Rusya’nın Suriye’de yaşadığı 3 sarsıntı

Moskova, Suriye’de bir aydan kısa bir süre içerisinde 3 sarsıntı yaşadı. Moskova, Hmeymim Hava Üssü’yle Tartus Deniz Üssü insansız hava araçlarıyla (drone) saldırıya maruz kaldığı zaman birinci sarsıntıyı askeri anlamda yaşadı. Rus basın organları, saldırının Hmeymim’deki hedeflere tam olarak isabet

Moskova, Suriye’de bir aydan kısa bir süre içerisinde 3 sarsıntı yaşadı. Moskova, Hmeymim Hava Üssü’yle Tartus Deniz Üssü insansız hava araçlarıyla (drone) saldırıya maruz kaldığı zaman birinci sarsıntıyı askeri anlamda yaşadı. Rus basın organları, saldırının Hmeymim’deki hedeflere tam olarak isabet ettiğini ve 7 savaş uçağının devre dışı kalmasına neden olduğunu belirtti. Dikkat çekici durum ise söz konusu saldırının Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin’in Hmeymim Üssü’nü ziyaret etmesinden ve Suriye savaşıyla ilgili zaferini ilan etmesinden haftalar sonra gerçekleşmesiydi. Bu saldırının askeri zaferini ilan etme konusunda acele ettiğine dair Kremlin’e yönelik bir mesaj olduğu ifade edildi. Bu arada imkânlar elverse silahlı Suriye muhalefeti, belki de ana üslerine ulaşarak Moskova’nın askeri gücünü kırabilir.

İkinci sarsıntı ise tamamen siyasi nitelikliydi. Zira etkin bölgesel devletlerle birlikte büyük devletler, Müzakere Yüksek Kurulu’nun boykot ettiği Soçi Konferansı’na uluslararası meşruluk vermeyi reddetti. Bu da konferansın Soçi’de Rus müdahalesini destekleyenleri ve Esed çatısı altında çözümü kabul edenleri bir araya getiren rejim yanlılarıyla muhalifler arasında bir toplantıya dönüşmesine neden oldu. Moskova, heyetler daha Soçi’ye ulaşmadan önce, ABD, Fransa, İngilte ve diğer bölgesel devletlerin, Suriye çözüm planını deklare etmesinden sonra, uluslararası toplumun siyasi meydan okumalarıyla karşı karşıya kaldı. Öyle ki söz konusu çözüm planı, Cenevre müzakerelerine ve uluslararası meşru kararlara yeniden itibar edilmesini sağlıyor.

5 ülkenin planı, Esed’in gidişini, geçiş sürecine ve seçimlere bağlamasına rağmen söz konusu plan, cumhurbaşkanının yetkilerini hükümet ve parlamentoya devretmeye çağırıyor. Ruslar, Suriye’deki çıkarlarının cumhurbaşkanının gözetiminde kalması gereken askeri istihbarat örgütüne bağlı olmasından dolayı bunu reddediyor. Moskova’ya göre yetkileri olmadan Esed’in kalmasını kabul etmek, Suriye’de ve Suriye’nin geleceğinde Rusya’nın rolüne karşı tutumlarını garantilemesi mümkün olmayan hükümet ve parlamentoyu kabul etmekle eşdeğer değildir. Bunun için Rus diplomasisi, söz konusu önerinin Soçi Konferansı’nın içini boşaltmaya yönelik bir girişim olduğunu vurguladı.

Üçüncü sarsıntının nedenleri ise Rus yönetiminin stratejisidir. Suriye’de uçaksavar füzelerinin yeniden kullanılması halinde bu strateji, gelecek zorluklarla ilgili olarak içeride tartışmaların başlamasına neden olacak. Soruşturmalar sonucunda Rus Su-25 savaş uçağını düşüren füzenin Amerikan “stinger” füzesi olduğunun kanıtlaması halinde bu durum, Suriye savaşı konusunda Rusya’nın endişelerini artıracaktır. Bu da bu tür bir füzenin muhaliflere nasıl ulaştığı hakkında soru işaretlerine yol açıyor. Bu durum, Rusların askeri taktiklerinin pek çoğunu değiştirmeye mecbur bırakacak ve bu tür ölümcül füzelere maruz kalma endişesinden dolayı Rus savaş uçaklarının yüksek irtifada uçmasını zorunlu hale getirecektir. Bu da uçakların manevra kabiliyetini ve hedefleri kolay bir şekilde vurma gücünü kaybetmesine yol açacaktır. Bu durum, silahlı muhaliflere İdlib’e karşı Rusya’nın havadan ve İran’ın da karadan yaptığı saldırılar karşısında direnmelerine yardım edecek iyi bir savunma pozisyonu sağlayabilir.

Şu an Moskova için endişe verici şey şu ki muhaliflere bu tür füzeyi veren ya da kullanmaları için kendilerine müsaade eden taraf, teröristlerin Suriye’de hezimete uğratılmasından sonra ’stinger’ın DEAŞ veya El Kaide’ye ulaşma korkusunun bittiğini ve birçok devletin DEAŞ terörü kadar tehlike teşkil ettiğini belirttiği başka bir tarafa Rus uçaklarının hava koruması sağlamaya başladığını dile getirebilir.

2012 yılında Suudi Arabistan Dışişleri Bakanı merhum Prens Suud Faysal, 100’den fazla devletin katılımıyla Tunus’ta düzenlenen “Suriye Halkının Dostları” konferansının sonuç bildirisine itiraz etmişti. Öyle ki Batılı devletler, Rusya ve İran’ın himayesinde Esed’in kullandığı ölüm mekanizmasına karşı koymasına yardım edecek nitelikli silahlarla Özgür Suriye Ordusu’nun donatılmasını reddetti. Bu da büyük miktarda yıkıma sebebiyet verdi ve Esed’in Batılı devletlerin gözü önünde Suriye halkının maruz kaldığı toplu katliamları gerçekleştirmesine olanak tanıdı. Zira Batılı devletler, radikallerin eline geçebilir bahanesinden dolayı muhaliflerin karadan havaya füzelerle donatılmasını kabul etmedi. Bu da Esed’in Rusya’nın yardımıyla hava sahasında üstün olmasına ve kentleri kent sakinlerinin başlarına yıkmasına neden oldu. Bu durum, sahadaki askeri denklemin İran ve Esed’in yararına dönüşmesine yol açtı. Ancak “Sukhoi” hadisesi, Rusları yeniden Afgan tecrübesinin esirleri yapacak yeni bir boyut almaya başlıyor. Öyle ki ABD Başkanı Ronald Reagan yönetimi, askeri denklemi tersine çeviren ve Sovyetlerin Afganistan’dan yenik olarak çıkmasına neden olan “stinger” füzeleriyle Afgan mücahitleri donatmaya karar verdiği zaman Afganlar, denklemi tersine çevirerek Afganistan’ı 7 yıl işgal ettikten sonra Sovyet ordusunu yenmeyi başardılar.

Çatışmasızlık anlaşmaları ve çatışan güçler arasındaki nüfuz bölgeleri Afrin ve ötesinde devam ederken önümüzdeki günler, Rusya’nın ‘stinger’a yönelik yanıtıyla Washington’un Esed’in klor gazı kullanmasına yönelik hazırladığı yanıt arasında sürprizlerle doludur.