Mişel Efak’ın eşine yazdığı “endişeli” bir mektubu açığa çıkarmak

Ölümünden 28 sene sonra “Baas” partisinin kurucusu Mişel Eflak’ın eşi Doktor Emel Beşşur’a yazdığı yirmi dokuz Temmuz 1961 tarihini taşıyan ve ölümünden sonra eşinin geleceğiyle meşgul olduğunu yansıtan daha önce yayınlanmamış veya bilinmeyen insani bir mektubu ortaya çıktı. Cerrahi bir operasyon so

Ölümünden 28 sene sonra “Baas” partisinin kurucusu Mişel Eflak’ın eşi Doktor Emel Beşşur’a yazdığı yirmi dokuz Temmuz 1961 tarihini taşıyan ve ölümünden sonra eşinin geleceğiyle meşgul olduğunu yansıtan daha önce yayınlanmamış veya bilinmeyen insani bir mektubu ortaya çıktı.

Cerrahi bir operasyon sonucunda Paris’te bir hastanede ölen Eflak, hayatının çoğunu kendisini kuşatan tehlikeler nedeniyle endişe içerisinde yaşadı. Parti içerisinde ayrışmalar, siyasi ve bedeni suikast planları ve benzeri faktörler siyaset tarihi hocası ve Paris’teki Sorbonne Üniversitesi mezununu endişelendirdi. Dolayısıyla gelecekteki zor günler için bin bir türlü hesap yapmak zorunda kaldı.

“Utangaç… narin ruhlu kız” mektubunda nitelediği gibi doktor olan eşinin geleceği için endişe duyuyor eğer “Uzun yaşamazsam”. “Daha önce yayınlanmayan” mektubunda Mişel Eflak bazen çok endişeli ve tedirgin, bazen de çok sakin gözüküyor. Çoğu arkadaş ve yoldaşların kendisine sırt çevirmelerine rağmen bazı yoldaşlarının ‘iyi kalpli’ olduklarına dair önce kendisini, sonra da eşini rahatlamaya çalışıyordu. ‘Sevdiğim ve sadık kaldığım milletim, seni unutmayacaktır’ diye kendinden emin bir eda ile eşine sesleniyor.

Peki, bu endişe Eflak için yerinde bir endişe miydi? Tanıyanları, çağdaşları ve arkadaşlarından çoğu kişi ‘evet’ diye yanıtlıyor. Zira Eflak zulüm gördü, gizlenmek ve suikasta kurban olma korkusuyla değişik başkentlere gitmek zorunda kaldı. Brezilya’ya gitti sonra döndü, Şam’a gitti sonra Beyrut’a döndü, çok sayıda ev değiştirdi. Özellikle Lübnan’da: el-Hamra’dan Eşrefiye’ye ve çok kısa bir süreliğine Şemlan’a yerleşti. Birçok kez gerçek kimliğini gizlemek zorunda kaldı.

Uzun süredir peşinde olan düşman istihbarat güçleri tarafından öldürülme tehlikesini kendisinden uzaklaştırmak için, arkadaşları değişik isimlerle kendisine ev ve daireler kiraladılar. Eflak, el-Hamra’daki evini terk edip Lübnan’ın başkentinde müstear bir isimle “bilinmeyen bir yere” gitti. Bu, günlük endişe hayatını oldukça zorlaştırdı. Bu gibi ortamlarda Eflak’ın eşine yazdığı mektupta, “ Kendi kendime sordum: eğer uzun yaşamazsam onun durumu ne olacak? Bu, son dönemde çokça sorduğum bir soru. En yüce meslek olan tıp mesleğini benim yüzümden kaybettikten sonra sana ve çocuklarımıza kim bakacak, geçiminizi kim sağlayacak? Sen utangaç ve narin yapılı bir kız iken seninle kim ilgilenecek? Senin gözlerinin önünde birçok arkadaş ve yoldaşımın bana sırt çevirmelerinden dolayı bu iki senede maruz kaldığım darbelere rağmen, insana olan güvenimi kaybetmedim. Aksine benim şuan insan tıynetinin iyi olduğuna olan inancım çok daha büyük… Bu yüzden sevdiğim ve sadık kaldığım milletimin seni unutmayacağına, Arapların vefa ve takdirlerini çokça göreceğine inanıyorum. Bunu kendimle övündüğüm için söylemiyorum, aksine üyesi olduğum milletin güzel bir şekilde takdir edeceğine güvendiğim için söylüyorum; bu millet biliyor ki ben ona bende olan her şeyi verdim.”

Eflak mektubunda şunları ekliyor, “Bu süre zarfında ve geçtiğimiz bu zor şartlarda hiç çekinmeden, halis sevgilerini bize gösteren ve cömertlik, yakınlık ve edeplerinde olabildiğince yüce mertebelere varan kişilerin az sayıda örneklerini benimle birlikte gördüğün halde, nasıl olur da insana güvenmeyelim ey sevgili? Burada iki kardeşi zikretmemiz yeterli olacaktır. (Eflak burada isimleri yazmamış, sadece üç nokta koymakla yetinmiş. Fakat bilenler Ferezli kardeşleri kastettiğinden eminler, yani Nukula ve İlyas el-Ferezli) Oysa iyi ve sadık kişiler bizim zannettiğimizden çok daha fazladır. Yirmi sene önce çalışmaya başlamam, bazı soylu kişilerle buluşmam, beni kuşatan, kaplayan ve bazı kişilerin bakışlarında okuduğum sonsuz güveni hissetmem sonucunda oldu. Bugün de: hayat güzeldir, hayat asil ve yücedir, yaşanmaya ve onun güzelliği ve yüceliğini koruma uğruna ölmeye değer demek için bu tarz kişilerden birisini görmem yeterlidir. Ve ben neden uzaklara gidiyorum? Sen ey Emel, ey vefalı eşim benim, hayatımda karşılaştığım en yüce insani örneksin, güçsüzlüğün, çaresizliğin, ince duyguların ve tecrübesizliğine rağmen hayatın en derin anlamını ve hayırlı ve sonsuz değerlerini ispat ettin. Peygamberlerin sadeliği ve meleklerin masumiyeti ile bu değerlere sadık kaldın.”

Siyasi ve parti şartları “Baas”ın kurucusunu birden çok dönemde ikamet yeri olarak Lübnan’ı seçmeye zorladı. Suriye Devlet Başkanı Edip Çiçekli döneminde (1952 yılında) Eflak, Suriye muhalefetinin bakışları eşliğinde, Şam’dan ayrılıp Lübnan’a gitti. Ancak Lübnan yöneticileri o dönem, Suriye’nin resmi baskıları nedeniyle, siyasi iltica özgürlüğü ilkesini çiğnedi ve Eflak’ı Lübnan’dan çıkarıp Roma’ya yolladı. Kendisi de, İtalya’nın başkentinden bu rejimin düşmesi için çalışmalarına devam etti.

1955 ile 1958 yılları arasında Eflak ve partisi, Suriye ile Mısır’ın birleşmesi için, çağrıda bulunanların en başında geliyordu. Birliği kurmak için fikri ve siyasi alanda durmadan çaba gösterdi. Birliğe karşı darbe yapmayı sıradan rütbeli askerlerin elinde bir mesele haline getiren uygulama ve hatalar nedeniyle, çok geçmeden bu birlik sona erdi. Ve o esnada, ayrılık için çalışan gruplar, birlik güçlerinden daha güçlüydü.