Ürdün: Yeni hükümet ve eski zorluklar!

Ürdün Hani el-Mulki hükümeti, parlamento tarafından ya da halkın baskısıyla devrilen ilk hükümet değil. “Danışmanlar Meclisi” adıyla 1921’de kurulan Reşid Tali’ hükümetinden bu yana bu alanda birçok tecrübeler yaşandı. Bunlardan en önemlisi, 1989’daki Zeyd el-Rufai hükümetinin devrilmesi

Ürdün: Yeni hükümet ve eski zorluklar!

Ürdün Hani el-Mulki hükümeti, parlamento tarafından ya da halkın baskısıyla devrilen ilk hükümet değil. “Danışmanlar Meclisi” adıyla 1921’de kurulan Reşid Tali’ hükümetinden bu yana bu alanda birçok tecrübeler yaşandı. Bunlardan en önemlisi, 1989’daki Zeyd el-Rufai hükümetinin devrilmesidir ki 1956 ve 1957’de başlayan Ürdün tarihindeki en parlak demokratik tecrübeye dönüşü ifade etmektedir. 1949’daki Hüsnü Zaim darbesiyle başlayıp 1970’deki Hafız Esed darbesi ile sona eren ve bu bölgedeki bazı ülkeleri vuran askeri darbeler engel olmasaydı, köklü demokrasilere sahip ülkelerde olduğu gibi bu demokratik süreç gelişmeye devam edebilirdi.

Aslında, 1950’lerin ortalarında babası başbakan olan -Ürdün’ü “Arap ulusunda bir diken” olarak tanımlayarak bir hata yapmış ve bu nedenden dolayı görevinden alınmıştı- Dr. Hani el-Mulki hükümetinin devrilmesi, ne yeni gelir vergisi yasası ne de Uluslararası Para Fonu’nun (IMF) baskılarına boyun eğme nedeniyle değildir. Bilakis bütün bunlardan önce, 2011’de Tunus’ta başlayan sözde Arap Baharı’nın ortaya çıkmasından bu yana son yedi yıldır Ürdünlülerin kendi ülkelerinde yaşadıkları büyük gerginlik durumu, son zamanlardaki barışçıl protestolara yol açmıştır. Başta İran müdahaleleri olmak üzere, yabancı müdahaleler bunu farklı mecralara götürmek istemişlerdir. El-Mulki hükümeti, yeni gelir vergisi yasasını yürürlüğe girdirmek ve Uluslararası Para Fonu’nun tüm talimatlarını uygulamakla hiç şüphe yok ki büyük bir hata yapmıştır. Bütün bunlara rağmen, özellikle de başta Suriye olmak üzere gerilimlerin yaşandığı bir dönemde, Ürdünlüleri kışkırtmaktan ve “Ürdün sokağı” ile çatışmaktan kaçınmayı başarabilirdi. Suriye’deki kaotik durumu görüyoruz, giderek trajik bir hale geliyor ve sonunda bölünmeye gideceği kanaati hakim olmaya başladı.

“Arap Baharı” üzerinden geçen yedi yıl, Ürdün açısından tam bir yorgunluk yıllarıdır. Irak ve Suriye’den iki milyondan fazla mülteci geldi. Bu zor ve tehlikeli dönem boyunca Ürdün kapılarını çalan bir de terör tehdidi var. Bütün bunlara ek olarak, Filistin davası baş ağrıtmaya devam ediyor, zira Ürdünlüler için bu dava sadece ulusal bir mesele değil, aynı zamanda iç, ekonomik, politik ve güvenlik meselesidir, kısacası Ürdünlüler için her şeydir!

Hiç kuşkusuz, Suudi Arabistan, Birleşik Arap Emirlikleri ve Kuveyt’ten gelen dostane destek olmasaydı Ürdün’ün durumu daha da kötüleşebilirdi. Ürdünlülerin sokaklara çıkmaya, hükümetlerini tenkit etmeye ve hatta hakaret etmeye elbette ki hakları vardır, fakat iş ciddiye binip, yalnızca ülkelerinin güvenliği değil, aynı zamanda varlığı da tehlikeye girmeye başladığında, çok geçmeden geri adım atmayı bilirler ve hükümetleri en küçük taleplerini dahi karşılasa bu durumu da kabullenirler.

Dolayısıyla, Araplar ve diğerleri bilmeseler de, Ürdünlüler bu gibi hassas ve tehlikeli bir durumda, Ömer Rezzaz’ın seçilmesinin bilinçli bir tercih olduğunu bilirler. Bu atama, son protesto çağrıları ve sloganlara ve Ürdün halkının büyük bir çoğunluğunun arzularına cevap olarak geldi. Bir diğer ifade ile bu insanlar yüz ağarttılar ve başbakanın değişmesini sağladılar. Zira bir önceki Başbakan yeni bir şey ortaya koyamamıştı. Özellikle de bu kritik aşamada, sınırlı da olsa bir değişime ihtiyaç duyuldu. Yeni neslin istek ve beklentilerine cevap vermek için gerçek bir dönüşüme ihtiyaç var.

Burada, yeni Başbakanın donanımına ve akademik yeterliliğine ek olarak, çalıştığı farklı kurumlardan elde ettiği engin tecrübeye dikkat çekmek gerekir. Ürdünlülerin tamamı olmasa da büyük bir çoğunluğunun tanıyıp takdir ettiği bir aileden geliyor. Babası Dr. Münif Rezzaz gerçekten iyi bir üne sahip. Kendisi sert ve zor imtihanlardan geçmiştir. Birçok politik ve entelektüel eseri vardır ve bunları “acı tecrübe” başlığıyla yayınlamıştır. Ürdün’de bir süre tutuklu bir mahkûm olarak kalmasına rağmen, ulusal tutum ve inançlarına sadık kalmıştır ve bundan dolayı da başta merhum Kral Hüseyin olmak üzere Ürdün’deki üst düzey yetkililer kendisine büyük bir saygı duymuşlardır.

Şam’da doğan ve ailesi aslında Suriye Hama’ya mensup olan Dr. Münif Rezzaz’ın hatası, Baas Partisinin 1963 yılında iktidara gelişinden sonra, -kendisi Mişel Eflak, Salah Baytar, Ekrem Hurani ve Zeki Ersözi gibi partinin önemli isimlerinden biriydi- bu partideki en yüksek makamı elde etmek için Suriye’nin başkentine taşınması oldu. Ama onun güzel hayalleri, özellikle de “Arap birliği” hülyası, çok geçmeden, Şubat 1966’da gerçekleşen darbeden sonra hakikat duvarlarına çarptı. Ulusalcı üniter bakış açısını uygulama alanı olarak gördüğü başkentten kovuldu. Bu gerçekten acı bir tecrübe oldu. Partinin en yetkili kişilerinden biri iken gizlenen ve kovulan bir kişi haline gelmişti. Irak’a geçiş yeri olacak Ürdün’e kaçmıştı.

Yeni Ürdün başbakanının babası Münif Rezzaz’ın Irak’ta yaşadığı tecrübe Suriye’deki tecrübesinden daha acı oldu. Sonuç olarak kendisini, Irak eski Cumhurbaşkanı Saddam Hüseyin’le partizan, siyasi ve duygusal bir çatışmanın içerisinde buldu. Özellikle de 1979’da gerçekleşen idamlar sonrasında ki bilindiği üzere Abdülhalık Samarrai’nin de aralarında bulunduğu 40’dan fazla kıdemli Baas Partisi lideri idam edilmişti. Kendisi Bağdat’ta ölene kadar ev hapsinde tutuldu. Ciddi bir hastalığı olduğu ve tedavi edilmesini Saddam’ın engellediği söyleniyor. Diğer bir söylentiye göre ise; kendisine etkili bir zehir verilmiş ve sonu oldukça trajik olmuştu. Hâlbuki bu parti uğruna uzun bir müddet hapis yatmıştı. Bu partinin Arap Birliğini sağlayacağını ve böylece Arap ulusunun emellerini gerçekleştireceğini zannediyordu.

Önemli olan, bu aileden olan Ömer Rezzaz -erken yaşta ölen, yazar ve romancı olan ve Arap dünyasında tanınan kardeşi Munis’ten farklı olarak- Ürdünlüler tarafından, Ürdün’ün bir hazinesi olarak görüldü. Kardeşi de gerek Suriye gerekse Irak’ta babası Münif’den daha acı tecrübeler yaşadı. Hiçbir zaman Baasçı olmadı ve 60 yıllık ömründe bu partiye hiçbir zaman müntesip olmadı.

Belki de bu konuda söylenecek olan şey, Ürdün’ün 1921’de devlet olarak kurulmasından bu yana yaşadığı en tehlikeli aşamalardan birinde, Ürdün’ün yeni Başbakanına verilen destek, ne ailevi nesep ne de babasının Ürdünlüler arasındaki itibarı ile sınırlı değildir. Bilakis, her şeyden önce, bilimsel nitelikleri ve liyakati nedeniyledir. Bir önceki hükümette, gerek Eğitim Bakanı olarak gerekse Sosyal Güvenlik Kurumunda çalışırken ve yine Washington ve Beyrut’ta Dünya Bankası’nın eski müdürü olarak bulunurken elde ettiği başarılar bu desteğin kazanılmasında etkili olmuştur. Ayrıca Ürdün Teknik Ekibinin başındaki isim olarak, Ulusal İstihdam Stratejisini hazırlamıştır.

Ancak bütün bunlar dahi, Ürdün hükümetinin karşı karşıya kaldığı zor şartları hesaba kattığımızda, Ömer Rezzaz’ın başarılı olması için yeterli olmayabilir. Ürdün güvenlik açısından kritik bir durumda… Bölgenin durumu ise hiç de kolay değil ve hatta gün geçtikçe ciddi ve tehlikeli bir hal alıyor. Başta Suudi Arabistan olmak üzere Körfezdeki kardeşleri desteklemeseydi ülke zor ve kırılgan bir ekonomik koşulla karşı karşıya kalmıştı. Ülke hala birçok zorluk ve hastalıktan muzdarip durumda… Borçlar astronomik ve tehlikeli bir sınıra ulaşmış bulunuyor. “Arap Baharı”ndan sonraki gelişmelerle mücadele etmenin bir maliyeti oldu ve bu durum Ürdün ekonomisini zorlamaya devam ediyor. Özellikle de mültecilerin yükü her geçen gün artıyor. Ve terör, bu bölgenin karşı karşıya olduğu en büyük sorun olmaya devam ediyor. Buna ilave olarak bir de Filistin meselesi var ki Ürdünlüler, Filistinli kardeşleri gibi bu meseleyi kendi davaları ve ölüm kalım meselesi olarak görüyorlar. Elbette bu da bir yük getirmektedir.