Para, petrol ve silah ilişkileri

Devletler arasındaki ilişkiler çıkarlara dayalıdır prensibi, siyasetin anlaşılmasında geçerli olan ve yinelenen bir ifadedir. Riyad’ın Washington ile ilişkisi bölgenin en köklü ve kalıcı ilişkisi olmasına rağmen, Suudi Arabistan’ın ABD ile olan ilişkileri de bu kuraldan istisna edilemez. ABD’l

Para, petrol ve silah ilişkileri

Devletler arasındaki ilişkiler çıkarlara dayalıdır prensibi, siyasetin anlaşılmasında geçerli olan ve yinelenen bir ifadedir. Riyad’ın Washington ile ilişkisi bölgenin en köklü ve kalıcı ilişkisi olmasına rağmen, Suudi Arabistan’ın ABD ile olan ilişkileri de bu kuraldan istisna edilemez.

ABD’liler yaklaşık 80 yıl önce Suudi Arabistan’da petrolü keşfettiler, diğer ülkeler ise bu konuda başarısız oldu. Amerikalılar, 1930’larda Standard Oil’in liderliğinde Suudi Arabistan’da yeni bir petrol yapılanması kurdular. İlişkiler devam etti ve durmadı, Riyad 50’li yıllardan bu yana ABD’yi stratejik bir ortak olarak görüyor, ayrıca Washington da Suudi Arabistan’a aynı gözle bakmaktadır. Ortaklar tüm meselelerde ve çıkarlarda anlaşamazlar, ancak ilişki her iki taraf için de faydalı olmuştur. Geçmiş ABD yönetimi Washington’un çıkarlarının Pasifik ötesi ülkelerle olduğunu, aralarında Suudi Arabistan’ın da olduğu, Orta Doğu, ile olan ilişkilerin azaltılması gerektiğini düşününce bu ilişkiler acil bir gerileme yaşadı. Donald Trump’ın Amerika Birleşik Devletleri’nin başkanlığına gelmesiyle bu türden bir anlayış durduruldu ve çıkara dayalı ilişkiler eskisi gibi sürdü.

Konuyu başka açıdan ele almak gerekirse; Trump’ın Suudi Veliahdının önünde yaptığı açıklamalarına gelen tepkilerin aksine, ABD silah satın alımı için açık bir süpermarket değildir. Birleşik Devletler 1987 yılında iyi bir fiyat sunan Suudi Arabistan’a silah satmayı reddetmişti. 2008 yılında da, Bush yönetimi Riyad’a silah satmayı reddetti. Keza, Başkan Obama yönetiminin son ayında da, Suudi Arabistan’a silah sevkiyatı durdurulmuştu. Tüm bunlara rağmen, Suudi Arabistan, dünyanın en büyük silah üreticisi olan ABD’den silah satın alımı konusunda aslan payına sahiptir. Hatırlatmak gerekirse, seksenlerin başında, Suudi Arabistan, “AWACS” uçağı alımını Kongre’de az bir oy farkıyla kazanmıştı. ABD’den silah satışının önlendiği veya imkansız hale sokulduğu durumlar da yaygındır, örneğin, Washington Tayvan’a silah satımını reddettiği gibi, Senatör Rand Paul’un düşman arkadaş (frenemy) olarak nitelendirdiği Pakistan’a da silah satışı önlenmiş, daha doğrusu uygulanması mümkün olmayan koşullara bağlanmıştır.

Suudi Arabistan önündeki en büyük engel, Obama yönetiminin Riyad’a silah ve istihbarat bilgileri vermeme kararıydı, zira; bunlar olmadan Yemen semalarında savaşın yapılması mümkün değildi. Şu bir gerçek, silah alım anlaşmaları beraberinde iyi ilişkileri de getirir, bu da İran gibi ülkelerin bu ilişkileri göz önüne alarak hesap yapmalarını beraberinde getirir. Ondandır ki, genelde Washington’la olan ilişkilerimiz bizim lehimize olmuştur. Suudi Arabistan ve ABD arasındaki ilişkiler ekonomi ve askeri işbirliği sayesinde daha da gelişerek ve derinleşerek istenen düzeye varması her iki ülkenin çıkarına olacaktır.

Prens Muhammed bin Salman’ın yolculuğunu farklı kılan husus, yeni bir Suudi projesini ya da yeni bir Suudi Arabistan’ı taşıyor olmasıdır. Prens, değişime ve hükümet ve toplumun gelişimine doğru ilerleyen bir ülke ortaya çıkartmayı hedeflemektedir. Prens, projenin Amerika ya da İngiltere ile ilgisi olmadığını, değişim projesinin Suudi Arabistan ve Suudilere yönelik olduğunu söylemektedir. Bu proje Suudi Arabistan hakkındaki klişeleri ortadan kaldıracağı gibi, toplumsal ilişkileri ve ülkenin tüm dünya ile ilişkilerini de düzenleyecektir. Diğer ülkeler Prens’i devleti yenilemek isteyen pragmatik bir reformcu olarak görüyorlar, bu nedenle İngiltere’ye ve şimdi de Amerika Birleşik Devletleri’ne yaptığı ziyarette sıcak karşılandı çünkü iki yıl önce planladığı programını uygulamaya koydu. Suudi Arabistan’ın muhalifleri bile, onun ciddiyetini takdir ve takdirle karşıladı. Bu nedenle, özellikle ABD başta olmak üzere, büyük güçlerle ilişkilerini geliştirme arayışını bazıları tarafından nasıl açıklandığı veya açıklamaya çalıştığı önemli değildir. Gerçek şu ki, bu ilişkiler tarihsel, pragmatik, önemli çıkarlara ve her bir tarafın yapamayacağı şeyleri bekleyemeyeceği gerçekçi bir vizyona dayanır.