Referandum sonrası Kürdistan

DEAŞ örgütünün Irak topraklarının üçte birine egemen olmasından parlamentonun Irak hükümetinden birçok bakanı görevinden uzaklaştırmasına ve dünyada benzerine nadir rastlanan yolsuzluk sorununa kadar Irak, her defasında daha zor ve daha karmaşık krizlerden geçiyor. Bugün bağımsızlık konusunda Kürt b

DEAŞ örgütünün Irak topraklarının üçte birine egemen olmasından parlamentonun Irak hükümetinden birçok bakanı görevinden uzaklaştırmasına ve dünyada benzerine nadir rastlanan yolsuzluk sorununa kadar Irak, her defasında daha zor ve daha karmaşık krizlerden geçiyor. Bugün bağımsızlık konusunda Kürt bölgesel yönetiminin referandum yapmasıyla birlikte yeni bir krize tanıklık ediyoruz.  Arap dünyasında dar görüşlü kararları ve politikaları harekete geçiren duyguları bir kenara bırakıp referandumun ne anlama geldiğine ve referandumdan sonraki sürecin ne olacağına yoğunlaşalım.

Referandumun kendisi bir problem değildir. Referandum, ne Irak ne de Kürdistan bölgesi için hukuki bir zorunluluktur. Aynı zamanda referandum, amaç da değildir. Aksine referandum, sadece bağımsızlığa ulaştırabilecek siyasi hedefleri gerçekleştirmek için bir araçtır. Fakat yapılan referandum, siyasi uzlaşmanın olması gereken Irak’ın siyasi sürecinde yaşanan yeni bir gerilemenin kanıtıdır. İşte bu aşamada Kürt liderler tek başlarına değildirler. DEAŞ’a karşı yürütülen operasyonların sonuna yaklaşıldığı bir vakitte tek taraflı ve gerilime rağmen alınan kararlar, Irak’ta izlenen politikaların başında yer alıyor. Bir yandan silahlı gruplar, Irak topraklarına zorla egemen olmak için adımlar atarken diğer yandan önümüzdeki yıl yapılacak olan parlamento seçimlerinin zamanı yaklaşıyor. Siyasi taraflar, gelecek dönemde siyasi sermaye kazanmak için de facto bir durum dikte etmeye çalışıyorlar.

Kürdistan bölgesinde yapılan referandumun Irak ve bölge düzleminde büyük ve tehlikeli sonuçları var. Öncelikle referandum, 2003’ten beri Irak’ı yöneten ana güçler(iki Kürt parti ve Şii dini partiler) arasındaki siyasi sözleşmeyi bozuyor. Yeni ittifaklar netleşmeden gelecek dönemde siyasi sürece devam etmek için söz konusu güçlere yeniden itimat edilebilir. Ayrıca referandum, tüm eşkâliyle Irak sokaklarını galeyana getirerek kendisini Irak’ta kalmaya mecbur hisseden ve bağımsızlık isteyen Kürtlerle Kürdistan bölgesinin Irak içerisinde kalmasını isteyenler arasında ayrılığı artırıyor. Kürdistan bölgesinin Irak içerisinde kalmayı reddedişi tuzak olarak görülüyor. Bu kesin süreçle ilgili iki tarafın arasını birbirine yakınlaştıracak görüşlerin olmaması, çatlağın kapanmasını zorlaştıracaktır.

Bölge düzleminde ise referandum, Türkiye ve İran’ın siyasi, iktisadi ve en kötüsü de askeri bakımdan farklı tavırlar sergilemesine neden olabilir. Bu da sonuçlarının tahmin edilemeyeceği bir çatışmaya götürebilir. Bir bölge silahlarla, içeriden ve dışarıdan gelen gruplarla dolduğunda ve bu gruplar kaosun artması için her fırsatı değerlendirmek istediğinde işte o vakit vahim sonuçlar ortaya çıkabilir.

Kürt realitesini anlayan herkes, söz konusu bağımsızlığı istemeyen komşu ülkeler tarafından Kürdistan bölgesinin kuşatıldığını bilir. Türkiye, İran ve Suriye’nin bir sonraki adımı (bağımsızlığı ilan etmek) engellemek için referanduma karşı sert tutumlar benimsemeleri tuhaf bir şey değildir. Irak hükümetinin ise böyle bir adıma karşılık vermemesi beklenmez ya da böyle harekete karşılık vermemesi mantıklı değildir. Kürt yönetimi, referandumun yapılacağını Temmuz ayından itibaren ilan etmişti. Tüm taraflar, referandumu ertelemek ya da bu konuda ikna edici şeyler yapmak için o zamanlar önemli çabalar gösterselerdi belki de bugün durum farklı olabilirdi. Fakat Irak’ta adet olduğu üzere hep son anda harekete geçiliyor.

Pek çok kimse, ABD ve Birleşmiş Milletlerin(BM) referanduma karşı çıkmasına rağmen Kürt yönetiminin neye dayanarak referandum yapma kararı aldığını merak ediyor. Nitekim bölgedeki güçlü ülkeler, böyle bir karara açıktan ya da gizli olarak karşı çıkıyor. Referandum, sadece içerideki siyasi meselelerle mi ilgili yoksa daha sonra bağımsızlık için uygun bir zamanın olmayacağından dolayı mı böyle bir karar alındı? Referandum, DEAŞ’a karşı yürütülen savaş ortamında Irak’ın içinden geçtiği vaziyeti, Suriye’ni zayıflığını ve Ortadoğu’da meydana gelen değişimleri istismar etmektir. Bağdat’la anlaşmanın başarısız olmasından sonra böyle bir kararın alındığı dışında Kürt siyasetçilerden referandumla ilgili başka hiçbir açıklama duymadık.

Son aylarda Irak, halkın DEAŞ’a karşı ortak bir tutum sergilediğine şahit oldu. Tek bir düşman, halkın farklı kesimlerini bir araya getiriyor. Kürdistan bölgesinin DEAŞ saldırıları sebebiyle Musul, Ramadi ve diğer yerlerden gelen göçmenleri karşıladığı zaman ciddi bir memnuniyet ve minnettarlık ifadeleri dile getirilmişti. Aynı zamanda Irak Başbakanı Haydar İbadi, askıya alınmış pek çok siyasi konuları çözüme kavuşturmak için çaba sarf etti. Irak silahlı kuvvetleriyle Kürt Peşmerge güçleri DEAŞ’a karşı ilk kez yan yana savaşıyorlardı. Fakat bu gelişmeler, siyasi ve iktisadi krizlerin kötüleşmesiyle birlikte ve Irak’ın geleceği için hep birlikte nasıl hareket edileceği konusunda farklı görüşlerin olmasından dolayı genel havayı sakinleştirmeye yetmedi.

Irak’taki Kürt otoritelerine tüm yetki ve siyasi desteği veren ABD’nin şaşırması garip bir durumdur. Şimdi Erbil, bağımsızlığa doğru ciddi bir adım atmak için kararlar alıyor. Nitekim yerel seçimlerin icra edildiği kuzey Suriye’deki gelişmeleri hazırladığı gibi bu süreci de Washington hazırladı.

Referandumdan sonraki süreçte Irak’ın ortak yaşamaya ya da tarafların üzerinde ittifak ettikleri bir ayrılığa dostça karar vermek için sağduyulu fikirlere ihtiyacı var. Bu fikirlerin Irak içerisinden olması gerekiyor. Irak’ta çıkarları olmasına rağmen bu noktada Tahran ve Ankara’nın arabuluculuk yapması mümkün değildir. Her şeyden önce sakin bir adım atılıp sonradan onarılması zor problemlere neden olabilecek radikal kararların alınmasından uzak durulmalıdır. Irak hükümetinin Kürdistan bölgesini soyutlamak yerine bölgede yaşayan herkese Irak halkından birisi gibi davranması gerekiyor. Kürt yönetiminin ise, son haftalarda yaşanan gerilimlerden sonra Bağdat’la köprüleri inşa etme isteğini yeniden göstermesi gerekiyor. Bu kapsamda BM, Irak’ın sınırlarını ve Irak sınırları içerisinde yaşayanları korumak için önemli bir rol oynayabilir. Kürdistan bölgesinde yaşayanlara karşı ekonomik ambargo uygulamaktan bahsetmek, daha fazla sıkıntıyı hak etmeyen bir halk için adil bir davranış değildir.

Bir sonraki süreçte kararlar alınırken ister Arap, Kürt, Türkmen ya da isterse başka bir etnik kökene sahip olsun insanın merkeze konulması gerekiyor. Daha fazla kan ve savaşa gerek yok. Silahlar, tahribattan başka bir şey getirmez.