Suriye dönemi
Son birkaç günde Güvenlik Konseyi’nde Esed rejimi ile Rus ve İranlı müttefiklerinin Guta-Şam’daki savaşı konusunda dönen tartışmalar ve oylama, belki de Suriye döneminin bir başka özelliğidir. Suriye dönemi çağdaş dünyamızın uluslararası bir politikası haline geldi ve siyasi, ekonomik, toplumsal ve
Son birkaç günde Güvenlik Konseyi’nde Esed rejimi ile Rus ve İranlı müttefiklerinin Guta-Şam’daki savaşı konusunda dönen tartışmalar ve oylama, belki de Suriye döneminin bir başka özelliğidir. Suriye dönemi çağdaş dünyamızın uluslararası bir politikası haline geldi ve siyasi, ekonomik, toplumsal ve kültürel etkilerini dayattı. Böylece dünya, Suriye döneminden önce olduğundan farklı bir kimlik ve tavra büründü.
Suriye döneminin önemi, 185 bin kilometrekareyi aşmayan yüzölçümlü ve 22 milyon nüfuslu bir ülkeden ileri gelmiyor. Ya da Suriye’nin, Esed rejimi ile özellikle Rus ve İranlı müttefiklerinin sebep olduğu yıkım ve acılara şahit olması da değil önemini belirleyen. Herkesin dünyanın modern tarihinde on yıllar içinde şahit olunan en acımasız facia olarak bildiği tüm bu hadiselerin önemine rağmen bu dönemin daha özel bir önemi var. O da geçtiğimiz yedi yıl boyunca ona eşlik eden uluslararası ve bölgesel politikalardır. Bu yedi yıllık dönemin başlangıç fişeği, Suriyelilerin özgürlük, onur ve kendilerinin, ülkelerinin ve evlatlarının hayatını ve geleceğini değiştirme talepleri ile ortaya çıkmalarıydı. Rejim onlara ölüm, tutuklama ve bireysel-toplumsal olarak maddi anlamda güçlerini kırma ile karşılık verdi; tabi Ruslar, İranlılar ve diğer ortaklar gizliden bu kanlı yürüyüşe katılmadan önce.
Suriye dönemini ayrıcalıklı kılan birkaç nokta var. Birincisi ve en önemlisi, Suriye kıyımının devam etmesine yönelik zımni bir ittifakın olmasıdır. Ve bu ittifak savaşın şiddetine katılan tarafların ortaya çıktığı uluslararası zirve düzeyinde ilan edilen bölünmeye rağmen gerçekleşiyor. Tıpkı başta ABD ve Avrupa’nın katil ittifaka karşı işi icraata dökmeden düşmanlık ilan etmesi karşısında Rusya ve İran’ın durumu gibi. Sözde düşmanlığın ceza kesmedeki yoldaşlığı ve vekâleti kâh terörle mücadele bahanesi kâh alternatif yokluğu gerekçesiyle rejimi kabul ve iyileştirme düşüncesine kadar varıyor.
İkinci nokta, temel grupların Suriye batağına askeri, siyasi ve güvenlik açısından katılım sağlamak için gitmesidir. Her biri için siyasi ve askeri coğrafyada, savaş ekonomisinde ve ötesinde bir alana sahip olmak, Suriye’de çok boyutlu stratejik bir varlık anlamına geliyor. Onlar da gizli veya açık sürekli hatta Suriye meselesinin çözümüne varılsa bile varlıklarını ilan ediyorlar. Bu tavra en başta Rusya ve İran öte yandan ABD ve Türkiye katılıyor.
Üçüncü nokta, tüm tarafların BM ve Güvenlik Konseyi gibi uluslararası kuruluşların rolünü değersizleştirme, kanunlarını ve tecrübelerini yok sayma veya değiştirme ve meselenin ve tehlikeli krizlerin çözülmesinde uluslararası politikaların uygulanmasının yolunu tıkama konusunda hemfikir olmasıdır. 2003 yılındaki Irak savaşı öncesinde uluslararası bir ittifak oluşturmak için ABD’nin BM Güvenlik Konseyi dışında iş çevirmesi örneğinde olduğu gibi.
Dördüncü nokta, tarafların Suriye meselesine terörle savaş zaviyesinden bakmada, kendi politika ve tutumlarını temize çıkarmada ve uluslararası planda yasaklanan kitle imha silahları ve kimyasal kullanmak, aralarında kadın ve çocukların yer aldığı sivilleri öldürmek, kuşatmak ve sürgün etmek suçlarını örtbas etmek için bundan istifade etmede ortak olmalarıdır. Tüm bu tarafların Esed rejiminin terörüne destek vermek için savaşa dâhil olup da aşırılık yanlısı gruplar oluşmasına katkıda bulunmasından ve onları koruyup siyasi araçlar haline getirmesinden önce Suriye meselesindeki temel hareket noktasının özgürlük ve demokratik değişim için gösterilen sivil çaba olduğu unutuluyor.
Beşinci nokta, Suriyeli farklı siyasi ve askeri tarafların rolünü değersizleştirmek için benimsenen ortak tavırdır. Bu davranış rejimi ve muhalefeti aynı potada bir araya getiriyor. Aynı zamanda farklı ideolojik ve siyasi yapılara sahip siyasetçileri ve silahlı grupları da bir araya getirerek onları başkalarının gündemi için kullanılan araçlara dönüştürüyor. Bu durum, dini, kavmi ve bölgesel manada derin bölünmelere sebep oluyor ve uzun sürmesi mümkün savaşların temelini atıyor.
2011 yılında Suriyelilerin rejime yönelik devrim teşebbüsleri, Suriye döneminin önsözüydü. Ancak bu dönemin asıl girişi, 2012 yılında Suriye meselesinin çözümü için yapılan ve fikir birliği ve çatışmaları içeren Cenevre bildirgesi oldu. Bu çatışmalar ve fikir birliğinin temeli savaşa müdahil olan bölgesel ve uluslararası aktörler tarafından atıldı ve şimdi olduğu üzere kendi anlaşmaları için bir çerçeve haline getirildi. Bu durum, BM Güvenlik Konseyi’nin Suriye’de sınırlı bir ateşkes konusunda çıkardığı 2401 sayılı kararında da kendini gösteriyor. Bu karar, yürütmenin hareket noktalarını ve göstergelerini içeriyor. Söz konusu hareket noktaları arasında taraflardan istenen bağlayıcı olmaktan uzak tavır da yer alıyor ki bu, ateşkesin serbest bırakılmasını sağlıyor. Buna ek olarak karar, olanları rejim ve müttefiklerinin Suriyelilere özellikle de kuşatma altındaki Guta’ya yönelik savaşı olarak değil de ‘düşmanca tavırlar’ olarak nitelendiriyor. Öte yandan saldırgan ile saldırıya uğrayanı eşit tutuyor ve kararın kapsamını DEAŞ, Nusra, El Kaide ve onlara bağlı tüm oluşumlar gibi terör örgütlerine karşı askeri operasyonlar olarak belirliyor. Oysa herkes biliyor ki rejim ittifakı, sivil bile olsa her muhalife teröristlerin müttefiki olan bir terörist nazarıyla bakıyor. Diğer yandan Guta ve İdlib’de onlara yönelik savaş da hala devam ediyor. Bu, BM Güvenlik Konseyi’nin kararı çıktıktan sonra rejimin ve müttefiklerinin Guta’ya yönelik doğrudan saldırısını açıklıyor. Nitekim İran BM Güvenlik Konseyi’nin kararına rağmen Guta’da savaşın süreceğini açıkladı.
Suriye detayları, Suriye dönemini uluslararası siyasette yeni bir yaklaşım olarak gösterme fikrinden öteye geçmiyor. Nitekim çözümsüz bir şekilde devam etme kararı ile krizler ve patlamalarla başa çıkmak ve savaşın doğrudan sahiplerini bir kenara bırakarak tüm tarafların ortak çıkarlarını gerçekleştirmek biçimini almıştır.