Milletler halen Birleşmiş mi?

Birleşmiş Milletler, 24 Ekim 1945’te ABD’nin San Francisco şehrinde kuruldu. O, iki dünya savaşının ikinci çocuğuydu. Her savaşın bir yumurtası vardır. Milyonlarca kurban ve kandan nehirler, yıkıntı yığınları, siyasi organlar, bölünme ve ittifak haritalarını oluşturan kavramlar… Milletle

Birleşmiş Milletler, 24 Ekim 1945’te ABD’nin San Francisco şehrinde kuruldu. O, iki dünya savaşının ikinci çocuğuydu. Her savaşın bir yumurtası vardır. Milyonlarca kurban ve kandan nehirler, yıkıntı yığınları, siyasi organlar, bölünme ve ittifak haritalarını oluşturan kavramlar… Milletler Cemiyeti, Birinci Dünya Savaşı’ndan çıkan, barış ve insan gelişimi hayalini içerisinde barındıran bir yumurta idi. Fakat daha büyük ve daha tehlikeli bir savaş çıkardı. Milletler, Nazizm, faşizm ve Japonya’ya karşı müttefik oldu. ABD ile Sovyetler Birliği’nin katıldığı Fransa ve İngiltere’yi de içeren bu müttefikler, kurdukları bu savaşçı topluluğa “Birleşmiş Milletler” adını verdiler. Bulundukları bu ekseni yendikten sonra, muzaffer güçler bu unvanı, uluslararası barış için çalışmak ve devletler arasındaki uyuşmazlıkları barışçıl yollarla çözmek için, tüm dünyaya kapılarını açan küresel bir uluslararası örgüt haline getirdiler. Barış harfleri (sözleşme) savaş nefesleri ve gücü temsil eden iktidar sayfalarında yazılmıştır.

Milletler Cemiyeti gibi daha önceki millet topluluklarının, dünyada güvenliği sağlayacak bir organı yoktu. İlk savaştaki galipler, uluslararası kan tecrübesinden elde edilen bir insani değerler sistemini ifade eden ve savaşı tetikleyen, ana güç olarak kabul edilen Almanya’ya yaptırımlar uygulayan Paris Barış Konferansı’yla yetindiler. BM’nin temel aldığı tüzük ve literatürün ayrıntılarını okursak, iki savaşın ürünü olduğunu anlarız. Savaşı kazananlar yeni bir güç tarafından yönlendirilen yeni bir dünya çizdiler. Ekseni, galipler ABD, İngiltere, Fransa, Çin ve Sovyetler Birliği, BM ile aynı adı taşıyarak birleştiler. Yeni varlığın ana organları Genel Kurul ve Güvenlik Konseyi’dir. İlk organ, çalışma usullerini düzenleyen kararlara sahip olmayan, tüm üye ülkelere açık bir siyasi forumdur. Örgüt elli üye ile başladı ve bugün yüz doksan üç ülkeyi kapsayacak şekilde genişletildi. Bu birliğe katılmak, herhangi bir ülkenin bağımsızlığının ilk delilidir. Genel Kurul, Güvenlik Konseyi’nin daimi olmayan üyelerinin seçimi ve bağlayıcı olmayan kararların kabul edilmesi gibi usul ve idari yetkilere sahiptir. Ancak bu kurul ortak insan vicdanının sesi olarak kalmaya devam ediyor. Genel Kurul’un yıllık toplantısında, dünya liderleri uluslararası siyasi, sosyal ve ekonomik sahada yaşananlar hakkındaki düşüncelerini ve görüşlerini ifade etmek için New York’a giderler.

Güvenlik Konseyi, silahları 1945’te susturulmuş savaş için bir operasyonel oda niteliğinde. Ancak dünyanın değişik yerleri yeni silahlarla silahlandırılıyor. Buna, ister ittifakla ister ihtilafla ama sadece güçlü olan galipler karar veriyorlar. Beş galip ülke, Uluslararası Güvenlik Operasyon Odası’nın daimi liderleridir. Bunların itiraz kartları var. Ancak daimi olmayan üyeler sadece oy kullanmaya ve kendilerini ifade etmeye yetkililer. Ancak ikinci savaşı kazanamayanlar herhangi bir savaşta başka seçeneğe sahip değiller. Organizasyonun gidişatını belirleyen kritik soru şu: Yakıtı çıkar çatışmaları ve nüfuz hareketlerinin çarpışmaları olan savaşlarda insan kanının akmasını durdurmayı başardınız mı? Tüm dünya, uluslararası savaş ve barış kararlarının alındığı operasyonel odaya girebildi mi? İki kıta Güvenlik Konseyi’ne daimi üyelikten uzak tutuldu ve veto yetkisinden mahrum edildi. Bu iki kıta Afrika ve Latin Amerika’dır. İslami çoğunluğa sahip tüm devletler, İkinci Dünya Savaşı’nda bu hakkı kazananlar tarafından bu haktan mahrum edildiler. Daha sonra Mısır Krallığı’nın Güvenlik Konseyi’nin daimi üyelerine eklenmesi de dâhil olmak üzere, Arap ve Müslümanları temsil eden tüzük taslağının hazırlanması bağlamında çeşitli öneriler ileri sürüldü. Ancak itiraz oldukça despotçaydı. Çin ulusu, Konsey’in sürekli üyelerinden biriydi ancak 1971’de Çin Halk Cumhuriyeti olarak yerini aldı. Güvenlik Konseyi’nin daimi üyeliği, değiştirilmesi veya düzenlenmesi teklif edilemeyen kapalı bir haktır. Değişiklik kararı ancak beş daimi üye tarafından alınabilir. Kendi tekellerinde olan bir şeyi yeni üyeleriyle paylaşmayı kabul ederler mi!?

Kurumun doğuşu bir endişe kaynağıydı ve bu onun gidişatına yansıyordu: Genel Sekreter onun idari müdürüdür, gündelik gidişatı denetler ve bunu yaparken tepesinde birden çok çekiç, altında ise yine birden çok örs vardır. İlk Norveçli Genel Sekreteri Trygve Lie istifa etti. Ve İsveçli Dag Hammarskjöld, Kongo’da gizemli bir uçak kazasında hayatını kaybetti. Burma’lı U Thant’ın ise üçüncü döneminin yenilenmesi reddedildi. Avusturya’lı halefi Kurt Waldheim’in döneminin yenilenmesine Çin itiraz etti. Nazizm ile olan ilişkisi hakkında güçlü bir medya kampanyasına maruz kaldı. Görev alan tek Arap, merhum Mısırlı Butros Butros Gali’nin döneminin yenilenmesine ABD itiraz etti. Evet, insanın doldurabileceği en zor işin BM Genel Sekreterliği olduğunu söyleyebiliriz.

Bu kurumun doğuşunun endişe kaynağı olduğunu söylemiştim. Halen de endişe kaynağıdır. Barış arayışı içinde uluslararası bir organ olarak kurulduktan sonra savaş hali için iki büyük pakt ortaya çıktı: ABD önderliğindeki Batılı kapitalist devletleri içeren Kuzey Atlantik Antlaşması Örgütü (NATO) ve Sovyetler Birliği liderliğindeki komünist devletleri içeren Varşova Paktı. Bundan sonra devletler nükleer silah üretimi için birbirleriyle yarışmaya başladılar ve daimi üyeler bu silahlara sahip oldular. Savaşlar durmadı. Anlaşmanın yazıldığı mürekkep daha kurumadan Fransa’nın Vietnam’da kucak açtığı Hint-Çin savaşı patlak verdi. Bundan sonra, Birleşmiş Milletler’in tek taraflı olarak müdahalede bulunduğu Kore Savaşı çıktı. Netice ise, Güvenlik Konseyi’nin daimi üyeleri olacak ikiye bölünmüş bir ülkenin ortaya çıkması oldu.

Bazıları vekâleten, diğerleri de doğrudan olmak üzere pek çok alanda, sıcak ve soğuk savaşlar gerçekleşti. Sovyetler Birliği’nin dağılmasından sonra, dünyadaki güç dengesi değişti ve Güvenlik Konseyi’ndeki iç dengeler de tehlikeye girdi. Batılı ülkeler, Güvenlik Konseyi’nde söz sahibi oldular. Ekonomik, siyasi ve askeri bir dev olarak Çin’in ortaya çıkması, Rusya’nın uluslararası siyasete geri dönmesi ve Avrupa Birliği’nin uluslararası alanda aktif bir siyasi güç haline dönüşmesinden sonra Örgüt’ün yetki alanındaki oyun kuralları da değişmeye başladı. Güvenlik Konseyi içinde Çin-Rusya yakınlaşması ve koordinasyonu, kuruluşundan itibaren devam eden anlaşma maddelerine rağmen bütün sistemi altüst etti. Soru şu: Milletler halen birleşmiş mi?

Dünya benzeri görülmemiş bir şekilde değişti. Siyasi haritalar, ekonomi, ordu, silah teknikleri ve çatışma yöntemleri… Anlaşmazlıklar ve ülkeler arası anlaşma kuralları değişti: Sivil toplum kuruluşlarının bileşenlerinin, hükümet dışı organizasyonların, medyanın ve iletişimin yeni tekniklerle ortaya çıkışı ve hükümetlere boyun eğmemesi küresel bir güç oluşturdu. Bu da eski güç merkezlerinin hegemonyasını tamamen ortadan kaldırdı. Milletler artık sadece yıllık forumlarda konuşan resmi bir güç değil. Günlük yaşam ritmi daha da hızlı hale gelmiş durumda.

Birleşmiş Milletler, güçlü devletler arasındaki kazananın kazandığı, kaybedenin kaybettiği düzenli savaştan ve örgütsel temellerden doğdu. Milletler savaşta birleşti ve barış konusunda çatıştılar. Ancak dünya halkları bugün, örgütün kurulduğu dönemdeki halklar değil. O dönem çoğunun bu örgütün doğuşundan haberi dahi olmamıştı. Çünkü görsel ya da yazılı medyaya sahip olmadığı gibi bağımsız devletleri de yoktu. Onlar, BM sahnesinden yoksun milletlerdi. Ekim ayında diyoruz ki: Milletler halen Birleşmiş mi?