Oslo… Açık başarısızlık ve belirsiz alternatif

Filistinlilerin ve İsraillilerin birleştiği nadir konulardan biri Oslo Anlaşması’nı eleştirmek ve barışa verdiği zararları sıralamaktır. Filistin Başkanı Mahmud Abbas’ın Filistin-İsrail ilişkileri üzerine yaptığı samimi ve güçlü konuşması da bu kötülemelerin en bariz örneği olarak ele alınabilir. Bu

Oslo… Açık başarısızlık ve belirsiz alternatif

Filistinlilerin ve İsraillilerin birleştiği nadir konulardan biri Oslo Anlaşması’nı eleştirmek ve barışa verdiği zararları sıralamaktır. Filistin Başkanı Mahmud Abbas’ın Filistin-İsrail ilişkileri üzerine yaptığı samimi ve güçlü konuşması da bu kötülemelerin en bariz örneği olarak ele alınabilir. Bununla birlikte, ondan önce yapılan Binyamin Netanyahu’nun konuşması da aynı kategori altına girdiği aşikardır. Zira, gözlemciler her iki konuşmanın ortak noktalarını bulmakta zorlanmamışlardı.

O zaman şunu sorabiliriz, Oslo anlaşmasından ne kaldı? Ve alternatifi varsa, bu alternatifin ana hatları nedir?

Oslo anlaşmasını ayakta tutan ana sebep, her iki tarafın anlaşmanın vefatını ilan etmesinden son derece korkuyor olması. İster İsrail tarafı olsun ister Filistin tarafı, anlaşmayı iptal etme ilanının bedelinin, zoraki dahi olsa, beraber yaşamanın bedelinden çok daha yüksek olduğunu bilmektedir.

Anlaşmanın akamete uğraması konusunda taraflar birbirini suçlamaktadır. Ama şu bir gerçek ki, her taraf kendi hesabına düşenden sorumludur. Bununla birlikte, İsraillilerin anlaşmayı başarısızlığa uğratmadaki sorumluluğu, Filistinlilere göre, çok daha ileri düzeydedir. Zira, İsrail toprağı işgal eden taraftır, muktedir olandır, maddi ve askeri yönden de Filistinli tarafla kıyas kabul edilemez derecede daha üstündür. Dolayısıyla, Oslo Anlaşması’nın başarısızlığa uğraması konusunda sorumluluğun yüzde 90’ınından fazlasının İsrail’in olduğunu söyleyebiliriz.
İki tarafın karşılıklı suçlamaları bir ikilem yaratıyor. Oslo anlaşması her iki tarafın rızasıyla yapılan ve diğer tarafların müdahale etmediği tek anlaşmadır. Ara sıra karışanlar ve müdahale durumları olduğunda da anlaşmanın temeline yönelik bir müdahale olmadığı, nasihat verme ve yol gösterme türünden müdahale olduğu aşikardır.

Önerilen alternatiflerin müphem olması da konuyu daha da karmaşık ve içinden çıkılmaz kılmaktadır. Filistin-İsrail sorununda etkin başkentlerden sızan haberlere bakılırsa, Oslo Anlaşması yerine önerilen alternatiflerin çıktıları, gerek resmi düzeyde, gerek  gerçekte, Oslo Anlaşması’nın sonuçlarından daha düşük olabilir. Zira Filistinliler bu anlaşmanın beş yıl sonra bir devletin kurulmasına yol açacağına inanmışlardı.

Sızan haberleri bir yana bırakarak ilgili tarafların açıklamalarına bakacak olursak, Oslo Anlaşması’na alternatif teşkil edecek üç teklifin olduğunu söyleyebiliriz. Taraflar arası anlaşmaya varılmak istenilirse, bu üç teklifte acı veren tavizlerin kaçınılmaz olduğu gözlemciler tarafından vurgulanmaktadır.

Filistinliler, başkenti Doğu Kudüs olan ve 1967’de işgal edilen topraklar üzerinde gerçek bir ülke kurmak istiyorlar. Tabii ki, bu isteğin gerçekleşmesi, Oslo anlaşmasında daimi statülü konular olarak nitelendirilen dosyalar hakkında uzun soluklu müzakerelerin başlamasının İsrail tarafından onaylanmasına bağlıdır.
İsraillilerin ise, egemenlikleri altında birleşik bir Kudüs’ü ve Şeria (Ürdün) Nehri ile Akdeniz arasında zamansal ve mekânsal kısıtlamaların olmadığı bir güvenlik anlayışını istiyorlar. Ekonomik egemenlik konusuna gelince, gerçekte var olan ve fiiliyatta uygulanan ekonomik güçlerine güveniyorlar.

Örneği görülmemiş bir anlaşmayı müjdeleyen Amerikalılar ise, çözümlenmesi kolay konulardan başlayarak daha zor konuları ele alan ve kademeli olarak nitelendirilen bir teklif sunmaya hazırlanıyorlar.

Doğrusu, bu üç teklif arasında ortak noktalarını bulabilen allameyi cihanlara ihtiyacımız olacak.

Gerçekçi olmak gerekirse, bu işin içinden çıkmak için Filistinlilerin ve İsraillilerin gizli veya açık müzakerelere alınması en mantıklı yol olacaktır. Bu müzakerelerde ele alınan konuların belirlenmesinde ise, müzakereleri himaye eden ABD’nin eski idarelerinin himaye ettiği ama başarıya ulaşmadığı konulardan başlamak ise, en iyi sonuçları verecektir. Bu çözüm yolunu önerenleri zor duruma sokmamak için bu tür müzakere türüne ‘yapıcı müphemlik’ adını takmaları faydalı olabilir.
Filistin-İsrail probleminin taraflarının ABD’den aldığı sağlam bilgiye göre, Yüzyılın anlaşmasının ana hatlarının ortaya çıkması için ABD Başkanı Trump’ın önerisini resmi olarak ilan etmesi beklenmelidir.

ABD’nin önerilerini nasıl sunduğunu hatırlamakta yarar var; ABD’nin önerilerinin sunum şekli sabit kalarak, değişen yönetim şekillerine göre değişmedi. Zamanında dünyayı temsil eden Uluslararası Dörtlü takımın (ABD, BM, AB ve Rusya) önerdiği Yol Haritası Planı da ABD’nin sunum yönteminin aynısıydı.

Dörtlü takımın planı, Filistin Lideri Yaser Arafat ve Ariel Sharon’a sunulduğunda, ikisi de itiraz ederek yazılı öneriyi reddedeceklerini söyledi. ABD’liler iki liderden itirazlarını yazılı olarak sunmalarını istedi. Sharon on üç itirazı yazılı olarak sunarken, Sharon’u zora sokmak isteyen Arafat, planı itiraz etmeksizin kabul etti.

Bunun üzerine, planın gerçek hamisi olan ABD yönetimi, her iki tarafın planı kabul ettiğini, Sharon’un itiraz ettiği konuların ise uygulama esnasında ele alınabileceğini söyledi.

İsrailliler istediklerini aldıktan sonra Yol Haritası tarafların tutumundan dolayı donduruldu. ABD ve İsrail’le ilişkilerinde deneyimli olan Filistinli politikacılar endişe ve karışıklık halindeler. Bu konuda da gayet haklılar. Oslo Anlaşması’nın başarısı için verilen tavizlere rağmen bu anlaşmanın başarısızlığı ilan edilirse, alternatifi olarak ilan edilen önerilerin başarıya ulaşacağından emin olamazlar. Özellikle alternatif planı önerenler, bu sefer, ABD yönetimi olunca.