin kaldırılması, şirketler ve sermaye sahipleri için mali çıkış vergisinin iptali, vergi konusunda daha hoşgörülü olmak, işverenlerin daha çok gönüllülük esasına dayalı işçi çalıştırmasına yönelik kanun değişikliği yer alıyor. Bu önlemler Fransız sağını tatmin edeceğe benziyor. Çünkü ‘Le Figaro’ gazetesinin yayınladığı son kamuoyu yoklaması, sağ kanadın Macron’dan daha çok memnun olduğunu ortaya koyuyor. Macron, aşırı sol partinin popülerliği azalırken klasik sağ parti Cumhuriyetçiler’den 14 bölgede oy aldı. Orta sınıf, ağır vergi politikaları nedeniyle ondan uzaklaştı.

Macron’un seçilmesinin yıl dönümü olan 14 Mayıs’a kadar birçok kişi o ve dış politikaları hakkında yazılar kaleme alacak. Macron dış politikaya dair büyük hedeflerle geldi. Bunlardan ilki, Fransa’nın öncelikle Avrupa sonra da dünya diplomasi haritalarındaki yerine dönmesini sağlamak. Avrupa, Macaristan, Çekya, Slovakya ve Romanya gibi bazı doğu Avrupa üyelerinin ‘haydut’ politikalar izlemesi, aşırı sağcıların ilerlemesi, Avrupa Birliği (AB) üyeleri arasındaki bölünmeler ve 2015’te başlayan göç dosyasını yönetme konusunda uzlaşıya varamaması yüzünden AB gerilemedeydi.

Fransa’nın birinci ortağı Almanya’nın Şansölyesi Angela Merkel’in ise yıldızı sönmeye başladı. Geçen sonbaharda yapılan seçimlerde Şansölye tarafından koalisyon hükümeti kurulmasında karşılaşılan zorluklar bunu kanıtladı. Son olarak İngiltere’nin AB’den çıkış krizi (Brexit), AB’nin geleceği açısından bir varoluş krizine evrildi. Bazı kötümser tahminlere göre diğer üyelerin Londra’nın ayak izlerini takip etmesi halinde üyeliklerinin arka arkaya düşmesi bekleniyor.

AB’nin üzerine çöken bu kara bulutların ortasında Elysee Sarayı’na uluslararası siyasette tecrübesi bulunmayan bir genç geldi. Bazı göstergeler, doğuda Rusya’nın temsilciliği, batıda en basit tabirle kendine özel bir üslubu olan bir Başkan tarafından yönetilen ABD’nin temsiliyle Soğuk Savaş günlerinin geri döneceğini göstermeye başlamıştı. Dış politikada ‘pragmatik’ bir yol izlediği görünen genç Cumhurbaşkanı, ABD Başkanı Donald Trump ve ihmal etmediği Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin ile ‘özel ilişkiler’ bina etmeye çalışarak kendi dönemini başlattı. Seçilmesinden birkaç gün sonra Brüksel’de ve ardından İtalya’da iki buluşma yaptı. Geçen yıl 24 Mayıs’ta Belçika’nın başkentinde önce NATO zirvesi ardından da İtalya’nın Taormina şehrinde G7 Zirvesi münasebetiyle bir araya gelmişti. Avrupalı gazetecilerin yanı sıra politikacılar ve entelektüeller bu devlet adamları kulübüne başka dünyadan gelen (ticaret ve para) ‘değişken’ Başka’na göre şekil alırken Macron ilk dakikalardan itibaren Trump’la ‘özel ilişkiler’ kurmaya çalıştı. Bunda da başarılı oldu. Çabalarının meyvesini Champs-Élysées Caddesi’ndeki askeri geçidin yapılacağı 14 Temmuz 2017’de Ulusal Fransız Bayramı etkinlikleri ve Fransa’nın en meşhur restoranlarından birinde iki lider ve eşlerinin birlikte yiyeceği özel bir akşam yemeğine onur konuğu olma davetini kabul etmesi ile aldı. Trump, Beyaz Saray’a geldiğinden beri ilk olarak Macron’a resmi davet gönderdi. Dünyanın her yanındaki televizyonlarda defalarca Trump’ın misafirini öptüğü ve tokalaştığı görüntüleri yayınlandı.

Tokalaşma ve öpüşme siyasetin benimsediği davranışlar değil, başarı da sağlamaz. Macron bu acı deneyimi yaşadı. Trump, ABD’yi 2015 sonunda Paris’te imzalanan İklim Anlaşması’ndan çekme, UNESCO ve diğer uluslararası kuruluşlardan çıkarma konusunda tereddüt etmedi. AB’nin ABD’ye yaptığı ihracata da ağır vergiler koydu. Kudüs’ü İsrail’in başkenti ilan etmenin yanı sıra, Büyükelçiliği’ni bu ayın 6’sında Kudüs’e taşımaya karar verdi. Macron’un ABD’ye gerçekleştirdiği son ziyaretin öncesinde ve sonrasında sarf ettiği tüm çabalara rağmen 2015 yılında İran’la imzalanan nükleer anlaşmayı yırtma konusunda kararlı davranıyor.

Özetle, Macron’un ABD politikasının sonucu olumsuz. İçerisinde sırtını dayayacağı herhangi bir şey kalmadı. İddiaya göre Trump’ın ABD işlerini yöneten planlarını değiştirmeyi başardı. Sabah attığı Twitter mesajlarıyla yönettiği dünya ile ilgili işlere de etki etti. Macron, bugünden Trump’ın bu ayın 12’sinde İran nükleer dosyasının geleceği ile ilgili ne yapacağına hükmedemez. İran’la 2015 yılında imzalanan nükleer anlaşmayı korumaya çalışan Macron, 2025 sonrası İran’ın nükleer faaliyetlerini belirleyen yeni anlaşmalar imzalanmasını teklif etti. Ayrıca söz konusu anlaşmanın İran’ın füze ve balistik füze programlarının yanı sıra Yemen, Irak, Suriye, Lübnan ve Körfez’deki bölgesel politikasını da içermesini istedi. Ancak Fransa Cumhurbaşkanı’nın teklifinin kaderi Trump’ın izleyeceği yola bağlı. Ancak her iki tarafın da 2015’teki anlaşma konusunda müzakerelere dönmeyi reddetmesine rağmen Tahran ve Moskova müzakerede bulunmayı kabul etti.

Fransa Cumhurbaşkanı’nın Trump’ın gücünü amacına yönelik kullanmada başarılı olduğunu iddia edebileceği bir dosya var: Suriye. Macron, geçen ayın ortalarında verdiği bir televizyon röportajında, Trump’ı ABD askerlerini Suriye’de tutma konusunda ikna etmeyi başardığını söylemişti. Trump askerlerinin derhal ülkelerine dönmesini istiyordu. Macron ayrıca Paris’in Londra ve Washington ile gerçekleştirdikleri üçlü saldırı konusunda da sınırlamaya ayrıca Rusya ve İran’ı kışkırtmaktan uzak tutmaya çalıştığını ifade etti. Macron’un söylediklerine Beyaz Saray’dan yanıt gecikmedi. ABD Savunma Bakanlığı kararın tamamen ABD’ye ait olduğunu duyurdu. Her halükarda Macron’un Suriye dosyasındaki girişimleri de sonuç vermedi. Ne Güvenlik Konseyi’nin beş daimi üyesinin ‘çalışma grubunu’ başlatma planı ne de ABD, Fransa ve İngiltere olmak üzere üç batı ülkesinden oluşan ‘dar grup’ toplantıları meyve verdi. Bunlara Almanya, Suudi Arabistan ve Ürdün de eklenebilir. Bunların hiç birinde bir sonuca varılamadı. Sonuç olarak Suriye’deki savaşın anahtarları daha çok ‘Astana Grubu’nda ( Rusya, İran ve Türkiye) elinde bulunuyor. Batı’nın sahip olduğu tek kart, Suriye’nin doğu ve kuzeyindeki askeri varlığı. Bu, Suriye’de nihai bir çözüm için ciddi bir araştırma başlatmada faydalı olabilir.

Macron, Trump’a yakınlaşırken başkanlık zaferinden iki hafta sonra ayaklarının altına kırmızı halı serdiği Putin’i de unutmadı. Geçen yılın mayıs ayının sonlarında onu Versay Sarayı’na davet etmişti. Önemli dosyalar konusunda onunla anlaşmıştı. Trump’la olan ilişkisinde olduğu gibi Macron, Esed’in uzaklaştırılmasından vazgeçerek DEAŞ’ı Fransa’nın düşmanı ilan etmesiyle Rusya Devlet Başkanı’na doğru adımlar attı. Esed halkının düşmanıyken Macron bu politikada ısrarcı davrandı. Gerçekleştirdikleri askeri saldırı öncesinde Putin’i arayarak yalızca rejime ait kimyasal alanların hedeflendiğini vurguladı. Saldırıdan sonra da aradı. 24-25 Mayıs tarihlerinde de Rusya’yı ziyaret etmeye hazırlanıyor. Ancak Macron her ne kadar diğer Batılı liderler ortada yokken iki zorba arasında arabulucu imajı çizmek istese de Washington ile olan ilişkilerdeki gibi Rusya’ya gösterdiği ilginin sonucunda da herhangi bir şey elde edemedi.

Elysee’ye ulaşmasının ardından Macron’un ilk hayali AB’yi entegrasyon yolunda yeniden kurmak ve seçim platformunu belirleyen iddialı bir plan ortaya koymaktı. Geçen ekim ayında Sorbonne’da, geçtiğimiz ay da Strazburg’daki Avrupa Parlamentosu’nda yapığı konuşmalarla bu ikisini birbirinden ayırdı. Fransız diplomasisinin sarf ettiği büyük çabalar ve Macron’un konuşmalarına eşlik eden tezahüratlara rağmen acı gerçek şu ki bugün elle tutulur bir sonuç yok. Aksine Macron, Doğu ve Orta Avrupa ülkelerini kızdırdı. Merkel’den de istediği cevabı alamadı.

Uzmanlara göre Macron’un ilk dış başarısı, Fransa’nın dünyadaki imajını iyileştirerek eski parıltısını yeniden kazandırmak oldu. Ancak Paris, Macron’un Trump’ın girişimlerine ‘muhalif’ olduğunu bildirmesi dışında Filistin-İsrail dosyasında yok. Ne Irak, ne Yemen’deki savaş ne de Körfez krizinde herhangi bir etkisi bulunuyor. Bununla birlikte Fransız diplomasisinin girişimleri eksik olmuyor. Lübnan’da yatırımı desteklemek ve istikrar ve egemenliğinin tesis edilmesine yardımcı olmak için düzenlenen konferans ya da Terörle Mücadele Uluslararası Konferansı gibi… Bunların yanı sıra Paris, Yemen’deki insani durum hakkında bir konferansa da katılıyor.