Popülizm… Söylem ve kamçı
Olgular ve politik akımlar, fikir – eylem bazında tek düze değillerdir. Komünizm uzun yıllar boyunca Bolşevik devriminin Rusya tarafından şekillendirilmesinden, güçlü bir entelektüel ve politik güce dönüştürülmesinden önce kapalı forumlarda elitlerin dillendirdikleri fikirler, sloganlar ve tez
Olgular ve politik akımlar, fikir – eylem bazında tek düze değillerdir. Komünizm uzun yıllar boyunca Bolşevik devriminin Rusya tarafından şekillendirilmesinden, güçlü bir entelektüel ve politik güce dönüştürülmesinden önce kapalı forumlarda elitlerin dillendirdikleri fikirler, sloganlar ve tezahüratlar şeklinde devam etmiştir. Faşizm, Nazizm ve şovenist ideolojiler, birçoğunu silip süpüren coşkun nehirler gibiydi. Emperyalizm, milliyetçilik, gericilik, ilericilik, yazılı, işitsel ve görsel medyada sıkça yer alan kavramlardı.
Politika, motive edici motoru temsil eden, yakıtı insanlar ve fikirler olan, konuşma ve pratik tezahürlerinde ortaya çıkan canlı bir organizmadır. Dünyanın birçok ülkesinde eğitim seviyesinin yükselmesi ve yaygınlaşması, medyanın gücüyle insanlar ve kimlikler arasındaki sınırların kırılması ile birlikte, “kamuoyu” benzeri görülmemiş bir güce ve olguya dönüşmüş ve pek çok ülkede politik tercihler inşa eder hale gelmiştir. Bugün “popülizm” kelimesi siyaset ve medya alanında en çok kullanılan kavramlardan biri olmuştur. Basit ve doğrudan analizini yapmak gerekirse; halkın geniş kesiminin özlemlerine dokunan söylemleri egemen kılarak bir trendi harekete geçirmektir. Bunu yaparken de parlamento aracılığıyla gücü tekelleştiren politik aktörlere ve onun iktidarlarına güvenmemektedir. Bu yeni olgunun tezahürleri, halkın hedefleri, dili ve hedef sektörleri açısından bir dönemden diğerine farklılık göstermektedir. Diktatörler, dünyanın birçok yerinde farklı zamanlarda ve yerlerde söz konusu popülist söylem paketini formüle etmede başarılı oldu.
Lider, söylem fırtınası orkestrasını halkın duygularını harekete geçirecek bir tarzda yöneten ve bunu politik bir tercihe dönüştürebilen kişidir. Bu tercih, liderin hedeflerine hizmet etmeli ve mutlak otoritesini sağlamlaştırmalıdır.
Popülist ateş, kitlelerin heyecanını tutuşturacak oduna sahiptir. Bu durumda sloganlar aklın gerisine düşer, tarih yeniden canlanır ve ulusal kimliğin özellikleri yeniden çizilir. Popülist liderler, anavatanı ezilenlerin yurdu olarak tasvir eder, ona göre düşmanlar her an buraya yönelik komplo kurmaktadır ve insanların onurları çiğnenmektedir. Bu söylemlerle insanların akılcı düşünce ve hesaplamalara dayanması engellenmekte, inançları ve geleneksel düşünce yapıları tek bir tarafa yönlendirilmektedir. Lider, ağzından akan ve heyecanlı kalabalığa uzanan bir söylem ipliği örer ve mesajlarını beden dilinin oluşturduğu muazzam bir enerjiyle aktarır. Benito Mussolini, tiranlığı eski Roma tarihinin sütunları üzerine dayanan popülist bir liderdi. Antik tarihinden İtalyan aklını yeniden şekillendiren müthiş bir güç elde etmeyi başarmıştı. Faşist parti on binlerce vatandaşı Roma’daki Venedik Meydanı’na topladıktan sonra kendisi de oraya geldi ve saatlerce orada dururdu. Duce, asabi duygularla haykırarak uzun bir konuşma yapardı. Kollarını göğsüne koyardı. Bazen dakikalarca sessiz kalırdı. İtalya’yı süper bir imparatorluğa dönüştürecek hülyalarda dolaşıp dururdu. Kalabalıklara büyük zaferler vaat ederek savaş kararlarını açıklardı. Farklı faaliyetlerde gözükürdü, çiftçilerin tarlalardaki mahsul hasadına katılır, inşaat projelerinde işçiler arasına dolaşırdı.
Küçük subay olan Adolf Hitler, büyük Almanya felsefesini canlandırarak ve Alman karakterinin şovenist bağnazlığının çatısını yükselterek Alman karakterini yeniden inşa etmeyi başardı. İkinci Dünya Savaşı’nda Almanya’nın yenilmesine, ağır bir tazminat ödenmesine ve ordusunun yıkılmasına neden olan gazap ateşinin fitilini bizzat kendisi yaktı. Yahudiler en başta olmak üzere yeni düşmanlar icat etti, partisini ve medyayı intikam aletine dönüştürdü. Etkili beden dili, yüksek bir tonda devam eden hitabeti, halkın Führer’in yaptığı şeylere teslim olmasını sağlardı. Lider, medya ve parti mekanizmaları aracılığıyla popülist söylemlerin yükseldiği tüm dönemlerde bu söylem, halkın sağlıklı düşünme kabiliyetini ortadan kaldıran, liderin kendi hedefine, en başta da mutlak güce ulaşması için politik ve askeri sistemleri harekete geçiren korkunç bir kamçıya dönüşür. Popülist lider, vatanın ve onun varlığının kimliğini çevreleyen tehlikeleri abartır ve düşmanları yenmek, zafer, rönesans, ilerleme gibi şeyleri elde etmek için ulusal yeteneklerinin muhteşemliğinden dem vurur durur.
İkinci Dünya Savaşı’ndan ve korkunç sıkıntılarından sonra politik ve hatta fikri popülizm azaldı. Avrupa’da yeni bir zihniyet, yeni bir politik ve sosyal gerçeklik doğdu. Özellikle Batı Avrupa, özgür dünya olarak bilinen sisteme entegre olarak ABD ile ittifak yaparken Doğu Avrupa sosyalist blok ile irtibat kurdu. Üçüncü dünya ülkelerinin bağımsızlığından sonra rejimler farklı popülist sloganlar benimseyerek ortaya çıktı. Çin’in tarihi lideri Mao Zedong, zaferlerini milyonlarca insanın bir araya toplanmasını sağlayan hitabet silahının yanı sıra askeri bir güçle de gerçekleştirdi. Pekin’e gelişinden ve Komünist Parti’nin egemenliğini sağlamlaştırmasından sonra kırmızı kitabını çıkardı. Bu da popülizmin gücünü temsil eden politik ve ideolojik bir “muska”ya dönüştü. Sloganlar geliştirdi ve bunu şiddet politikalarına dönüştürdü. Çinlilerin yaşam tarzını değiştirmek için “Kültür Devrimi” gerçekleştirdi ve Komünist Parti’nin önde gelen siyasi liderlerini devirdi. Daha sonra büyük maceralara atıldı. Asya’dan Latin Amerika’ya, oradan Afrika’ya uzanan üçüncü dünya, söylemleri ve politikaları farklı birçok popülist rejim ortaya çıkardı. Batista’nın yönetimini silahlı bir isyanla deviren Fidel Castro, saatlerce süren konuşmalarıyla popülizmin söylemini bir süreliğine kapmıştı. Mutlak sosyal adalet umutları ve vaatleri dağıttı, emperyalizmin yenilgisini haykırdı. Öyle ki çığlıkları Latin Amerika ve ötesinde yankılandı.
İmparator Haile Selasiye’yi deviren Etiyopyalı lider Mengistu Haile Mariam, Marksist ideolojiyi benimsedi. Ülkedeki her şeyi buna göre dizayn etti. Büyük Addis Ababa Meydanı’nda saatlerce halka hitap ederdi ve kalabalıklar yorgun düştüğünde onlara dinlenmeleri için bir saat verirdi. Sonra da umut sloganları atar ve sömürgeciliğe karşı mücadeleyi ortaya koyan konuşmasına devam ederdi. Ülkede her şey çöktü ve kıtlık, çoğu hayaletlere dönüşen milyonlarca insanı harap etti. Hayatta kalanlar zulme uğradı, çoğu hapishanelere atıldı. İnsanlar sokağa çıkma yasaklarının hâkim olduğu bir ülkede yaşadı.
Venezuela’nın son devlet başkanı Hugo Chavez, kırmızı elbisesi ile popülizmin sembollerinden biridir. Televizyonda halka saatlerce hitap eder ve telefonla karşılıklı olarak konuşmalar yapardı. Adalet ve refah vaatleri dağıttı. Latin Amerika’da bir dizi ülkeye petrolü hibe olarak verdi. Bugün ülke kıtlığın pençesinde kıvranıyor, nüfusun bir kısmı ekmeğini kazanmak için komşu ülkelere kaçıyor. İran eski Cumhurbaşkanı Ahmedinejad’ın popülizm imajı daha naiftir. İnşaat ve temizlik işçilerinin çalışmalarına halkın önünde katılırdı. Yurtdışında seyahat ederken ve lüks otellerde kalırken yerde yatar, birkaç çeşitten oluşan yemeğini ofisine taşıyarak yerdi.
Bütün bu popülist söylem ve tutumlar gariban halkın yaşamında bir iyileştirme sağlamadı. Bu söylemler ortadan kayboldu ve sadece halkın ıstırabı kaldı. Bugün yeni olan şey, bu fenomenin Avrupa topraklarına güçlü bir şekilde geri dönmesidir. İtalya, Avusturya, Hollanda ve bazı Doğu Avrupa ülkelerinde görülmeye başlandı. İtalya’daki son seçimlerde iki popülist parti, Beş Yıldız Hareketi ve Kuzey Ligi kendini gösterdi. Kuzey Ligi, yabancılara karşı ve hatta İtalya’nın güneyine karşı bölgesel ırkçı söylemlere sahip… Son seçimin galiplerinden Beş Yıldız Hareketi halka mali imkânlar, vergi indirimleri ve sosyal yardımlar vaat ediyor. Ülke ise büyük bir finansal krizden muzdarip ve ciddi bir kamu borcu var. Kuzeydeki popülist söylem, Brüksel’in hegemonyasını, siyasi ve mali politikalara müdahalesini reddediyor.
Kuzey İtalya’daki bu popülist hareketin liderliğini yapan İçişleri Bakanı Salvini, İtalya’da yaşayan Romanları saymak istediğini söyledi. Hitler ve Mussolini’nin ırkçı politikalarını akla getiren bu söylem konusunda kendisi uyarıldı. Popülizmin tehlikesi, tehlikelere dikkat çeken, hayalleri kabartan söylem olmaktan çıkıp gücü elinde bulunduranın kamçısına dönüşmesindendir.