Sert söylemler aşırılığı yayıyor
Belki de bu başlık, aşağıda tartışacağım şeylere dair yeni bir anlam ifade etmiyor. Güzel, o zaman nedir bu makalenin faydası? Meşgul olacakları bir şeyleri yokmuş gibi İnsanların vakitlerini mi harcıyorum? Hayır, kültürleri değişik, toplumları farklı ancak hedefleri aynı bazıları gibi –onlar çoğunl
Belki de bu başlık, aşağıda tartışacağım şeylere dair yeni bir anlam ifade etmiyor. Güzel, o zaman nedir bu makalenin faydası?
Meşgul olacakları bir şeyleri yokmuş gibi İnsanların vakitlerini mi harcıyorum? Hayır, kültürleri değişik, toplumları farklı ancak hedefleri aynı bazıları gibi –onlar çoğunlukta- yapmamayı temenni ederim. Bunlar güzellik adına ne varsa başkalarına tavsiye ederler, kötülük adına ne varsa yapmaktan da çekinmezler ve yapmadıkları şeyleri söylerler –tabii tersi de mümkün-, Duvarlar arkasında her türlü çirkinliği -ve bu yaptıkları, insanlar önünde söylediklerinin tam tersi şeylerdir- yapmayı kendilerine helal görürler.
En kötüsü de, bunların bir kısmı, bu tür çelişkili uygulamaları yaptıktan sonra Yüce Yaratıcının adına bir cami, kilise veya sinagogun minberlerinden insanlara seslenmektedirler. Aynı bağlamda bir çelişki daha dikkat çekicidir, zira bu erdem veya takva ya da siyaset tüccarları çok iyi biliyorlar ki bütün kulların Rabbi, açığa vurdukları şeyleri işitiyor, gizledikleri şeylere de muttali oluyor. Ve gece gizledikleri şeyler O’nun nuruyla açığa çıkar, gündüz ortaya koydukları şeyler semasında işitilir.
Ancak yine de bazıları kendilerini aldatmaya devam ediyorlar ve hatta bütün insanların Rabbini aldatmaya! Bile cüret ediyorlar. Örneğin, bir tanesi sesini bir caminin minberinden yükseltiyor, önünde oturan kulları haşlıyor, işaret parmağını bir sağa bir sola sallıyor ve önünde sessizce oturanları tehdit ediyor ve hiç kimde de onun sesini kesemiyor, sesini kesen de azarlanıyor. Bunlara katlanma nedeni; farz bir namaz cemaatle özellikle de camide kılınmadığında kabul olmamasından korkmasıdır. Sebepsiz yere camiye gitmediği zaman kıldığı namazı “boşa gitmiş namaz” olarak sayar. Bazı cami imamları var ki kendilerini farz namazları evlerinde kılanlardan üstün sayarlar, zira kendileri camide kılmaktalar ve kendilerini adeta cenneti kazanmış gibi görürler ve kıldığı namazı en faziletli olarak sayarlar. Sonra bunların bir kısmının Hz. Peygamberin (s.a.v.) şu sözünü tekrar edip durduklarını görürsün: “Gerçek Müslüman, Müslümanların elinden ve dilinden emin olduğu kimsedir.” Bilmez ki kendisini dinlemeye gelen Müslüman erkek ve kadınlara diliyle eziyet etmiştir. Gelmeseler olmaz, zira evde kılınan namazın Yaradan tarafından kabul edilmeyeceği şüphesi kalplerine atılmıştır. Bu din adamlarını dinleyen arkadaşım bana sordu:- Bu söylem şeklinin insanlar arasında aşırılığın/tutuculuğun yayılmasının nedenlerinden biri olduğunu söyleyebilir miyiz?
Cevap verdim: “Tahminim -yanılıyor da olabilirim- bunun cevabı: Evet. Zira insanlar arasındaki söylem dilindeki bu sertlik, insanların nasların kaynağından kendi anlayışlarına göre bilgiler edinmelerine neden oldu, sorunları kendi kendilerine çözmeye kalkıştılar, üniversite ve enstitüleri terk ettiler ve dini tebliğ etme sorumluluğunu kendi basit yorum ve açıklamalarına mahkûm ettiler. Gücü yeten insanlar camiler inşa etme konusunda büyük çabalar sarf ediyorlar, ancak buralarda kullanılan sert üslup tebliğin muhataba ulaşmasına mani oluyor ve arzulanan amaç gerçekleşmiyor. Bilakis başta genç nesilde tam aksi bir sonuç hâsıl oluyor. Belki yanılıyor olabilirim ama söylemdeki bu sert üslup insanların dine sarılmasına değil, nefret etmesine neden olursa garipsemeyeceğim. Hiç şüphesiz cami imamları mescitlerin imar edilmesini, farz namazların cemaatle, camide ve vaktinde kılınmasını teşvik etmeliler. Ancak Kur’an’ın da beyan ettiği üzere, insanları hikmetle ve güzel öğütle Allah’ın yoluna davet etme ile boş ve faydasız sözlerle davet etme arasında büyük bir fark vardır. Bazen öyle bir üslup kullanılıyor ki bazı insanlar evde ibadet etmenin sıhhati konusunda şüphelere kapılıyorlar.
Dilin kendisinin kötüye kullanılmasının etkisi bağlamında, dönemsel olarak tutarsız bir politik konuşmaya öfkeli bir tepki vermek ile sakinleşmek yerine aşırılığın fitilini ateşleyen bir bağırmanın eşlik ettiği şiddetli öfke arasında ciddi farklar vardır. Örneğin, İsrail başbakanı Benyamin Netanyahu’nun Filistin Devlet Başkanı Mahmud Abbas’ın geçen hafta İkinci Dünya Savaşı öncesi Avrupa Yahudileri hakkında söylediklerine cevabı bu bağlamda değerlendirilebilir. Netanyahu’nun bütün bu öfke nöbetini gerektirecek bir durum yoktu, ancak Mahmud Abbas’ı suçlama konusunda aceleci davrandı ve onun sözlerini “Antisemitizm/Yahudi düşmanlığı” şeklinde niteledi. Netanyahu’nun kendisi çok iyi bilir ki; bu adam (Ebu Mazen), İsrail’in sol güçleriyle diyalogdan başlayarak, diğer tarafla diyalogun ilk savunucuları olduğu için, Lizbon’da (10/4/1983) lider İsam Sartavi’yle beraber neredeyse öldürülecekti. Öte yandan Filistin devlet Başkanı, kendisi için, “özür” olarak nitelense dahi, haklı bir tavır takındı ve duruma açıklık getirdi. Bu duruş kişiye zarar vermez. Filistin’in bütünlüğüne ve barış prensibine zarar veren Netanyahu’nun öfke nöbetine soğukkanlılıkla cevap vermesi dahi onun haklılığı ispat için yeterlidir. İşte sözde aşırılık/sertlik böyle bir şeydir. Çoğunun zannettiğinden daha kısa sürede daha tehlikeli bir aşırılığın yayılmasını tetikler. Yeni bir şey ortaya koyabildim mi? Umarım öyledir.