Mısır’da cinsel taciz
Cinsel taciz; bir toplumdaki (kabalık) ahlaki çöküş ile başta sözlü şiddet, doğrudan şiddet, zarar verme ve kıskançlık olmak üzere genel olarak şiddeti birbirine bağlayan bir köprüdür. Bugün cinsel tacizden bahsetmek istiyorum çünkü bu konu geçen hafta boyunca Mısır’da sosyal medyanın ve basının ana
Cinsel taciz; bir toplumdaki (kabalık) ahlaki çöküş ile başta sözlü şiddet, doğrudan şiddet, zarar verme ve kıskançlık olmak üzere genel olarak şiddeti birbirine bağlayan bir köprüdür. Bugün cinsel tacizden bahsetmek istiyorum çünkü bu konu geçen hafta boyunca Mısır’da sosyal medyanın ve basının ana gündem maddesiydi. Geçmişte Doktor Celal Emin’in de sormuş olduğu gibi bugün de herkes şu soruyu soruyor: ”Mısırlılara ne oldu?” Doktor Celal Emin bu soruyu, Mısırlıların kişiliğinde yapısal değişikliklere neden olan 1945-1995 arası dönemde Mısırlıların hayatında yaşanan değişimler ile ilgili teorisini açıklamak için ortaya atmıştı. Buradan yola çıkarak bu soruya bir başka sorunu da eşlik ettiğini söyleyebiliriz: ”Cinsel taciz kanser gibi toplumun bedeninde yayılan ve tedavi edilmesi gereken daha derin bir hastalığın belirtisi midir? Yoksa Mısırlıların kültürüne hâkim olan sözlü şiddet ile hem bireylerin hem de devletin birlikte düşmanlarına karşı uyguladıkları fiziksel şiddeti birbirine bağlayan o köprü müdür?
Geçen haftalarda şahit olduğumuz cinsel taciz olgusu sadece Mısır’a özgü değildir. Benzerlerine Tunus’ta da şahit olduk. Aynı şekilde haberler bize, Fas’ta vücuduna müstehcen dövmeler yapılarak toplu tacize uğrayan küçük bir kızın hikâyesini nakletti. Demek ki bu olgu sadece Mısır ile sınırlı değil. Hatta belki de tüm Arap ülkelerinde bir olguya dönüşen bir şiddet durumunu yansıttığını söyleyebiliriz. Bu sorunu büyüklüğüne uygun bir şekilde tartışmaya ihtiyacımız var. Buna rağmen aklımda hala şu soru var: Cinsel taciz oranları artış mı gösteriyor, yoksa bu her zaman var olan bir durum muydu? Sosyal medyanın temsil ettiği paralel medyada daha çok yer almaya başlamış olması mı yeni olandır?
Fas ya da Tunus’taki durum hakkında bilgi sahibi olduğumu iddia etmiyorum ama Mısır’dan çıkarılacak bazı notların, diğer ülkelerdeki olgunun özelliklerine ve nedenlerine de ışık tutabileceğini düşünüyorum.
Son altmış yılda Mısır toplumunda büyük değişimler yaşandı. Bunların başında siyasi düzenin yapısının değişmesi ve bu değişimin toplumun doğasına yansımaları gelmektedir.
Siyasi ve sosyal açıdan kapalı toplumların, bu tür konuları bahsedilmesi yasak ve müstehcen konular olarak görmeye meyilli olduğunu düşünüyorum. Diktatörlük ile yönetilen toplumlarda insanlar iki çeşit hayat sürerler. Birincisi, vatandaşın sanki bir tiyatro sahnesinde rol yaparmış gibi doğru ve hiçbir politik ve sosyal hastalıklardan muzdarip olmayan iyi vatandaş rolü oynadığı sosyal hayat. İkincisi ise eve döner dönmez toplum ve kendisini bu duruma getiren koşullara lanet okuduğu özel hayattır. Bu gözlem sadece Arap dünyasına özgü değildir. Bilakis bu, Yale Üniversitesi’nden Prof. James C. Scott’un “Zayıfların Silahları” (weapons of the weak) adlı kitabında ele aldığı gibi çok daha geniş çaplı bir olgudur.
Yazara göre, baskıcı toplumlarda şiddet yataydır. Diğer bir deyişle, rejime karşı çıkamamalarının bir sonucu olarak insanlar faklı şekillerde birbirlerine şiddet uygulamaya başlarlar. Toplumun daha zayıf bir unsuru olması nedeniyle kadınların cinsel tacize maruz kalması da rejimle yüzleşememenin bir tezahürüdür.
Erkeklerin erkekliği ile baskıcı bir rejimin gölgesinde yaşaması arasında bir ilişki vardır. Çünkü Freud’a göre erkek bu durumda erkekliğini kaybettiğini düşünür. Bu nedenle politik olarak kaybetmiş olduğu erkekliği toplumsal olarak geri almak amacıyla kadına şiddet uygular.
Rejimin kişiye uyguladığı baskı arttıkça şüpheli görünen erkekliğini vurgulamak isteyen erkeğin kadına karşı şiddetinin dozu da artıyor.
Ellili yıllardan itibaren siyasi sistem, politik açıdan erkekliği yok sayan ama sosyal açıdan önünü açan bir siyasal düzen inşa etmiştir. Politikada bir nebze de olsa erkekliğe izin verildiği durumlarda bile bu genellikle sömürgeci ve uzaktaki düşmanla yüzleşmek gibi sınırların dışına yöneltilmiştir. Mısır filmlerinde bunu açıkça görebiliriz. Son olarak; hem cinsel taciz hem de de kadına şiddet olgusu eskidir. Yeni olan ise rejim tarafından kontrol edilen geleneksel medya araçlarına ek olarak yeni iletişim araçlarının ortaya çıkması ve insanların bundan bahsetmek istemesi olduğunu söyleyebiliriz. Devam edecek.