Ruhani’nin Suudi düşmanlığı

Mayıs ayında Hasan Ruhani İran’ın Cumhurbaşkanlığı’na yeniden seçildiğinde İran rejimi, Ruhani’nin ‘reformcu’ başkan olduğunu ve yeniden seçilmesinin Tahran’ın bölge ve dünya ile ilişkilerinin restore edilmesi anlamına geldiğinin propagandasını yaptı. İran’ın reformcu veya radikal akımlarını b

Mayıs ayında Hasan Ruhani İran’ın Cumhurbaşkanlığı’na yeniden seçildiğinde İran rejimi, Ruhani’nin ‘reformcu’ başkan olduğunu ve yeniden seçilmesinin Tahran’ın bölge ve dünya ile ilişkilerinin restore edilmesi anlamına geldiğinin propagandasını yaptı. İran’ın reformcu veya radikal akımlarını bir yana bırakalım, tecrübeyle sabittir ki, İran’ın Cumhurbaşkanlığı’na kim gelirse gelsin, İran’ın yıkıcı bir tek dini lideri olacaktır. O da Suudi Arabistan Veliahtı’nın Yeni Hitler olarak tanımladığı Hameney’dir. Diğer taraftan, tecrübeyle de sabittir ki, ‘reformcu’ olarak gösterilen Ruhani, İran’ın en radikal ve saldırgan başkanı olmuştur. Ruhani döneminde Suriye’de mezhepsel milisler yeniden canlandı, yarım milyon Suriyeli öldürüldü. Esad’ın kimyasal silah kullanımı desteklendi, Irak’ta Haşd-i Şabi milisleri kuruldu, komşularına daha fazla balistik füze fırlatıldı. Yemen’deki Husilere silah gönderildi, İran kurumları Bahreyn ve Kuveyt’teki terör hücreleri ile ilişki kurdu. Tüm bunların ardından, Ruhani, ülke televizyonuna verdiği bir röportajda; “Bölgede güvenliği sağlamaya çalışıyoruz ve güvenliğin, istikrarın bozulmasına yol açan sorunları kaldırıyoruz” açıklamasını yaptı. Tahran’ın, Devrim Muhafızlarının ve milislerinin yarattığı kargaşa ve istikrarsızlıktan daha fazla ne olabilir?!

Ruhani’nin, Suudi Arabistan’ın “dış ve iç yenilgilerini örtbas etmek için” İran’ı düşman olarak gösterdiğini iddia etmesi, ilginç. Ruhani’nin saçma ” iç yenilgilerinin” ne olduğunu kimse bilmese de, dış “yenilgiler”, İran’ın Suudi Arabistan sınırına yaklaştıkça, yanıtın kararlı ve acılı olduğunu Tahran bilmekte. Bahreyn ve Riyad, Tahran’ın Bahreyn topraklarını kontrol etme rüyasına ulaşmak için İran’ın tarihi çabalarını alt üst etti. Yemen’de, “Hizbullah” deneyiminin tekrarını önlemek için Suudi Arabistan Arap koalisyonunun öncülüğünü yapmıştır. Suudi Arabistan’ın Avamiye kentinde, Nimr El Nimr’in liderliğini yaptığı İran destekli terörün kolları kesilmiştir. Suudi Arabistan, İran Devrim projesine düşmandır, özellikle de bölgedeki jeopolitik mezhepsel projesine. Fakat bu düşmanlık, kesinlikle İran halkı veya İran Devletine yönelik bir düşmanlık değildir. Gerçek şu ki, Tahran’ın iddia ettiğinin tersine, İran, İsrail’e asla düşmanlık beslememekte, Suudi Arabistan’a bölgedeki bir numaralı düşman gözüyle bakmaktadır. İran, İsrail’e veya çıkarlarına karşı bir kurşun dahi sıkmamışken, her yerden ve her daim stratejisini, füzelerini ve milislerini Suudi Arabistan çıkarlarına karşı yönlendirmiştir.

Ruhani, “Bir veya iki devlet hariç, bölge ülkeleri ile daha iyi ilişkilerimiz var” dedi. Yalan ve iki yüzlülüğün alası! Aslında tam tersini söylemek istedi dememiz gerek, zira Tahran’ın ilişkileri sadece Esad rejimi, Irak, Hizbullah’ın kontrol ettiği Lübnan, Katar ve Umman’la iyi sayılır. Arap ülkelerinin geri kalanı, yani Suudi Arabistan, Birleşik Arap Emirlikleri, Bahreyn ve Yemen’den Mısır, Sudan, Fas ve Cibuti, ilişkilerini kesmese de, İran’ı en büyük tehlike olarak görüyor. Diğer Arap ülkeleri de İran’la “daha iyi” bir ilişkiye sahip değil. Hatta ilişkilerini dondurmuş olduğunu söylemek daha doğru olur.
Ruhani ve dini liderinin gizleyemediği bir İran stratejisi var; Devrimin devletten daha önde gelmesi. İran dava olarak davranmakta, devlet olarak değil, zira, Devrim Muhafızları devlet kurumlarını, başta Cumhurbaşkanlığı kurumu olmak üzere, dış ülkeler içinde devrim maşası olarak kullanmakta. İran anayasasına göre, Ruhani Devrim Muhafızlarından sorumlu değildir. Devrim Muhafızları kurum olarak, İran İslam Devrimi Üst Komutanı olan (dikkatinizi çekerim, Dini Lider cumhurbaşkanı değil, devrim komutanıdır) dini liderin tasarrufu altında olup, cumhurbaşkanı da dini liderin altındadır. Bu tür anlayış dünyanın hiçbir ülkesinde bulunmaz. Dolayısıyla bu rejime karşı gelmek ve çatışmak, rejimin yıkıcı ideolojisinin getirdiği bir sonuçtur. Bu gerçek, Ruhani ve rejiminin çok sevdiği tüm kelime oyunlarına rağmen apaçık ortadadır.