Patriğin Riyad ziyareti… Sorunlar ve sonuçlar

16 Kasım 2017, Perşembe Kral Selman’ın davetiyle Patrik Beşara Butrus el-Rai, Lübnan’ın yaşadığı tehlikeli şartlarda ve devlet kurumlarına zarar veren büyük gelişmelerin olduğu bir ortamda Riyad’a tarihi bir ziyaret geçekleştiriyor. Hariri’nin ses getiren istifası siyasi boşluğun üzerindeki örtüyü k

16 Kasım 2017, Perşembe
Kral Selman’ın davetiyle Patrik Beşara Butrus el-Rai, Lübnan’ın yaşadığı tehlikeli şartlarda ve devlet kurumlarına zarar veren büyük gelişmelerin olduğu bir ortamda Riyad’a tarihi bir ziyaret geçekleştiriyor.

Hariri’nin ses getiren istifası siyasi boşluğun üzerindeki örtüyü kaldırdı. Hariri ve ekibi, Lübnan toplumu içerisinde sivil, liberal ve modern akımı temsil ediyor. Öte yandan diğer güçler, çıkar ve menfaat pervanesini, sosyalizmi ya da radikalizmi tartışıyorlar. Hariri ve Caca’yı sivil değerleri savunan, cumhuriyetin temellerini koruyan ve başkalarının özgürlüklerini garantileyen bir yapı olarak, devletin mahiyetini müdafaa eden nadir siyasetçilerden saymak mümkündür. Özellikle devletin kaderi; bütün oluşumları, farklı azınlıkları ve beldeleri razı etmek amacıyla daimi ve uzlaşmacı bir anayasaya bağlı kalmaktır.

Patriğin ziyareti, İran’ın Lübnan’ın kendi egemenliği altında olduğuyla, Hizbullah’ın siyaset ve coğrafyadan aslan payını almaya başladığıyla gurur duyduğu bir zamanda gerçekleşiyor. Başkalarının siyasi nüfuzu ne olursa olsun silah, Lübnan’ın fiili hükümetidir.

Suudi Arabistan ve Lübnan arasında önemli bir gerginlik var. Arap Birliği’nin kurucu üyelerinden olmasından dolayı Lübnan’ı Arap yurduna çekmek için Suudi Arabistan’ın önemli çabalarına ve ciddi girişimlerine rağmen, bu durumun siyasi etkilerinin yanı sıra ekonomik ve sosyal sonuçları olabilir. Bunun için Lübnan’ın İran’ın askeri ve siyasi operasyonlar sahnesine dönüşmesini kabul etmek mümkün değildir. Merhum Kral Abdullah’ın Suudi Arabistan-Suriye girişiminde bulunduğu ya da Saad Hariri’nin başvurduğu çözümleri onaylamak kolay değildir. Bu girişimler, cumhurbaşkanının seçilmesiyle sonuçlanmıştı.

Fakat devletin zayıflığı ve kırılganlığıyla birlikte alternatifler kendiliğinden hazırlanıyor. Genellikle devletin alternatifi, çeteler, mafya şebekeleri ya da radikal gruplar oluyor. Lübnanlı siyasetçiler, Suudi Arabistan’ın neden Lübnan’ın Arap sokağına dönmesini istediğini iki sebepten dolayı anlayamadılar:

Birinci sebep, İran eksenine gerçek bağlılıktır. Direniş ekseninin Irak, Suriye ve Lübnan’da kazandığına inanıyorlar. Bunun için İran eksenine oynamak daha garantidir. Bu menfaatçi bir formüldür. Diğer sebep ise, Lübnan’daki silahlı grubun başta Suudi Arabistan’ın temsil ettiği Arap projesi içerisinde yer alan siyasetçileri hedef almasından duyulan korkudur. Dolayısıyla görüş farklılıklarına neden olacak bedel, ağır olacaktır. İşte devletin felce uğraması buradan kaynaklanıyor. Ufuk sahibi ve itibarı olan birisi geldiği zaman çekişmeye ve tartışmaya son verecektir.

Patriğin bu ziyareti ilk olmasına rağmen yarım asırdan beri Suudi Arabistan, Lübnan’ın farklı oluşumlarını himaye ediyor. Fakat bu, bizim büyükelçiler, bakanlar, diplomatlar ve kralın temsilcileri aracılığıyla Beyrut ve Riyad arasındaki çeşitli diplomatik görüşmeleri göz ardı etmemize neden olmuyor. Ancak bu ziyaret, bu kez teknik bakımdan kralın davetiyle gerçekleşmesinden dolayı dikkat çekiyor. Yoksa patriklikle Riyad arasındaki ortaklık ve anlaşmalar, tarihi bir geçmişe sahip.

Suudi Arabistan ile önceki Patrik Mar Nasrullah Butrus Sfeyr arasındaki tarihi işbirliğini hatırlıyoruz. Patriğin, Hafız Esed veya Tahran rejimi tarafından yapılan yabancı müdahalelere karşı Lübnan’ı korumada tarihi bir rolü vardı. Sedir Devrimi şahinlerinden ve sivil Lübnan devletinin sembollerinden birisiydi.

Patrik el-Rai’den beklenen şey, zulüm ve baskıya karşı kazanmak için Lübnanlılara yardım etmesidir. Patrik, toplum ve siyasetçiler nezdindeki itibarıyla, İran’ın müdahaleleri ve Hizbullah güçlerinin akıbeti hususunda ciddi bir diyalogun gelişmesine katkı sağlayabilir. Ayrıca Patrik, Hizbullah’ın Suriye savaşına müdahalesine, Yemen’deki terör desteğine ve ülkelerin egemenliğini ihlal etmesine son verme konusunda yardım edebilir.

Siyasi eğilimden dolayı bu, patrik için zor bir görev. Çünkü patriğin Hizbullah’la açık bir tartışmaya girmediği malum. Fakat patriğin son açıklamalarını takip edenler, Lübnanlıların yaşadığı zorlu sıkıntılarla ilgili olarak bunun geliştirilebilir olduğunu fark edecektir.

Oysaki Arap Hıristiyanlar, şiddet olayları ve kanlı bıçaklar ortalıkta dolaşmadan önce Müslümanlarla gerçek bir ortaklık oluşturdular. Bilim, felsefe, düşünce ve dilin kalkınmasına katkıda bulundular. Hasan bin Talal, “Arap Dünyasında Hıristiyanlık” adlı kitabında “Bizans ve Roma kiliseleri birbirinden ayrıldığı zaman Şam ve Irak’taki Hıristiyanlar, yaklaşık dört asır boyunca Müslümanların yönetimi altında yaşadılar. Bu Hıristiyanlar arasından sadece Mısır ve Şam’daki Melkitler, Bizans İmparatorluğuna önceden olduğu gibi siyasi ve kilise hukuku bakımından bağlı kalmaya devam ettiler. Yakubî ve Kıptilerden monofizitizme mensup olanlar ve Irak’taki Nasturiler için Bizans İmparatorluğu, bir zulüm kaynağından başka bir şey değildi. Bundan dolayı Müslümanların yönetimini Bizans İmparatorluğunun baskısından bir kurtuluş olarak gördüler. Baştan beri İslami yönetimle işbirliği yapmaya hazır olduklarını belirttiler. Şam’da Bizans yönetiminin yerini Müslüman yönetiminin almasını hoş bir şekilde karşılayan Marunîlerin Hıristiyanlardan olduğuna işaret edenler var.” şeklinde anlatıyor. (İzzeddin İnaye, “Arap dünyasında ve dünyada Hıristiyanlık ve Biz” adlı kitabında Hasan bin Talal’dan nakletmiştir. )

Suudi Arabistan ile Lübnan arasında büyük anlaşmazlıklar var. Toplumdaki akil şahsiyetlerle bu anlaşmazlıklar devlet gerçeğini dikte etmek için diyalog, görüşme ve pratik dil aracılığıyla çözülebilir. Bu da işbirliği ve yardımlaşmayı kolaylaştıracaktır. İşbirliği ve yardımlaşma olmaksızın ilişkilerdeki kötüleşme tasa ve kedere kadar ulaşabilir:

Bizi bir araya getiren şeyin bilgi olduğuna dikkat etseydiniz

Bilginin akıl sahipleri nezdinde bir sorumluluk olduğunu görürdünüz

Ayıbımızı bulmayı ne kadar da çok istiyorsunuz!

Ancak ayıbımızı bulmakta aciz kalıyorsunuz

Ne Allah’ın hoşuna gider

Ne de cömertliğe yakışır bu yaptığınız…