Nükleer anlaşmadan çekilmek, savaş olasılıklarını azaltacak
Eski ABD Başkanı Barack Obama, İran’ın kendileri gibi karmaşık bir ülke olduğunu düşünüyordu. Ancak halefi ABD Başkanı Donald Trump ise, İran rejimini “şer kaynağı” olarak görüyor. Buna göre önceki başkanın yanlış bir görüşe sahip olduğu pratik olarak kanıtlanmış oldu. Tam üç yıl geçtikten sonra ABD
Eski ABD Başkanı Barack Obama, İran’ın kendileri gibi karmaşık bir ülke olduğunu düşünüyordu. Ancak halefi ABD Başkanı Donald Trump ise, İran rejimini “şer kaynağı” olarak görüyor. Buna göre önceki başkanın yanlış bir görüşe sahip olduğu pratik olarak kanıtlanmış oldu. Tam üç yıl geçtikten sonra ABD, Ortak Kapsamlı Eylem Planı’ndan(JCPOA) ayrıldı. Üç yıl içerisindeki gerçekler, deliller ve kanıtlar, anlaşmayı sürdürmenin bölgenin kaçışı olmayan bir savaşa doğru gittiği anlamına geldiğini gösterdi.
Anlaşmanın parçalanmasının Suudi Arabistan’ın yararına olacağından ya da şer kaynağına karşı durup saldırganı ödüllendirmemenin gerekli olduğundan dolayı bunun haklı, makul ve mantıklı bir adım olduğunu söylemiyoruz. Aksine ABD’nin anlaşmadan çekilmesi ve İran rejimine yönelik ekonomik yaptırımların yeniden getirilmesi, bölgede savaşın çıkma olasılıklarını azaltacaktır. Zira İran, devrimini ihraç etmek, balistik füzelerini fırlatmak ve milisleri finanse etmek için anlaşma içerisindeki büyük boşlukları istismar etmeye devam etti.
Tabi hiç kimse, bölgede gerilimin artmasını istemiyor. Arap körfez ülkelerinin gelecek bir savaşın eşiğinde olması, hiç kimsenin yararına olmayacaktır. Ancak nükleer anlaşmayı sürdürmek ise, savaş olasılıklarını artıracaktı. Örneğin; Suudi Arabistan, kötü bir nükleer anlaşmayla İran üzerinden yaptırımların kaldırılmasının ardından Husi milislerinin fırlattığı yaklaşık 135 İran balistik füzesiyle hedef alındı. O halde İran rejiminin tavrını değiştireceğine yönelik beklentiler boşa çıktı. Avrupalılar, Trump’ın ABD’nin anlaşmadan çekildiğini duyurmasını ve aynı zamanda da İran’a karşı alternatif bir strateji ilan etmemesini tartışıyorlar.
İran’ı kuşatmak için en iyi çatışma yöntemi, İran’ın bölgeye nüfuz etmesini sağlayan kaynağı kurutmaktır. Elbette bu kaynak, Tahran’ın tavırlarına ve arbedelerine göz yuman felaket anlaşmadır. Tahran’ın üzerinden ekonomik yaptırımlar kaldırıldığı zaman 150 milyar dolar, Devrim Muhafızlarının faaliyetlerini finanse etmeye gitti. Bu uğursuz anlaşmadan sonra hangi dünya, daha güvenli ve daha istikrarlı bir hale geldi?!
İran rejimine getirilecek katı ekonomik yaptırımların, Tahran’ın bölgeyi savaşa çekmesini engelleyecek asgari düzeyde bir strateji olduğunu söylemek mümkündür. Zira havuç-sopa politikası başarısız oldu ve bir fayda getirmedi. Ayrıca üç yıl boyunca İran halkı, yaptırımların kaldırılmasından ve 150 milyar dolardan kesinlikle yararlanmadı. Bununla birlikte İran, bu parayı kendi halkının çıkarları için kullandığını ifade edebilirdi. Bunun için Tahran, ekonomik bakımdan zor günlere iyice hazırlanması gerekiyor.
ABD, İran’la ticari ilişkiye sahip pek çok şirketin kendisiyle çatışmaya girmemeye çalışacağını iddia ediyor. Hatta Rusya’daki şirketler ve bankalar da ABD’yle çatışmaya girmek istemediklerinden dolayı dikkatli olacaktır. ABD Hazine Bakanı, ülkesinin İran’la yapılan nükleer anlaşmadan ayrılmasının ardından İran’a yolcu uçağı satmaları için “Boeing” ve “Airbus” firmalarına verilen lisansların iptaline karar verildiğini duyurduktan sonra şirketler dikkatli olmaya başladı. Biz burada Fransız-İtalyan pervaneli motor üreticisi ATR firmasından 20 adet uçağın yanı sıra Airbus firmasından 100 ve Boeing firmasından 80 uçak olmak üzere 200 yolcu uçağının yer aldığı sadece tek bir anlaşmadan bahsediyoruz. Çünkü bütün anlaşmalar, ticari uçaklarda Amerikan yedek parçalarının yoğun bir şekilde kullanılmasından dolayı ABD lisanslarını temel alıyor.
En önemli nokta ise, İran’ın petrol ihracatıyla ilgilidir. Yaptırımlar, petrol ihracatını yaklaşık üçte bir oranında azaltacaktır. Bu da İran ekonomisi için tam bir felaket demektir. Çin, Hindistan ve Kore’nin İran petrolünün en büyük ithalatçıları olduğu doğrudur. Ancak Washington, İran’la ticari ilişkilere devam eden ülkeleri takip edeceğini söyleyerek bu konuda uyarıda bulundu. Trump’ın “Ekonomik yaptırımları en üst seviyede yeniden getireceğiz. Nükleer silah yapımında İran’a destek veren ülkelere de yaptırım uygulanacak.” sözünü küçümsememeliyiz.
ABD, İran’la imzalanan nükleer anlaşmadan çekilmeden önce bölge, en küçük kıvılcımla birlikte patlamaya hazır bir barut fıçısı gibiydi. Belki bu uğursuz kıvılcım, biraz gecikebilir. Fakat hiç kimse, bu kıvılcımın her an tutuşmak için geri dönmeyeceğinin garantisini vermiyor. Bu çarpık anlaşmadaki bozukluğun düzeltilmesiyle ve hatta Trump’ın yeniden müzakere ya da “bir şeyler olacak” şeklinde İran’a iki seçim sunmasıyla birlikte bölgenin geleceği, bazı engellemelerden ve gerilimlerden geçse de barut fıçısının patlayıp bir felaketin meydana gelmesini beklemekten kesinlikle daha iyidir.