Sina hakkında konuşmak için biraz ciddiyet!
Son dört yıl boyunca tekrarlanan terör olayları, neden özellikle Bir al-Abd, Şeyh Zuveyd ve Ariş’in bulunduğu bölge olan Kuzey Sina’da oluyor? Bu saldırıların sonuncusu Ravza camiinde meydana geldi ve ölü sayısı iki yüzü geçti. Bazıları bu saldırının, Sünni fanatiklerin, bu mıntıkadaki sofi ce
Son dört yıl boyunca tekrarlanan terör olayları, neden özellikle Bir al-Abd, Şeyh Zuveyd ve Ariş’in bulunduğu bölge olan Kuzey Sina’da oluyor?
Bu saldırıların sonuncusu Ravza camiinde meydana geldi ve ölü sayısı iki yüzü geçti. Bazıları bu saldırının, Sünni fanatiklerin, bu mıntıkadaki sofi cemaatleri ortadan kaldırma harekâtı olduğunu iddia ettiler. Bu tür operasyonların, DEAŞ indinde “Kâfir Güçler” olan, Uluslararası Barış Gücü’nün (MFO) üssü konumunda olan Cevre Bölgesi’nde olması gerekmez mi?
Bu operasyonlar neden güneyde değil de, Kuzey Sina’da sık sık ve yoğun olarak gerçekleşiyor?
Radikal akımların bakış açısına göre dalalette olanların ayinlerini yaptığı Azize Catherine Manastırı’nın bulunduğu Sina’nın orta bölgesinde gerçekleşmiyor?
Cevap doğru başlangıçla başlar, ilk önce Sina’da olanlarla ilgili tahlil ve yorumları kirleten yanlış analiz ve bilgilendirmelerden kurtulmak gerekir. Ancak, birçok Mısır televizyon istasyonu, vermiş oldukları yanlış bilgilerle, insanların zihinlerini, devletin yararına değil de terörist grupların menfaatine olabilecek yanlış bilgilerle dolduruyorlar. Maalesef devlet, bu rolü oynayan medya kadrolarına itimat etti (vatanseverlik adına cehalet). Konuşma atmosferini arındırmak; işte doğru olan başlangıç budur.
Terörle karşı karşıya kalmış olanlar için başsağlığı ve manevi atmosferi yükseltme önemli ise de daha da önemlisi, Bir el-Abd’den Şeyh Zuveyd’e arabayla bir saatlik mesafede olmayan, Kuzey Sina’da dar bir şeritte meydana gelen ve sürekli tekrarlanan bu felaketleri ciddi olarak konuşmaktır.
Keşke Sina hakkında yorum yapanlar, öncelikle haritaya baksalar.
Bizler Sina’dan değil, Sina’nın yüzde 2’sine ulaşmayan bir alan hakkında konuşuyoruz. Terör üçgeni genel olarak şunlardan ibarettir:
1. Terörist gruplar.
2. Terörist grupların yeşermesine müsait sosyal zemin
3. Tekfir ve bahane üretme kültürü.
Kuzey Sina’da terörizmin sosyal zemini Bir el-Abd’den Şeyh Zuveyd’e kadar olan bölgedeki felaketlerin ana nedenidir. Fakat daha geniş resmi görmek için, etraflıca Sina hakkında, sonrasında ise daha önce belirttiğim gibi Sina’nın yüzde 2’sine ulaşmayan Kuzey Sina’dan konuşmak zorundayız, zira ancak bu şekilde tekrarlanan olayları ciddi bir analize tabi tutabiliriz. Burada yaşanan hadiselerin Sisi veya öncekinin başkan olmasıyla hiçbir ilgisi yok. Sina’daki oyunun kuralları siyasi ve askeri olarak değişmesi gerekmektedir. Zira her ne kadar bu hadiseler Sina ve Mısır’ın istikrarıyla ilgili görünse de bir o kadar da bölgesel ve uluslararası bir yönü vardır.
Öncelikle belirtmeliyim ki, Sina’daki bilgim teorik değil veya Şarm el-Şeyh’teki turizm sonucu da değil. Ras Muhammed’de yaptığım bir dalış ya da el-Arişi ziyaret neticesi de değil. Bilakis Şeyh Zuveyd’in güneyindeki el-Cevre kentinde konuşlanmış Çokuluslu Güçle (MFO) yapılan bir çalışmaya dayanmaktadır. Bu bölge Mısır ordusunun terörist gruplarla çatıştığı bölgeyi temsil etmektedir. Demek istediğim ordu burada ve olay da Bir al-Abd bölgesinde oldu. Burası Mısır ile İsrail arasındaki “Camp David” barış anlaşmasının askeri protokolü alanı içerisinde. Çokuluslu Gücün (MFO) görevi, Mısır ve İsrail arasındaki Camp David anlaşmasının askeri protokolünün güvenliğini sağlamaktı ve halen de bu görevi devam etmektedir. Mısır ve İsrail arasındaki çatışma alanları dört alana ayrılmıştır: A, B, C ve D. Alan D, İsrail kontrolü altındaki topraklarda bulunur. D veya D alanı, güneydeki Han Yunus’un kuzeyinden Elyat’ın güneyine uzanır. A, B ve C ise Sina sınırları içindedir. Sina’daki A, B ve C alanlarını çok kısa bir şekilde açıklayacağım, çünkü terörizmin imajını ve büyüklüğünü açıklamakta temel verilerdir ve kuvvetlerin Mısır’ın bu geniş alanlarında dağılımının nasıl olduğunun açıklamasıdır.
İlk olarak, Ras Muhammed’den güneye uzanan (el-Ariş’in batısı) Bir el-Abd’in kuzeyine uzanan Alan A: Camp David anlaşmasına göre, önemli İsrail şehirlerinin güvenliğini tehdit edebilecek belirli roket türleri dışında, sahada tamamen silahlanmış 22.000 Mısır askeri, bu bölgede konuşlandırıldı. Daha fazla teknik konuya girip uzatmayacağım.
Alan B: Dört bölgenin en büyük olanıdır, Aziz Catherine’nin güneyinden, kuzeydeki el-Ariş’e uzanır. Burada hafif silahlı bir kuvvet olan Mısır sınır muhafızları vardır. Alan C: Şarm el-Şeyh’in güneyinden kuzeydeki Refah’a uzanır. Burada, Şarm el-Şeyh’de A ve C alanları bağlanır. B Alanı Şarm’ın hemen kuzeyinde St. Catherine’nin yanından başlar. Bu alanda, Mısır polis kuvvetleri çalışmalarını orduyla beraber yürütür.
Bu hızlı sunumun amacı öncelikle; Ras Muhammed’in güneyindeki, Taba’yı da kapsayan Sina’nın bu geniş alanında, DEAŞ’ı rahatsız eden onca unsura rağmen neredeyse herhangi bir terör operasyonu olmamaktadır.
İkincisi, ordu ve polisin varlığı neredeyse aynı. Terörizm neden kuzeyde küçük bir alanda (örneğin güneyde değil) meydana geliyor? Yakın olduğu için mi? Yoksa orada yaşayanların tabiatı mı? Veya Kahire’deki kuzey halkıyla Vadi halkı arasındaki ilişki mi? Yoksa Gazze’den Mısır’a kaçakçılık yapan mafyayla olan ilişkileri mi? Bu cehennem şebekesi, Refah, el-Ariş ve Bir el-Abd’nin ailelerinin birçoğuyla, Hamas unsurlarının yanı sıra, aksi yönde olması beklenen unsurların oluşturduğu bir yapı olup, burada mafyavari bir ekonomik düzen oluşturmuşlardır. Fakat Arap dünyamızda bu türden şeyleri düşünmeye dahi gücümüz yetmiyor, çünkü bu konular, yaklaşılması yasak olan konulardan.
Kuzey Sina’daki sorunun büyük bir kısmı “DEAŞ” ya da hatta Beytu’l-Makdis Hareketi değil, bu örgütlerin orada hiçbir temelinin olmadığını iddia ediyorum, fakat duyduğumuz şey, terörizmden daha karmaşık ve tehlikeli olan mafyavari bir yapının bu bölgeye çökmüş olmasıdır.
Bu noktada, genellikle sadece Mısır’da değil, dünyanın tüm ülkelerinde, yozlaşmış unsurlarla ittifak kuran organize suç grupları hakkında konuşuyoruz ve mafyanın tarihi hemen hemen herkes tarafından biliniyor. Sorunun bir kısmı, Mısır devletinin, topraklarını Sina’dan olmayan işadamlarına teslim etmeleridir. Mübarek rejimi kilometrelerce dönümlük geniş alanları bunlara vermiştir. Bu da mafyanın ortaya çıkmasının sosyal zeminini oluşturmuş ve bu yapılar kendilerini Sina halkının ortakları değil, koruyucusu olarak görmeye başlamışlardır. Bedevilerin öyküsü, arazi ile olan ilişkileri, el koyma hadiseleri ve otlatma hakları eski zamanlardan beri bilinen şeylerdir. İki ya da üç iş adamının, Kuzey Sina’dan gelip buraları kontrol altına almaları düşünülemez. Dolayısıyla o bölge halkı terör ve zorba gruplarıyla güçlerini birleştirip, Kahire politikalarına karşı şikâyetlerini ortaya koyuyorlar. İşte tam da burada imtiyaz ya da terör silahını kullanıyorlar.
Son olayda başka bir unsurun varlığından bahsedilmekte, o da kaçakçılık mafyasının bir tür aile içi çatışması olduğu yönündedir. Bazı raporlara göre öldürme işinin, ailelerin birinin meclisinde başlayıp camiye intikal ettiği yönündedir. Bu husus inceme ve derinlemesine araştırmayı gerektirmektedir. Bunu yapan DEAŞ ise neden güneyde Taba veya Nuyoba ya da Şarm değil de Bir el-Abd ve Şeyh Züveyd’de meydana gelmiştir? Hatta neden el-Avece veya Ariş’ten sonra Gazze sınırındaki Refah da olmadı? Sorular çok fazla. Bunlara cevap verebilmek için vatanseverlik adına yapılan saptırma haber ve medya kirliğinden temizlenip, bilgileri sınıflandırmak gerekiyor.