ARAP DÜNYASI

Serrac ile Hafter ‘komutanın yetkileri’ konusunda uzlaşıya yakın

İtalyan hükümetinin geçtiğimiz günlerde ev sahipliği yaptığı Libya konulu uluslararası Palermo Konferansı’nın yankıları Libya siyasi sahnesini etkilemeye devam ediyor. Zira Ulusal Uzlaşı Hükümeti (UUH) Başkanlık Konseyi Başkanı Fayiz es-Serrac, ordunun komutanının yetki ve görevleri hususunda ulusal

Serrac ile Hafter ‘komutanın yetkileri’ konusunda uzlaşıya yakın

İtalyan hükümetinin geçtiğimiz günlerde ev sahipliği yaptığı Libya konulu uluslararası Palermo Konferansı’nın yankıları Libya siyasi sahnesini etkilemeye devam ediyor. Zira Ulusal Uzlaşı Hükümeti (UUH) Başkanlık Konseyi Başkanı Fayiz es-Serrac, ordunun komutanının yetki ve görevleri hususunda ulusal ordu komutanı Mareşal Halife Hafter ile yaşanan anlaşmazlığı çözme olasılığına dikkati çekti.

İtalya’nın Corriere della Sera gazetesi geçen perşembe günü verdiği haberde Serrac’dan şu bilgileri aktardı:

“Hafter, birleşik Libya ordusuna liderlik etmek istiyor. Ancak 2015 yılı sonlarında Fas’ın Suheyrat kentindeki Birleşmiş Milletler (BM) destekli barış anlaşması, başkanın da Libya ordusunun yüce komutanı olduğunu belirtiyor.”

Serrac’ın “Bir uzlaşı sağlayabiliriz” ifadelerini kullandığını belirten gazete konuya dair daha fazla ayrıntıya yer vermedi.

Fayiz es-Serrac, uluslararası toplumun milislere dair sorunları abarttığını belirterek herhangi bir Avrupa ülkesinde olduğu gibi birkaç silahlının kişisel korunma için başkent Trablus’ta hareket ettiğini savundu. Serrac ayrıca “ülkenin ve halkın seçim yasasını içeren bir anayasaya ihtiyaç duyduğunu ancak önümüzdeki yıl baharda yapılması kararlaştırılan başkanlık ve yasama seçimlerinin gerçekleştirilmesinin imkansız olduğunu” söyledi.

Trablus merkezli Devlet Yüksek Konseyi Başkanı Halid el-Mişri, Hafter’in Palermo Konferansı’na ‘ordunun yüce komutanı olma’ şartı koştuğunu söyledi. Mişri ancak İtalya’nın söz konusu talebi reddetme konusunda Serrac hükümetiyle ortak bir tavır sergilediğini aktardı.

Diğer taraftan 16 Kasım’da 80 göçmenin Panama bandıralı bir ticaret gemisinde mahsur kaldığı belirtildi. Geminin, başkent Trablus’un doğusundaki Mısrata şehrine araç taşıdığı ifade edildi.

Libya, gemide mahsur kalan yasa dışı göçmen krizini çözmek için çabalarını sürdürüyor. Gemilerdeki göçmen melesiyle ilgili komitenin de üyesi olan Libya Sahil Güvenlik Merkezi Amiri Tevfik Muhammed 16 Kasım’da konuya dair Alman Haber Ajansı’na (DPA) açıklamada bulundu. Muhammed açıklamasında şunları söyledi:

“Göçmenlerin gönüllü ve güvenli bir şekilde tahliyesine ilişkin istişareler müzakereleri sürdürmek için Mısrata mahkemeleri kurumunun temsilcisi olan Başsavcı Zerruk İbrahim liderliğinde Trablus’taki kamu savcılığı talimatıyla halen sürüyor.”

Göçmenleri yakın bir zamanda gönüllü olarak tahliyeye ikna edeceklerini söyleyen Muhammed, göçmenlerin gemi ambarlarında kötü psikolojik koşullar altında yaşadığını vurguladı. Tevfik Muhammed, Libyalı makamların meseleyi sonlandırmak üzere güç kullanma önerilerini reddettiğini belirterek konuya dair “Bu tür durumlarda güç kullanımının yanlış yorumlanmasından korkuyoruz” dedi.

Yaklaşık 94 göçmen, Mısrata’nın kuzeyinde Libya sahil güvenliği ile koordinasyon içinde kurtarıldıktan sonra gemiden ayrılmayı reddetmişti. Ancak daha sonra konula ilgili bir Libya komisyonu ve uluslararası kuruluşlar tarafından yürütülen müzakereler, bir kadın ve bir çocuk da dahil olmak üzere, 14 göçmeni geçen çarşamba günü gemiden tahliye etmeyi başardı. Göçmenlerin geri kalanlarının Avrupa’ya nakledilmesi veya kendi ülkelerine ya da üçüncü bir ülkeye gönüllü olarak gönderilmesi talep ediliyor.

Bir dönem DEAŞ’ın kalesi olarak bilinen Sirte’deki Libyalı aileler, terör örgütünün yaklaşık 1,5 yıl önce şehirden çıkarılmasına rağmen halen kayıp onlarca çocuğunu arıyor.

Sirte’deki Şehit Aileleri Koruma ve Kayıplar Komisyonu yetkilisi Salih Sultan, “Sirte halkından 66 kişi halen geri dönmedi. Akıbetleri bilinmiyor. Aileleri halen Libya’nın farklı bölgelerinde onları arıyor” açıklamasında bulundu.

Salih Sultan, geçen perşembe günü güvenlik birimleri ve görgü tanıklarına kayıpların akıbetlerini öğrenmek için Trablus ve Mısrata’daki yargı makamlarıyla koordinasyon sağlama çağrısında bulundu.

Sultan ayrıca DEAŞ militanlarının cesetlerinin iki yıldır kimlik ve uyruklarının belirlenmesi için Mısrata şehrindeki morglarda muhafaza edildiğini belirtti. Yetkili yaklaşık 700 DAEŞ üyesinin cesedinin halen Trablus Savcılığı’nın ‘Libya’da defnedilmesi ve başka bir bölgeye nakledilmesi’ kararını beklediğini vurguladı.

Trablus’un batısındaki Sabratha’da görev yapan DEAŞ Operasyonu Odası, geçen perşembe günü kaçırılan Sabratha Askeri Konseyi Başkanı Tuğgeneral Tahir el-Gharabli’nin akıbetine ilişkin açıklamalarda bulundu. Operasyon Odası, el-Garabli’nin şehirdeki güvenlik odasına bağlı unsurlar tarafından tutuklandığını ve ceza davaları suçlamasıyla karargaha sevk edildiğini belirtti.

Diğer taraftan Vadi el Selefiyye Tugayı Komutanı, el-Gharabli’yi “radikal olmakla” suçladı. Komutan, “Libya ordusunun genel liderliğine muhalif olmasının yanı sıra Sabratha’dan kovulan silahlı milislerle bağlantılıydı ve batı bölgesinin güvenliğini sürekli olarak istikrarsızlaştırmaya çalışıyordu” dedi.

Libya “el-Manassa” sitesi de el-Gharabli’nin Libya Şafak Yolculuğu Operasyonu liderlerinden ve Sabratha’yı kontrol eden taraflardan biri olduğunu belirtti. Sabratha’nın terör ve silahlı grupların beşiği haline dönüştürülmesine yardım ettiğini vurguladı.