‘Suçlu’ Akdeniz

Vandallar yeryüzünden ayrılmadı. Vücutlarının renkleri, hala toprağı renklendiriyor. Nefesleri, Akdeniz’in dalgalarını yükseltiyor. Aziz Yuhanna Şövalyeleri, Mason kitapları, insanları metaya dönüştüren korsan grupları ve birlikleri Kuzey Afrika ve Kahire’yi ele geçirdikten sonra Malta’dan Sicilya’y

‘Suçlu’ Akdeniz

Vandallar yeryüzünden ayrılmadı. Vücutlarının renkleri, hala toprağı renklendiriyor. Nefesleri, Akdeniz’in dalgalarını yükseltiyor. Aziz Yuhanna Şövalyeleri, Mason kitapları, insanları metaya dönüştüren korsan grupları ve birlikleri Kuzey Afrika ve Kahire’yi ele geçirdikten sonra Malta’dan Sicilya’ya uzanan Fatımiler’in sesleri…Tarihin kumları bunları yok etti mi? Avrupa güçleri, Akdeniz’in mavi sularını geçerek çöle doğru hareket ettiler ve dördüncü kıyıyı işgal ettiler. Bunlardan önce Romalılar, ülkeler arasındaki sınır haritalarını kullanmıyorlardı. Dünya etrafındaki sınırları kılıçlar çiziyordu. İmparatorluklar, Akdeniz ülkelerine egemen olarak hâkimiyetlerini tamamlıyorlardı. Tarihin suyu, Afrika ve Avrupa kıtaları arasında uzandı. Zaman, suyun derinliklerine çöktü. Ancak dalgalar, zamanı yeniden vücuda getiriyor.

Akdeniz, kuzey halkının Afrika’ya üzerinden geçtiği yüzen bir köprüdür. Romalılar, Akdeniz’e ‘Bizim Denizimiz’ anlamına gelen Mare Nostrum adını vermişlerdir. İtalya, Libya kıyılarını dördüncü kıyı olarak isimlendirmiştir. Akdeniz, kader denizidir. İnsanlık tarihinin yazılmasına katkı sağlamış en büyük mürekkep hokkasıdır. Kalemler ise, katil ve maktul insanların bedenleridir. Araplar, Akdeniz’i geçerek adaları, Sicilya’yı, Sardinya’yı, Kıbrıs’ı ve Girit’i fethettiler. Buradan da vatan ve medeniyet kurdukları Endülüs’e geçtiler. Birlikte yaşamış ve sahillerinde şehirler kurmuş halklar, bütün Akdeniz ırklarının karışımından müteşekkildir. İtalyan Sardinya ve Sicilya halkı, Fenike kökenli olup Ari ırkına mensup değildir. Ayrıca Malta adası, Akdeniz renginin etnik ve kültürel cismini temsil eder. İngilizce’nin yanı sıra Arapça ve İtalyanca dilleri Malta diliyle kaynaşmıştır. Endülüs’ten çıkartılan Araplar, damarlarında Avrupa kanını ve pek çok şeye ekledikleri kültür ve becerileri beraberlerinde taşıdılar.

Fatimî Devleti, Afrika’nın kuzeyine ve Avrupa’nın güneyinde bulunan çeşitli adalara hâkim oldu. Keza Ağlebiler devleti de öyle. Söz konusu bu iki devlet, güç, din ve coğrafyanın bir armağanıdır. Mezkûr iki devletin İslami oldukları ölçüde ayrıcalıklı birer Akdeniz devleti olduklarını söyleyebiliriz.

Türkiye, Akdenizliydi. Güçlerini takip eden birliklerin nüfuzu, Kuzey Afrika’ya kadar uzandı. Türkiye sadece fetih güçlerini sevk etmedi. Aynı zamanda bu güçlere yeniçeri birlikleri ve sosyal dokunun ipleri olan halk grupları da eşlik etti. Türkiye ve Akdeniz, tarihin kaybolmayan birer demetleridir. Türk dilinin kalıntıları çoğu insanın konuşmalarından düşmüyor. Yemekten ise bahsetmeyelim. Türkiye, tarihin Akdeniz doğasına ve kıyılarına ektiği bir tohumdur. Akdeniz her şeyde ve sınır ötesi güçlerin kullandığı yönetimlerde mevcuttur. Kahire ordularının kullandığı su, coğrafi, kültürel ve beşeri oluşumların sınırlarını aştı. Tarihin rotalarına sahip olan bir güç oldu. Kimlikler yaparak toplumların yapısını ortaya çıkardı.

Amerika keşfedildikten sonra ise, dünyadaki güç denklemleri değişime uğradı. Atlas okyanusu hayatın yeni bir geçidi oldu. Suların kimliği değişti. Ekonomik, askeri ve beşeri bakımdan güç kalkanı oldu. Akdeniz’in egemenliği, halkların hareketliliği üzerinde zayıfladı. Fakat güney Avrupa ve Kuzey Afrika bölgesi, şiddetli ve yumuşak insanın ortaya çıkışında temel bir eksen olarak kalmaya devam etti. İnsanların kanının döküldüğü bütün savaşlarda, Akdeniz’in büyük bir nasibi vardı.

Korsanlık, denizin üzerinde yüzen bir Akdeniz olgusudur. Kuzey Afrika vilayetlerinin hükümdarları, deniz gücü inşa ederek nüfuzlarını Akdeniz’e egemen kıldılar. Trablus, Tunus ve Cezayir eyaletleri teorik olarak Osmanlı Devleti’ne bağlıydı. Ancak bu durum, cami minberlerinde sultana dua etmekten ibaretti. Askeri ve siyasi açıdan ise, her eyalet tam bir bağımsızlığa sahipti. Bu eyaletler, Akdeniz’de yolcu trafiğini engellemek, gemilere ve gemilerin içindekileri ele geçirmek için birbirleriyle yarıştılar. Bu duruma boyun eğdikten ve peş peşe fidye verdikten sonra Batılı devletler ve ABD, her biri kendi yöntemiyle harekete geçti. Amerika, Libya kıyılarındaki bağımsızlıktan sonra, Trablus hükümdarları Karamanlı Hanedanı’na karşı ilk deniz savaşına girdi. Bu savaşta Amerika yenildi ve Philadelphia savaş gemisi batırıldı. Amerika teslim oldu. Ancak Amerika, Libya’nın doğusunda bulunan Karamanlı’nın kardeşini harekete geçirerek askeri bakımdan onu destekledi. Bu hareket de başarısızlıkla sonuçlandı. En nihayetinde ise, Amerika Trablus’la siyasi bir çözüm yapmaya yöneldi.

Fransa, Cezayir’i işgal ederek 130 yıl devam eden sömürgecilik kapsamında Cezayir’i kendisine kattı. Tunus üzerinde himaye düzeni kurmak için Tunus beyine Bardo Antlaşması’nı dikte etti.

Akdeniz, bütün korsanlık, sömürgecilik ve vesayet halkalarında en karışık yerlerden birisiydi. Zaman halkası, Kuzey Afrika’da tarihin rengini resmetti. İtalya güçleri, Libya’ya akın edip burayı işgal ederek daire tamamlanmış oldu.

Bugün… Akdeniz yeni bir kader suyunun rengine dönüşüyor. Siyah tenli insan kafileleri, Avrupa cennetine gitmek için Akdeniz sularına akın ediyorlar. Avrupa’nın ışığı, Afrika’daki açlık, ölüm ve savaş dünyasının ufuklarına ulaştı. Genç kadın ve erkekler, kurtuluşun ışığına yani umut dünyasına (Avrupa) koşuşuyorlar. Akdeniz ise sihirli bir gemi. Akdeniz, bir geçit ve kabristandır. İnsanlık tarihinde hiçbir kabristan bu hacimde genişlememişti. Akdeniz’in altındaki ölü bedenlerin mesajı yüzeye ulaşamadı. İnsan karıncaları, trajik intihar yolculuğundan vazgeçmediler.

Libya, şaşkınlık çölü ve şaşkınlık sahilidir. O, eski dünya ile yenidünya arasında tüm ölüm yolculuklarına (karışan) deniz aracılığıyla büyük sahra çölünden Avrupa’ya yapılan köle ticaretinin geçişini sağlıyordu. Siyaset, 20 yıldan beri ölüm denizi ile kurban denizinin iki yakası arasında yeniden ilişki kurmaya çalışıyor. 5 güney Avrupa ülkesiyle 5 Afro-Arap ülkesini kapsayan (5+5) projesi başladı. Bu projenin hedefi ise, ekonomik kalkınma iş birliği politikası ile kültürel ve güvenlik düzenlemeleridir. Üye tarafların arasındaki bitmeyen anlaşmazlıklardan dolayı proje, henüz sahada başlamadı. İki yaka arasında iş birliği programlarını yapmak ümidiyle daha geniş bir proje olan (Barselona) projesi ortaya atıldı. Ancak proje başlamadan zayıfladı. Hayaller ve ümitler yeniden Akdeniz için birleşme projesine bağlandı. Bu proje, İsrail’i kendisine dâhil ederek rahminde ölüm virüsü taşımaya başladı.

Yaşam için ileri sürülen bütün iş birliği projeleri öldü. Akdeniz ise, trajik tarihî girdabına geri döndü. Sömürgecilik yıllarında yüzen savaş ve ölüm köprüsü, yaşam ümidiyle bu defa güneyden kuzeye zıt yönde akın edenlerin siyah ölüm kabristanına dönüştü.

Kara ve coğrafyanın olduğu gibi denizlerin de kaderleri vardır. Suyun yüzeyinde ve derinliklerinde, toprağın üstünde ve altında evlatlarına girdap oluşturmak…