Erdoğan’ın geleceği
Kendi içerisinde bölünmüş bir toplumda iktidarının ikinci dönemini yüzde 52’lik bir oranla kazanmasının ardından, Türkiye Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın geleceği nasıl olacak? Sınırsız yetkilerle Türkiye cumhurbaşkanını bir Osmanlı padişahı yapan yeni sistemde, Erdoğan’ın geleceği nedir? Bu,
Kendi içerisinde bölünmüş bir toplumda iktidarının ikinci dönemini yüzde 52’lik bir oranla kazanmasının ardından, Türkiye Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın geleceği nasıl olacak? Sınırsız yetkilerle Türkiye cumhurbaşkanını bir Osmanlı padişahı yapan yeni sistemde, Erdoğan’ın geleceği nedir? Bu, başkanlığını güçlendirecek mi yoksa başkanlık süresi bitmeden önce yönetimden zorla uzaklaştırılmasına kapı mı aralayacak? Türkiye Cumhurbaşkanı Erdoğan, getirilecek bir Avrupa ambargosuna karşı Rusya’daki Vladimir Putin modelini mi benimseyecek, yoksa iktidar ittifakını, muhalifleri kapsayacak şekilde genişletip, seçim zaferinin ardından yaptığı konuşmasında söylediği gibi bütün Türklerin lideri mi olacak? Yoksa Türkiye’de gördüklerimiz, bu ülkedeki İslamcıların iktidarının sonunun başlangıcı mı? Türkiye’deki başkanlık seçimleri, pek çok soruyu gündeme getiriyor. Fakat olası herhangi bir sarsıntıda bölgesel belki de küresel sonuçlara neden olacak Ortadoğu’daki büyük bir ülkenin istikrarı hakkında cevaplar sunmuyor.
Her şeyden önce Erdoğan’ın içeride sorunlar yaşadığı görülüyor. Türkler, yüzde 80’i aşan bir oranla seçimlere katılmasına rağmen Erdoğan’ın başkanlık ve parlamento seçimlerinde kazandığı oy oranı yüzde 53’ü geçmedi. Bu ne anlama geliyor? Bu, siyasi bakımdan canlı ve aktif bir toplumla karşı karşıya olduğumuzu, ortaya atılan meselelerin kitleleri harekete geçirdiğini ve Türkiye’de cumhuriyet rejimi konusundaki endişenin gerçek olduğunu göstermektedir. Evet, Türkler, 2017 yılında anayasa değişikliğini oyladılar. Fakat her iki durumda da onlar, OHAL baskısı ve medyaya yönelik sınırlama altında demokratik olmayan bir ortamda oy kullandılar.
Şunu da ifade etmek gerekiyor ki Sınır Tanımayan Gazeteciler’in yayınladıkları 2018 yılı basın özgürlüğü raporuna göre Türkiye, 157’nci sırada yer aldı. Yani Türkiye’deki rejim, muhaliflerine çok az bir alan bırakıyor. Muhaliflerin Erdoğan’ın partisinin finanse ettiği özel ve devlet televizyonlarına çıkmasını tamamen engelliyor. Tüm bunlara rağmen Türkiye’de yüzde 47’lik bir kesim, Erdoğan’a ve onun padişahlık hırslarına karşı çıkıyor. Bu, herhangi bir demokratik sistemde küçümsenmeyecek bir orandır. Şayet OHAL dışında ifade özgürlüğü gibi şartlar normal olsaydı, belki de bu oran, muhalefetin lehine olabilirdi.
Tüm bunlar, hem içeride hem bölgede hem de dünyada Erdoğan’ı büyük zorluklarla karşı karşıya bırakıyor. Erdoğan, özellikle uluslararası düzlemde kendisinin kabul edilmesini ve meşru olmasını istiyorsa rüzgârlara boyun eğmesi gerekiyor. Körfez krizine yönelik müdahalesinin yanı sıra Suriye ve Irak gibi komşu ülkelerin içişlerine müdahale etmesi, özgürlükleri bastırmaya çalışması ve göç kapılarını açma politikası üzerinden Avrupa’ya baskı yapmaya çalışırsa belki de Erdoğan, kendisini küresel bir kuşatma altında bulacak. Aynı zamanda sadece Türkiye ve bölgedeki İslamcılar arasında yüksek bir popülerliğe sahip olacaktır. Bu desteğin bir güç olarak değerlendirileceğini zannetmiyorum. Aksine bu destek, Erdoğan için ağır bir yük olacaktır.
Erdoğan, rotayı değiştirip yeni başkanlık sisteminde Türkiye tarihinde yeni bir döneme başlayabilir. Ya da padişahlık arzusunu sürdürmeye devam edebilir. Böylece Erdoğan, Türklerin kendisini zorla yönetimden uzaklaştırmasına neden olacaktır. Tercih Erdoğan’da başkasında değil.