Suriye’ye askeri operasyon şartı: Kimyasal saldırı
ABD Başkanı Donald Trump, Esed rejimi ve Rusya’nın askeri operasyon hazırlıkları yaptığı İdlib’e saldırı gerçekleştirmesi halinde, insani kriz yaşanabileceği uyarısı üzerine harekete geçti. ABD’nin öncelikleri, ‘kırmızı çizgi’ olarak belirlediği kimyasal saldırıyı engellemekle birlikte, terörle müca
ABD Başkanı Donald Trump, Esed rejimi ve Rusya’nın askeri operasyon hazırlıkları yaptığı İdlib’e saldırı gerçekleştirmesi halinde, insani kriz yaşanabileceği uyarısı üzerine harekete geçti. ABD’nin öncelikleri, ‘kırmızı çizgi’ olarak belirlediği kimyasal saldırıyı engellemekle birlikte, terörle mücadelenin sivillere zarar verilmeden yürütülmesi olurken, Suriye’de değişen dengeler nedeniyle Washington’ın askeri hareketlilik alanının daraldığına dikkat çekiliyor.
Şarku’l Avsat’ın edindiği bilgiye göre, Başkan Trump, yarısı mülteci 3 milyon sivilin yaşadığı İdlib’e yönelik askeri operasyonun insani krize sebep olacağı yönünde istihbarat aldı. Söz konusu istihbaratta, askeri operasyon halinde sivillerin kaçacak yerinin olmadığı ve terörle mücadelenin, sivil nüfus yoğunluğuna sahip bir bölgeye askeri operasyon için yeterli bir sebep olamayacağı vurgulandı.
İstihbarat üzerine harekete geçen Trump, insani krizi önlemek için ABD kurumlarını harekete geçirdi. Şarku’l Avsat’a aktarılana göre, şu çerçevede hareket edilecek:
ABD Savunma Bakanlığı (Pentagon), kimyasal saldırı meydana gelmesi halinde Suriye’de vurulacak yerlerin haritasını belirledi. Trump ve Almanya Şansölyesi Angela Merkel arasında bu kapsamda görüşmeler yapıldı. ABD Dışişleri Bakanı Mike Pompeo, kimyasal silah kullanılmaması uyarısını aktarmak üzere Rusya Dışişleri Bakanı Sergey Lavrov’u telefonla aradı. ABD diplomasisi ise Esed rejiminin kimyasal silah kullanmasına göz yummakla suçladığı Rusya’ya karşı kulis çalışmaları başlattı.
İngiltere, ABD ve Fransa, Esed rejiminin geçtiğimiz Nisan ayında, Şam’ın Doğu Guta bölgesindeki Duma kasabasına kimyasal saldırı gerçekleştirmesi üzerine rejimin kimyasal silah üretim merkezleri ve askeri üslerini vurarak, kırmızı çizgisini hatırlatmıştı. Üç ülke, 21 Ağustos’ta yayınladıkları ortak bildiride de, “Geçmişte olduğu gibi Esed rejiminin kimyasal saldırı gerçekleştirmesi halinde bu saldırıya uygun cevabı vereceğiz” ifadelerini kullandı. ABD Ulusal Güvenlik Danışmanı John Bolton ise rejimin kimyasal silah kullanması halinde çok sert yanıt verecekleri uyarısını yapmıştı.
Rusya da, ABD, İngiltere ve Fransa’nın ortak bildirisine karşılık, Suriye sahillerinde daha önce görülmemiş bir askeri hareketlilik başlattı. Washington’ı, rejime karşı güç kullanmaktan vazgeçirmek hedefiyle, dün Akdeniz’de bir askeri manevra gerçekleştiren Moskova, Nisan ayındaki operasyonda da, Suriye’ye ait mevzilerin vurulmasına izin vermeyeceklerini kaydetmişti.
Pompeo’dan Lavrov’a suçlama
Washington’ın İdlib’e yönelik muhtemel bir askeri operasyona karşı yürüttüğü diplomatik hareketlilik kapsamında, ABD Dışişleri Bakanı Mike Pompeo, önceki gün yayınladığı twitter mesajında, Rus mevkidaşı Sergey Lavrov’u, rejimin İdlib’e kimyasal silah gerçekleştirmesini savunmakla suçlamıştı. Pompeo, “ABD, bu durumu, halihazırda tehlikeli olan bir gerilimin daha tehlikeli hale gelmesi olarak niteliyor” ifadelerine yer verdi.
Lavrov: Terör grupları ile ılımlı grupların ayrışması önemli
Rusya Dışişleri Bakanı Lavrov ise bu açıklamaya dair yaptığı yorumda, Batı ülkelerinin Suriye’deki terörle mücadele sürecini başarısızlığa uğratmamasını umduğunu belirterek, “Terör grupları ile ılımlı olarak nitelediğimiz grupların ayrışması önemli. Söz konusu terör gruplarına karşı sivillerin minimum zarar görmesini sağlayarak mücadele edilmelidir” dedi.
ABD’nin Suriye Özel Temsilcisi Jeffrey Ortadoğu turuna çıkıyor
Bu arada Mike Pompeo, ABD’nin Suriye Özel Temsilcisi James Jeffrey ile Dışişleri Bakanlığı Suriye Özel Elçisi Joel Rayburn’u, 1-4 Eylül tarihleri arasında Türkiye, İsrail ve Ürdün’e giderek, bu ülkelerle Washington’ın görüşlerini paylaşmakla görevlendirdi.
ABD tarafının, Türkiye ve Rusya’ya baskı aracı olarak, dört mesaj iletmesi bekleniyor. Bunların, İdlib’deki terör gruplarıyla savaşı hızlandırmak, insani krizin önüne geçmek, İdlib’in geleceğini Suriye’deki siyasi çözüm sürecine bağlamak ve kimyasal saldırıya ilişkin kırmızı çizgilere uymak olduğu kaydediliyor.
Rus tarafı da benzer bir tavır takınarak, Türkiye’ye bir an önce Heyet-i Tahriru’ş Şam (HTŞ) sorununu bir an önce çözmesi, Şam rejimine de bu hedefe ulaşılana dek beklemesi yönünde baskı kuruyor.
Türkiye ve Rusya arasında sürdürülen, İdlib konusunu netleştirme müzakereleri de tüm hızıyla sürüyor. İki ülkenin yanı sıra, İran’ın da katılacağı ve İran’ın başkenti Tahran’da 7 Eylül’de gerçekleştirilecek üçlü zirve öncesi net bir harita belirlendi. Bu kapsamda, Ankara’nın önceki gün HTŞ’yi terör örgütleri listesine alma adımının Ankara-HTŞ arasındaki müzakerelerin başarısızlıkla sonuçlandığını gösterdiğine işaret ediliyor. Artık, masada askeri çözüm var. İdlib’de Suriye Özgürleştirme Cephesi çatısı altında toplanan muhalif gruplar, Moskova’nın Şam’ı ikna etmesiyle birlikte, HTŞ’ye saldırı için Türkiye istihbaratının talimatını bekliyor.
Muallim: Türkiye ile çatışmak istemiyoruz
Bu noktada, Suriye Dışişleri Bakanı Velid el-Muallim’in, dün, Russia Today’e verdiği röportajda, “Türkiye ile çatışmak istemiyoruz. İdlib operasyonu için acele etmiyoruz” demesi dikkat çekici. Bu açıklamada, Rusya ve Türkiye arasındaki, Ankara’nın Suriye devletinin İdlib üzerindeki egemenliğini kabul etmesini amaçlayan müzakerelere paralel olarak geldi. Buna karşılık Rusya’da, İdlib’deki sivillerin Türkiye’nin daha önce terör örgütü PYD’den ele geçirdiği Afrin’e nakledilmesini kabul etmesi bekleniyor.
Ankara’yı ziyaret edecek ABD heyeti ile Türk yetkililerin, Halep’in kuzeyindeki Menbiç için belirlenen yol haritasının da belirlenmesi beklentiler arasında. Ankara ise ABD Başkanı’nın “DEAŞ’ın yenilgiye uğratılması, İran’ın Suriye’deki nüfuzunun kırılması ve Şam’la siyasi çözüme ulaşılması” hedefiyle Suriye’de kalma kararının ardından, Fırat Nehri’nin doğusundaki askeri varlığının artmasından duyduğu kaygıyı dile getirmişti.
Washington, geçtiğimiz ay, Suriye Demokratik Güçleri (SDG) siyasi ayağı olan Demokratik Suriye Meclisi (DSM) ile Esed rejimi arasında, başkent Şam’da sürdürülen müzakereler esnasında, SDG tarafına bölgedeki sosyal hizmetlere yoğunlaşma tavsiyesinde bulunmuştu.
Şam’ın DSM ile yürüttüğü müzakerelerde, önceliğini 107 sayılı kanunun öngördüğü gibi yerel yönetimlerin Eylül ayında düzenlenecek yerel yönetim seçimleriyle belirlenmesine vermesinin ardından müzakerelerin devamı için iki tarafın siyasi kararlarını vermesinin beklendiği öğrenildi.
Muallim: ABD’liler, müttefiklerini yarı yolda bırakmakla meşhur
Velid el-Muallim de, Russia Today’e verdiği röportajda, “Kürtler, Suriye’nin toplumsal yapısının bir parçasıdır. Hükümet, onlarla olan diyaloğunu sürdürmeye hazırdır. Ancak, bazılarının tamamen ABD’ye güvenmesi durumu zorlaştırıyor. Amerikalılar, müttefiklerini yarı yolda bırakmakla meşhurdur. Bu çerçevede, federalizm seçeneğini kesinlikle kabul etmiyoruz. Önceliğimiz diyalog ve karşılıklı anlayış” ifadelerini kullandı.
‘İran’ın, İsrail sınırından uzaklaştırılması’ talebi
İsrail’in başkenti Tel Aviv’e gidecek ABD heyetinin ise; Rusya, İsrail ve ABD arasında, Suriye hükümetinin, ülkenin güney kesimini ele geçirmesine karşılık, İran’ın İsrail sınırından uzaklaştırılmasını öngören anlaşmanın işleyişini konuşacağı tahmin ediliyor.
Şarku’l Avsat’ın Batılı bir yetkiliden edindiği bilgiye göre, Washington ve Moskova arasında, İran’ın doğu ve güneydoğu Suriye’deki etkinliğinin bitirilmesine dair müzakereler sürüyor.