“Referandum bölgede istikrarsızlığı besliyor”

Abu Dabi: Musaid el Ziyani Şarku’l Avsat’a konuşan İngiltere’nin Ortadoğu ve Kuzey Afrika Resmi Sözcüsü Edwin Samuel, İngiltere’nin DEAŞ gibi karanlık örgütlerin hedefinde olduğunu ama bu durumun kendilerini terörizmi yenilgiye uğratacak ortak yaşam ilkesini yaymaktan alıkoyamadığını söyledi.

Abu Dabi: Musaid el Ziyani

Şarku’l Avsat’a konuşan İngiltere’nin Ortadoğu ve Kuzey Afrika Resmi Sözcüsü Edwin Samuel, İngiltere’nin DEAŞ gibi karanlık örgütlerin hedefinde olduğunu ama bu durumun kendilerini terörizmi yenilgiye uğratacak ortak yaşam ilkesini yaymaktan alıkoyamadığını söyledi.

Röportajda, Yemen’deki duruma da değinen Samuel, Husilerin kabul ettikleri müzakere şekline yardımcı olmadığını dile getirerek, İngiltere’nin Suudi Arabistan öncülüğündeki koalisyonun Yemen’e müdahalesini desteklediğini ifade etti.

Samuel, röportajda, ayrıca, İngiltere’nin 25 Eylül’de düzenlenecek Kürdistan Bağımsızlık Referandumu’nu desteklemediğinin altını çizdi.

Röportajın tam metni şöyle:

Öncelikle İngiltere’nin Körfez Krizine nasıl baktığını ve bu krize müdahale planı olup olmadığını sormak istiyoruz

İngiltere Körfez Bölgesi’ndeki gelişmelerden kaygı duyuyor çünkü Körfez Yardımlaşma Konseyi ülkeleri, İngiltere’nin stratejik ortaklarıdır. Sorunun daha fazla büyümemesi için Körfez’deki dostlarımızla iletişim halindeyiz. Ayrıca, Kuveyt’in arabuluculuk çabalarına da güçlü bir destek veriyoruz.

Yemen’de Husiler ve Ali Abdullah Salih’in her türlü barış görüşmesini reddetmesine ilişkin İngiltere’nin tutumu nedir?

Husiler, kabul ettikleri müzakere şekline yardımcı olmuyorlar. Yemen’de meşru yönetime dönüşün olmazsa olmaz olduğunu anlamaları lazım. Eğer kendi çaplarında bir rol oynamayı istiyorlarsa müzakerelere yönelik iyi niyetlerini göstermeleri gerekiyor. İngiltere açısından ana etmen Yemen’deki kolera salgınını durdurmak ve Yemenlilere insani yardım ulaşmasını sağlamaktır. Yemen dünya için her zaman bir kalkınma insani sorundu ama bu aralar sorun daha da büyüdü dolayısıyla Yemen’deki sorunun askeri çözümü yoktur. Esas sorunları düzeltirsek, İran gibi sorunları artırmak isteyen dış mihraklar kendilerine alan bulamayacaktır. Yemen sorunun çözülmesi noktasında İngiltere önemli bir diplomatik rol üstlenmektedir. Bu çabaların içinde sorunun etkin tarafı olan uluslararası ana aktörleri barışçıl çözüm için bir araya getirmek de var. İngiltere, bunun yanısıra, insani yardım alanında da önemli roller üstlenmiş ve Yemen’e en fazla insani yardım sağlayan üçüncü uluslararası güç olmuştur. Ayrıca, Yemen Cumhurbaşkanı Abdu Rabbu Mansur Hadi’nin isteğiyle ve Yemen’de yeniden meşru yönetimin iş başına gelmesi amacıyla yapılan Suudi Arabistan önderliğindeki koalisyonun Yemen’e yönelik askeri müdahalesini de desteklemektedir. Bu noktada, İngiltere’nin koalisyonun bir parçası olmadığını ve Suudi Arabistan’da alınan kararlarda ortak olmadığını, Yemen’e yönelik askeri operasyonlara katılmadığını belirtmekte fayda var.

Size Suriye hakkında da soru sormamıza izin verin. Birçok insan artık Suriye’deki durumun daha karışık olduğu konusunda hemfikir. Suriye sorunu için en iyi çözüm sizce nedir?

Suriye sorununa siyasi çözüm bulunmadıkça durumun çok zor olduğunu kabul etmeliyiz. Sorunun başından beri şunu söylüyorduk; Suriye krizi, eli Suriyelilerin kanlarına bulaşanlar dışında bütün Suriyelilerin katılacağı kapsamlı ve siyasi geçiş sürecini içinde barındıran bir siyasi çözüme ihtiyaç duyuyor. Milyonlarca insan mülteci konumuna düştü. İngiltere, bu mültecilere insani destek sağlanması hususunda başat rol oynamaktadır. Arapça eğitimi için 2007-2008 yıllarında Suriye’de yaşamıştım. Orada bütün Suriyelilerin etnik ve dini kimliklerine bakmaksızın birlikte yaşıyorlardı. Ama, ülkedeki durum İran, Rusya ve radikal militanlar gibi dış güçlerin müdahalesi ve içteki tarafların çokluğu yüzünden şimdi çok daha kötü. Beşşar Esed’in ülkeyi terk etmesi gerekiyor. Rusya’nın da Esedsiz siyasi geçiş sürecinin yönetilmesine katkı sağlaması şart. Suriye’de yaşanan beyin göçünün tersine çevrilmesi için DEAŞ’ın yenilgiye uğratılmasına ve siyasi geçişe ihtiyacımız var.

İngiltere, Irak Kürdistan’ındaki bağımsızlık referandumuna karşıt tutumunu sürdürüyor mu? Irak’ta istikrarın sağlanmasının yolu nedir?

İngiltere’nin bu konudaki tavrı açık. Irak Kürdistan Bölgesel Yönetimi’nin (IKBY) 25 Eylül’de referandum gerçekleştirme şeklindeki kararını desteklemiyoruz. DEAŞ’ın yenilgiye uğratılmasına yoğunlaşmamız gereken bu günlerde, referandum bölgedeki istikrarsızlığı besliyor. Bu nedenle İngiltere, Bağdat-Erbil ilişkilerinin geleceğini konuşmak için IKBY ve Merkezi Irak Yönetimi arasında diyalog görüşmeleri gerçekleştirilmesi çağrısı yaptı. Bu görüşmeler ön şart olmaksızın gerçekleştirilmeli ve iki taraf arasındaki bütün anlaşmazlıkları gidermelidir. Uluslararası Toplum da bu diyaloglara destek olmalıdır. Irak’ın birliğini ve aidiyetleri ne olursa olsun bütün Iraklıların birlikte yaşamasını sağlayacak bir Anayasa oluşturulmasını istiyoruz. Bağdat hükümetine bunu söylemeye devam ederek, Irak’taki şiddet çemberinin daraltılması üzerine yoğunlaşacağız. İngiltere olarak, DEAŞ karşıtı Uluslararası Koalisyon’un önemli bir parçasıyız ve Irak’ın, Müslümanları kullanarak terör uygulayan DEAŞ’tan kurtarılması yolunda önemli ilerlemeler kaydettik. Irak’ın meşhur toplumsal ve kültürel yapısının yeniden inşa edilmesi için her bir Iraklının üzerine düşeni yapması gerekir. Biz, sivillere yönelik saldırılar olduğunda Irak hükümetini uyarmaktan çekinmiyoruz.

Avrupalı yetkililer, İngiltere dahil tün Avrupa’da ‘İfade özgürlüğü’ adı altında yayılan kışkırtıcı beyanlara karşı dikkat edilmesi gerektiği söylüyor. İfade özgürlüğü ilkesine sığınan kışkırtıcılar nasıl belirlenebilir?

İngiltere’de ve diğer yerlerde, söz konusu kişilerin yardımlaşarak şiddet dilini yaymak istediğini görüyoruz. Yasaları çiğnediklerinde yargılanırlar. Fakat yasaları çiğnemiyorlarsa onlara karşı fikri mücadele veriyoruz. Bu bizim açımızdan bir çeşit ifade özgürlüğüdür. Teknolojik aletler elbette önemli fakat söz konusu insanların takip edilmesi teknolojik cihazlarla yapılamaz. Şiddet ve nefret dilini kullanan bazı insanlara karşı herkesin haklarının korunduğu bir ortamda yaşayan gelişmiş ve refah içindeki bir toplum ve bu toplum tarafından verilecek fikri cevaplara ihtiyacımız var. Biz bu anlamda İngiltere’deki çoğulcu yaşamla gurur duyuyoruz. Sayın Başbakan Theressa May’in dediği gibi radikal fikirlerin yenilgiye uğratılması çağımızın en zor işlerinden biri radikal yönelimler sadece askeri yöntemlerle yenilgiye uğratılamaz. Bu fikirleri, insanları bu tarz fikirlerden uzaklaştırarak ve onlara ilkelerimizin radikallerin davat ettikleri fikirlerden dha önemli olduğunu anlatarak yenebiliriz.

İngiltere’nin ülke içinde nefret ve şiddet söylemine karşı mücadele stratejisi var mı?

İngiltere hükümeti, Radikalizm’e karşı kararlı bir mücadele sürdürmekte, çeşitli vesilelerle mutedil fikirleri özellikle dini ve toplumsal alanlarda desteklemektedir. Aynı zamanda, radikalleri engelleyerek, radikal fikirleri yayarak zarar veren öne çıkmış aktivistlere karşı ısrarlı bir hukuki süreç işletmekte, birbirine daha bağlı ve daha anlayışlı bir toplum inşa etmeye çalışmaktadır. İngiltere’deki yaşam kültürümüzün DEAŞ gibi radikal örgütlerin hedefinde olduğunun tamamen farkındayız ama bu durum bizi, ortak ve çoğulcu yaşam kültürünü desteklemekten alıkoymamaktadır. Terörün yenilgiye uğratılması için terörün sebeplerini ve radikallerin daha düşük ekonomik ve toplumsal şartlarda yaşayan insanları nasıl radikalleştirdiklerini iyice tahlil etmemiz lazım. Bu suçluların kurbanları çoğu zaman yine radikaller olmaktadır. Bizler dini ritüellere saygılı bir yaşam tarzına ihtiyaç duyuyoruz. Ama aynı zamanda bu yaşam tarzının gençleri bozuk inançlara düşmekten koruması gerekmektedir. Başta Suudi Arabistan olmak üzere, müttefiklerimizden bu konuda çok şey öğrenebiliriz.